• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Bazılarımız da deprem yardımıyla ilgilense

Ümit Kıvanç

İkinci Van depremi gösterdi ki, Türkiye, nasıl olduysa (bkz. ikinci paragraf), arama-kurtarma işinde muazzam bir mesafe kat etti. Depremle ilgili gerikalan bütün konulardaysa, bununla alâkası olmayan ilkellik düzeyimiz devam ediyor.

Peki, arama-kurtarma konusunda bu mesafe nasıl alındı? Cevabı çok basit: Çünkü 17 Ağustos 1999 büyük depreminden sonra memleketin dört bir yanında yüzlerce sivil inisiyatif gelişti, insanlar dernekler, gönüllü arama-kurtarma ekipleri kurdular, eğitim aldılar, teçhizat edindiler ve, en önemlisi, bir daha benzer bir felaket olduğunda oturup devletin teşrif etmesini beklemek yerine, kimsenin sözüne bakmadan gidip işe girişmenin en doğru yol olduğunu anladılar. Büyük deprem ertesinde var gücüyle sivil yardım seferberliğini bastırmaya uğraşan devlet içerisinden aklı başında birileri de, “bu iş böyle olmayacak, biz de kendimizi geliştirelim” dedi. Sonucu hayırlı oldu. İnsan sırtında bir resmî kurumun adı yazılı arama-kurtarmacıları canla başla ve ustalıkla çalışırken görünce “bu bizim devlet mi?” diye hayretlere düşüyor. 1999’dan önce olsaydı, Van’daki otelin altından bir tek insan sağ çıkamazdı, şimdi 27 kişi kurtarıldı.

İkinci depremin en yaygın ve uzun süreli kötülüğü, sağ salim insanlarda yarattığı ruh hali. Korku, moral bozukluğu, çaresizlik ve yine korku, sıfır derece soğukta insanları evlerine girmekten alıkoyacaktır. Ve böyle bir durumda, insanlara kalın, kışlık giyecekler göndermek dışında, sivillerin elinden gelebilecek fazla bir şey yok. Taşınabilir ısıtıcılar gönderilebilir ama dağıtılan çadırlar neye elverişlidir, neye değildir, bilmemiz gerekli.

Bu kadar çok insanı sokakta bırakan böyle bir depremin ardından acilen yapılması gereken, o insanlara başlarını sokabilecekleri, çocuklarını hastalanıp ölmekten koruyabilecekleri, sıcak bir dam altı sunabilmek. Türkiye’nin imkânlarını gözönüne aldığınızda, bunun hiç de zor olmadığını kolaylıkla görürsünüz. Büyük şehirlerin kanını emen dev gökdelenlerin, istif istif dairelerden oluşan muazzam “bilmemne city” binalarının birkaç ayda dikiliverdiğini izliyoruz. Bu yine de zaman alır. İnsanlar o zamanı nasıl geçirecek? Muhteşem kışlık çadırlar var. Özel ısıtıcılarıyla, bölmeleriyle, biraz olsun içinde yaşanabilir mekânlar. Evet pahalı. Ne kadar pahalı? Bir makam arabası, bir jip, bir tank mermisi parasına kaç tane alınabilir?

Ama ben de neden bahsediyorum, değil mi?

Deprem ertesinde en büyük meselelerden biri, yakınlarını, evlerini, işlerini güçlerini kaybetmiş insanların kafayı yemeden yaşamaya devam edebilmesi. Düşünün, dükkânlar açılamıyor. İnsanların parası olsa bile nereden karşılayacaklar ihtiyaçlarını? Kahve falan yok ki gidip vakit öldürsünler. Olsa da, kadınlar ve çocuklar ne halt edecek? Her şeyini kaybetmişsin, hâlâ şoku atlamamışsın, orada çocukların donuyor, açsınız, uyuyabildiysen uyandın, kendini içinde bulduğun manzara bu. Ertesi gün, aynısı. Sonraki gün, yine aynısı... Depremden sonraki en hayati mesele, evet, basitçe, yaşamaya devam edilebilmesi.

Şu anda yaklaşık 900 bin nüfuslu bir şehir, imkân bulup başka yerlerdeki yakınlarının yanına sığınabilenler dışında kalan ahalisiyle, soğukta, dehşete düşmüş, muhtemelen ellerini kaldırıp Allah’a “niye” diye soruyor.

İlk Van depreminde, aramızdaki ahlâksız, vicdansız, şuursuz faşistlerin zart zurt etmelerine ne yazık ki fırsat verdik. Depremin devlet-PKK savaşının bir yerel muharebesi gibi muamele görmesine de. Umarım bu sefer vermeyiz.

Depremden hemen sonra enkazların üstünde beliren turuncu-pembe tulumlar sizi yanıltmasın. Arama-kurtarmacılar işlerini muhteşem bir şekilde yaptılar. Yaparlar. Ama onların işi birkaç gün sürebiliyor. Sonra onların yapabileceği bir şey kalmıyor. Depremin artçı mı bağımsız mı olduğunu uzun uzun tartışmamızın ve Van Gölü’nün altındaki fay hatları üzerine engin bilgiler edinmemizin de felaketzedelere hiçbir yararı yok. Bundan sonrası, yaygın ve örgütlü bir sivil seferberlikle ve devletin ciddî girişimleriyle halledilebilir. Devleti biz buna zorlamazsak neyi ne kadar yapacağından, haliyle, fazlasıyla şüpheliyim. (Deprem “bölge”de olduğu için değil. Yozgat’ta da olsa aynı şüpheyi duyarım.)

Evinizin bir anda yıkıldığını, ailenizden birilerini kaybettiğinizi, buz gibi soğukta, çoluk çocuk, şansınız varsa dağıtılan yemekle beslenebildiğiniz, ne olacağınızı bilmeden öylece beklediğiniz bir hayatı tasavvur edin lütfen. Çadırdasınız, kendi yaptığınız derme-çatma bir sığınaktasınız veya arabanızdasınız. Buna kaç gün dayanabilirsiniz?

Diyeceğim, zart zurt etmeyi bırakalım, yardım seferberlikleri örgütlemeye çalışalım. 1999 depreminde aylarca bölgeye muazzam miktarda yardım taşıyan Sivil Koordinasyon, birkaç insanın, “galiba şöyle bir şey yapsak iyi olacak” demesiyle oluşmuştu. Esas olarak, yardım yapmak isteyenlere, “şunu değil bunu alın, daha çok ihtiyaç var” diye yol gösteriyordu. Sonra bunları oraya ulaştırıyordu. Şimdi acil ihtiyaç belli. Soğuğa karşı insanları koruyacak her şey.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89