• BIST 97.546
  • Altın 144,163
  • Dolar 3,5678
  • Euro 4,0002
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 15 °C

Başörtülü kıza mektup

Serdar Kaya

Gözü yaşlı, başörtülü kız,

Hiç boşuna ağlama. Kendin ettin kendin buldun.

Neden gittin o törene? Ne geçiyordu aklından? Kürsüye çıkacaktın, üzerinde okulunu birincilikle bitirdiğin yazılı olan plaketi alacaktın, ailen o plaketi görüp seninle gurur duyacaktı ve hayat böyle mutlu bir şekilde akıp gidecekti, öyle mi? Öyle olmadığını gördün. Ve o plaketi alsan da öyle olmayacağını, olamayacağını belki anlamaya başladın.

O müdireye ne kadar teşekkür etsen azdır. O müdire, hayatta belki de hiç kimsenin yapamayacağı kadar büyük bir iyilik yaptı sana. Çünkü, onun sayesinde, içinde yaşadığın masal dünyasından bu genç yaşında uyanmanı sağlayabilecek önemli bir tecrübe yaşadın. Herhalde artık gerçeği kendine itiraf etmeye başlamışsındır: O okul senin okulun değil. Hiçbir zaman da olmadı. Bu gerçeği önceden kabullenebilmiş olsan, o törene gitmeyi de, o kürsüye çıkmayı da, sana verecekleri o uyduruk plaketi almayı da zül addederdin.

O müdireye kızma. Çünkü, o ve diğerleri, bu gerçeği senden hiçbir zaman gizlemediler. Hatta derslerde, törenlerde, müsamerelerde bunu sana defalarca anlattılar. Nasıl oldu da anlamadın?

Okula girdiğinde bahçede bir şey dikkatini çekmedi mi? Dersteyken hiç başını biraz kaldırıp tahtanın üzerine de mi bakmadın? Onları 86 senedir oralara boşuna mı koyuyorlar zannediyorsun? Sizlere okuttukları kitaplar, ettirdikleri yeminler, aslında herkesten çok seni (ve daha farklı özellikleri nedeniyle onlar gibi olmayan bazı arkadaşlarını) hedef alıyordu, fark etmedin mi? Yıllarca kafana vura vura anlattılar. Kimliğini terk etmeni, ruhunu onlara satmanı talep ettiler. Orasının senin okulun olmadığını anlayabilmen için daha ne yapmaları gerekiyordu? Kusura bakma ama, gözünün açılması için ille de başına böyle bir şey gelmesi gerektiyse, kabahati biraz da kendinde ara.

Sabahlara kadar ders çalıştığını, bu sayede okulunun birincisi olduğunu söylüyorsun. Belli ki zeki bir kızsın. Ama keşke daha az çalışsaydın, ve bütün vaktini içine konduğun konsept dâhilinde başarılı olmaya harcamak yerine, biraz da o konseptin kendisini sorgulamaya kafa yorsaydın. Bunu yapsaydın, o okulun birincisi olmak belki de sana o kadar da cazip gelmeyecekti.

O okul senin okulun değildi. Hiçbir zaman da öyle olmadı. İçinde sana iyi niyetle yaklaşan (ve hatta seni diğerlerinden koruyan) bazı öğretmenlerin de çalışıyor olması, bu gerçeği görmeni engellemesin. O okul, seni değiştirmek, başkalaştırmak ve çatık kaşlı bir hortlak imgesine ömür boyu kul köle etmek için kuruldu. Bugün bayramdır diye size okuttukları şiirler, yaptırdıkları yürüyüşler, giydirdikleri soytarı kıyafetleri, hep bu amaca hizmet etmek için vardı. Eğer bu gerçeği gerektiği ölçüde anlayabilseydin, onların sana vereceği hiçbir ödüle zaten baştan tenezzül etmezdin.

Ama yazık ki, ettin. Onlar da sana kendileri gibi olmayan herkese onyıllardır davrandıkları gibi davrandılar. Dayanamadın, ağladın. Çünkü, gerek yaşın, gerekse Cumhuriyet’in seni ittiği sosyal statün itibariyle onlar kadar güçlü değilsin. Hatta epey zayıfsın. Ve bu zayıflığın gazetelere haber oldu. Şimdi bu haberleri yazan ve okuyan çokları, senin o ağlayan fotoğrafına bakarak sana acıyor ve seni acındırıyorlar. Böyle yaparak senin durumundaki kızların haklarını aradıklarını zannediyorlar. Hâlbuki “Bu kızın günahı ne?” mealindeki sözlerle yaptıkları da aslında senin gibi ağlamaktan başka bir şey değil.

O aptalların hiçbirini dinleme. Ezik insanlardan rehber olmaz. Onlar, “Bu kız da kürsüye çıksa ne olur?” demenin ne denli vahim bir öğrenilmiş çaresizlik ve ne denli karaktersizce bir öykünme olduğunun dahi farkında değiller. Onlar, sen de kürsüye çık istiyorlar. Sen de o tuhaf ritüellere iştirak edersen sorunlar çözülecek zannediyorlar. Hâlbuki o çarkın içine daha da girdiğin ölçüde, sen de ister istemez o kötücüllüğü kanıksayacak, ve o bayağı yapının bir parçası olacaksın.

İyi düşün. Hayatın boyunca, daha çok “müdire hanım”larla karşılaşacaksın. Ama onların önünde hep böyle itilip kakılmak istemiyorsan, sana yardım ederken ufkunu daraltacak iyi niyetli dostları da, “kininin davacısı” olmanı öğütleyen devri çoktan geçmiş şairleri de dinleme.

Kin tutmak, nefretle düşünmek, problemli, pasif-agresif insanların işidir
. Sen işe o müdireyi affederek (ama asla unutmamaya kararlı olarak) başla. Ve büyük bir soğukkanlılıkla, geleceğe dair iyi düşünülmüş bir plan yap.

Neticede, o okul senin okulun olmasa da, bu ülke senin ülken. Ve savaşın daha yeni başlıyor.

Kendini yetiştir. Güçlü ve onurlu olmayı öğren. Ve bir daha sakın sana fındık fıstık atıyor diye düşmanının ayağına gidip maymun olma.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89