• BIST 108.392
  • Altın 143,552
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 34 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 21 °C

Batı’nın 'umudu' ateşi hep harladı…

Fehim Işık

Batı, IŞİD’in Musul’u işgali sonrasında Irak’ta yaşanan yeni duruma karşın bilindik siyasetini sergilemeye başladı: “Irak krizinin kısa bir süre içinde çözülmesini umut ediyoruz.”

ABD, Fransa, İngiltere başta olmak üzere Batı’nın emperyalist kampında yer alan devletlerin kapalı kapılar ardında ne yaptıklarını, bilmiyoruz.

Bildiğimiz, kendi yarattıkları sorunun çözümü için dışarıya “umutlarını” yansıttıkları...

Bir diğer bilinen de, Batı’nın “umutlarının” Ortadoğu’daki halklara ve inançlara sadece ölüm getirdiği.

***

Bugün Irak’ta yaşanan krizin çözülmesini umut edenler, 1. Dünya Savaşı sırasında ellerine cetvel alıp oluşumuna karar verdikleri yeni bölge devletlerinin sınırlarını çizenler...

Aradan geçen 90 yılı aşkın süreden sonra bir kez daha gördük ki bu sınırlar sürekli istikrarsızlık yarattı. En önemlisi de halkların ve inançların yok sayılmasının, baskı ve zorbalıkla hizaya getirilmek istenmesinin yarattığı sonuçlar bölgede bir tek savaşı ve ölümü büyüttü.

İstikrarsızlık sadece Kürt halkının yok sayılması, ülkesinin dört devlet arasında paylaşılması değil elbet. Mezhep esaslı iktidarların yarattığı tablo da Ortadoğu’da sürekli kan akmasına neden oldu. Irak’ın azınlığı olan Sünniler Saddam ve öncesindeki dönemlerde kendi iktidarlarını pekiştirmek için diğer halkları ve inançları zorbalıkla bitirmeye uğraşırken, Suriye’nin azınlığı olan Şiiler de aynı politikaları tersinden “ötekilere” uyguladı.

Irak’taki iktidar 2003 yılında el değiştirip Şiilerin eline geçtikten sonra da durum değişmedi. Bu kez Şiiler Sünnileri yok sayıp kendi egemenliklerini Sünnilere ve Kürtlere baskı uygulayarak yaşama geçirmeye çalıştılar.

Suriye ve Irak yok edici, katliamcı politikaları BAAS adı altında yürütürken, İran ve Türkiye’de de BAAS’la benzer politikalar uygulanıyordu. Türkiye’nin BAAS’ı Kemalizm, İran’ın BAAS’ı ise başlangıçta Pehlevi Hükümranlığı, sonrasında da Şii İslam Devleti üzerinden yaşam buldu.

Baskıcı dört ülkenin “al birini vur ötekine” diyebileceğimiz tarzdaki benzer politikalarının yarattığı istikrarsızlık, bölük pörçük Arap devletlerinin Batı’nın eteğine sığınarak yürüttükleri yönetsel anlayış, Batı’nın bu topraklarda istediği gibi at koşturmasına neden oldu. Fransa ve İngiltere’ye eklemlenen ülkeler de zaman içinde Ortadoğu’dan pay almaya başladılar.

Elbet Ortadoğu’ya istikrar ve demokrasinin gelmesi, en başta bu pastadan pay alanların işine gelmezdi. Bu nedenle hep baskıcı ve zorba politikalar ile büyüttükleri mezhep canavarına sığındılar. Yarattıkları bu canavarın neden olduğu istikrarsızlığı kendi hegemonyalarını pekiştirmek için değerlendirdiler.

Batılıların büyüttükleri, yerel iktidarların baskıcı ve zorba politikalarla destekledikleri mezhep canavarı, bugünlerde Irak ve Suriye krizleri üzerinden kendilerini de vuracak bir silaha dönüşmeye başladı.

Şimdi ise “umut” ediyorlar.

Daha açık bir deyimle ateşi harlamaya devam ediyorlar.

***

Hep sorulur; IŞİD gibi kanlı bir örgüt bu kadar kısa sürede nasıl büyüdü?

IŞİD ve benzeri örgütleri büyüten, hiç kuşku yok Batılıların desteklediği yerel iktidarların uyguladığı baskıcı ve zorba politikalardır.

Nasıl mı?

Sadece bu ülkelerdeki darbe tarihlerine bakmak yeter.

Batılıların Suriye ve Irak’a atadığı iktidarlar zaman içinde darbelerle el değiştirmiş, yeni gelenler de ya iki kamplı dünyanın sağladığı olanaklardan yararlanmış ya da Batılılardan aldıkları icazetlerle iktidarlarını sürdürmüşlerdir.

Bugün olan, yanlış politikaların odağındaki Ortadoğu’nun daha kanlı bir geleceğe koşar adım gittiğidir.

***

Bu kanlı vahadaki istikrarlı alanların Kürtlerin fiili yönetim oluşturduğu Batı Kürdistan ile federasyonu anayasa tarafından da tanınmış Güney Kürdistan’daki bölgesel hükümetin yönetimindeki alanlar olduğu çok açık.

Kabul etmek gerekir ki Kürtlerin iki istikrarlı vahası kendi içinde bir bütünlük oluşturmuyorlar. Rojava ağırlıkla sol bakış açısına, Başûr ise ağırlıkla sağ bakış açısına sahip. Bunları bütünleştiren ortak bir eksen de tüm çabalara rağmen henüz oluşturulabilmiş değil.

Bu ortak eksenin oluşumu için PKK ve PDK yönetimleri başta olmak üzere irili ufaklı Kürt örgütlerinin tümüne önemli görevler düşüyor.

Kürtler ortak bir eksen belirlemedikleri takdirde savaş ortamında bile Ortadoğu’nun en güvenli mülteci alanları olmayı başaran Kürdistan’ın Rojava ve Başûr’u başta olmak üzere tüm Kürt coğrafyasının bu istikrarı uzun süre koruyamayacağını, Kürdistan topraklarının da bir savaş alanına dönüşme olasılığının yüksek olduğunu şimdiden söyleyebiliriz.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89