• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Başka bahaneniz kalmadıysa sürece devam edelim

Kurtuluş Tayiz

Çözüm sürecinin ikinci yılında geldiğimiz noktayı en iyi sanırım PKK lideri Abdullah Öcalan özetledi: "30 yıllık savaş, demokratik müzakerelerle sonuçlanmak üzere." Kuşkusuz akan kanın durması bile başlı başına bu sürecin en büyük başarısıydı. Demokratik alanın genişlemesi, silahların gölgesinden kurtulan Kürt siyasetinin sandıkta güçlenmesi de bu sürecin başarı hanesine yazılabilir. Ancak süreci engellemeye dönük girişimler de hızından çok şey kaybetmiş değil; ilk günlerdeki kadar etkili olmasa da küçük çaplı provokasyonlar hala gündeme gelebiliyor. Süreç karşıtı bu enerjinin vücut bulduğu kişi, kurum veya odaklar ortaya çıkarılıp deşifre edilene kadar benzer girişimler sürecektir.

Hatırlanacak olursa süreç karşıtı ilk karşı kampanya "İmralı zabıtları"nın sızdırılması üzerine gelişmişti. Bu zabıtlar, AK Parti hükümetinin İmralı'da Öcalan ile "suçüstü" yakalanmasının "delili" olarak kamuoyuna sunuldu. "Kirli pazarlık" olarak günlerce tartışma gündeminden inmedi. Bu operasyonun arkasında kuşkusuz baştan bu yana sürece karşı çıkan Hasan Cemal, Can Dündar ve bu kişilerin kontrol ettiği gazetedeki başka bazı isimler vardı. Can Dündar'ın sosyal medya üzerinden "İmralı'daki kirli pazarlığı deşifre ettik" biçimindeki itirafı, söz konusu görüşme notlarının hangi amaçla sızdırıldığını ortaya koyuyordu. Sürece yönelik bu ilk sabotajın ortaklığını ise İmralı Zabıtları'nı sızdıran HDP içindeki bir ekip yaptı. En az Erdoğan kadar Öcalan'ı da zor durumda bırakan bu girişimin arkasında kimlerin olduğunu doğrusu bilemiyorum ancak bu sızdırma işini yapanları açığa çıkarmayan ve onları koruyan dönemin HDP yönetiminin hâlâ sorumluluk altında olduğunu söyleyebilirim. Bu olay tüm yönleriyle çözülmeden de "içerideki tehlike"nin önü alınmış sayılmaz. Ki kısa bir süre önce gündeme gelen, Öcalan ve BDP'li yetkililer tarafından da "bayrak provokasyonu" olarak adlandırılan eylemler de bunu kanıtlıyor. "Kalekol" yapımına karşı Diyarbakır'da başlatılan tepki protestoları, kısa bir sürede askerle göstericileri karşı karşıya getirecek provokatif bir eyleme dönüştü. Öcalan'ın kalekol gösterilerini, yol kesme eylemleri ve bayrak indirme olayını "provokasyon" olarak nitelemesinin ardından HDP yönetimi de olaya yarım ağızla "provokasyon" demeye başladı. Bu olaydaki asıl provokasyon bayrak indirilmesinden daha çok, bayrak indirilmesine zemin sağlayan bu tehlikeli gösterileri örgütlemekti. Bayrak indirme eylemi, önceden tasarlanmıştı ve planlıydı. Amacı da ne hükümeti sıkıştırmak, ne Öcalan'ın elini güçlendirmekti; gerçek amacı, sivil ölümleri üzerinden yeni bir şiddet dalgası yaratarak süreci sabote etmekti. İkinci bir Silvan denemesi yapıldı Lice'de. İmralı zabıtlarının sızdırılması olayında olduğu gibi Öcalan'ın, bu olayların soruşturulması için verdiği talimatlar da yine havada kaldı ve sorumlular açığa çıkarılmadı. HDP yönetimi ve Kandil sorumluları yine açığa çıkaramadı veya korudu.

Öcalan'ın "30 yıllık savaş bitiyor" açıklamasının ardından aynı filmin tekrar sahneye konulduğunu görüyoruz. Diyarbakır'da tekrar yollar kesilmeye başlandı, askere silahlı saldırıda bulunuldu, eli sopalı PKK'ya bağlı gençlik grupları sokaklarda terör estirmeye başladı; PKK militanlarından Mahsum Korkmaz'ın heykeli nedense tam da "Öcalan'ın savaş bitiyor" açıklaması üzerine gündeme getirildi. Mahkemenin heykeli yıkma kararının ardından çıkan olaylar ise bir kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.

Çözüm sürecine ilişkin tehdit düne kadar devlet içinden geliyordu. Üç PKK'lı kadını Paris'te vahşice katleden devlet içindeki bir ekipti. Paralel devletle mücadelede bu ekibin gücü, eylem kabiliyeti büyük ölçüde kırıldı. Çözüm sürecine yönelik devlet içinden kaynaklanan tehdit paralel devlete yönelik operasyonlarla minimuma indirildi. Ancak Diyarbakır'da yaşanan son olaylara bakıldığında süreci olumsuz etkileyecek girişimlerin bu kez Kürt tarafının içinden kaynaklandığı görülüyor. Öcalan'ın "30 yıllık savaşın demokratik müzakerelerle sonuçlanma aşamasında olduğunu" ilan etmesi ve Beşir Atalay'ın çözüm sürecinin yol haritasının tamamlanmak üzerine olduğuna ilişkin açıklamasının ardından Kürt sokağı da tuhaf bir şekilde karışmaya başladı. Bir tür "karşı hamle" olarak dikkat çeken bu hareketlenmenin kaynağı tüm yönleriyle çözümlenip açığa çıkarılamazsa benzer provokasyon girişimleri yeniden gündeme gelecektir. Her gün bir yeni provokasyonla karşılaşabiliriz. Kandil ve HDP'ye düşen görev, Kürt mahallesini -ister içeriden olsun ister dışarıdan- karıştıran bu eli deşifre edip engellemektir. Kalekoldan sonra heykel bahanesini öne sürmenin hiçbir inandırıcılığı ve gerçekçi yanı yok. Başka bahaneniz kalmadıysa artık çözüm sürecine devam edelim. Zira çok yol aldık ama barış için yapılacak daha çok iş var.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89