• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -7 °C
  • Ankara -12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

Basiretsiz Kürt siyasetçiler ders alır mı?

Atilla Yayla

Kürt hareketinin bugünkü önderleri 1960'ların ve 1970'lerin siyasal kültür ortamında yetişti. Bu dönemin baskın ideolojisi sosyalizmdi. Kürt hareketi bir taraftan sosyalizme genel olarak duyduğu inançla diğer taraftan sosyalist rejimlerin etnik problemleri çözdüğü kanaatiyle sosyalist modellere dört elle sarıldı. Kürt probleminin sosyalist bir rejimin kurulmasıyla zaten çözüme kavuşacağını ummaktaydı. Bu yüzden bağımsızlık veya özerklik gibi talepler ya ortadan kalktı ya da talepler sıralamasında gerilere düştü. Bu hemen hemen sosyalizmin 1980'lerin sonlarındaki ve 1990'ların başlarındaki muhteşem çöküşüne kadar sürdü. Sosyalizmin çökmesine rağmen olan biteni doğru analiz edecek birikime de kendine yeni bir yön çizme iradesine de sahip olmayan Kürt hareketi bir durum değerlendirmesi yapıp yeni bir pozisyon ve strateji belirleyemedi. Hareket arkaik sosyalist çizgide ilerlemeye devam etti. Meselâ, bütün taleplerin en meşru şekilde ifade edilebileceği zemin olan ve Kürt hareketinin başkalarına zarar vermesini önleme yanına kendi kendini tahrip etmesine de önemli ölçüde engel olacak bir liberal çizgi asla Kürt hareketinde boy gösteremedi. Bugün bile Kürt kanaat önderlerinde saçma sapan bir sosyalizm tutkusu ve tuhaf bir liberalizm alerjisi var. Sık sık insan haklarından dem vuruyorlar ama sosyalizmin insan haklarıyla uzaktan yakından alâkası olmadığını ve insan hakkı talep etmenin liberalleşme talep etme anlamına geldiğini bir türlü göremiyorlar.

Ortodoks sosyalist çizginin Kürt hareketine bir hediyesi de şiddet meftunluğu. Kürt önderlerin çoğu Leninist, Stalinist. Bunu söylerken sosyalizmin Kürt hareketinde şiddet eğilimini açıklayan tek faktör olduğunu iddia etmiyorum, sadece en önemli faktörlerden biri olduğunu söylüyorum. Türkiye solu zaten şiddete meftun. Bir ilke meselesi olarak şiddete karşı çıkmıyor. Liberaller gibi sadece nefsi müdafaa şiddetini meşru görme eğilimi yok. Türkiye solu şiddeti seviyor, kutsuyor. Fanon gibi, onun arındırıcı bir şey olduğunu düşünüyor. Karşı olduğu şiddet diğerlerinin şiddeti. Kendi şiddeti ise sadece meşru değil aynı zamanda yararlı ve gerekli. Bu zihniyeti yansıtan sürüyle olaya ve olguya şahit olduk. En yakındakilerden biri Gezi olaylarında sergilenen şiddet sevdalısı tavırdı. Şimdi listeye Sosyalist Kürt hareketinin 6 Ekim kıyamıyla bir yenisi eklendi. 6 Ekimden sonra HDP'nin çağrısı üzerine sokağa inen şiddet sever Kürt ve sol militanlar yaktı, yıktı, öldürdü, yağmaladı.

6 Ekim şiddeti adını verdiğim şiddetin hiçbir meşruluğu yok. HDP'nin basiretsiz ve arkaik solcu yöneticileri şiddeti tahrik ve teşvik etti. Yakılan her iş yerinde, evde, binada, öldürülen her insanda onların da sorumluluğu var. Bunun hesabının sorulup sorul(a)mayacağını göreceğiz. Ancak, hukukî hesap sorul(a)masa bile maşeri vicdanın bunu yapanları mahkum edeceği, hatta şimdiden ettiği kesin.

Türkiye'nin Kobani politikası her yönüyle değerlendirilebilir, eleştirilebilir. Eksikleri ve hataları bulunabilir. Hükümetten somut bazı şeyleri yapması istenebilir. Bunun için kampanyalar, yürüyüşler, mitingler düzenlenebilir. İmza kampanyaları ve oturma eylemleri gerçekleştirilebilir. Bunların hepsi meşrudur. Ancak, istediğimiz olmuyor diye şiddete sarılmak, binaları kundaklamak, insanları linç etmek asla kabul edilemez. Ayrıca amaca da hizmet etmez. Hükümet şiddet yoluyla belli adımları atmaya zorlanamaz.

Kürt hareketinin siyasî önderleri maalesef çok vahim bir hataya imza attı. Bunu yaparak Kobani Kürtlerine de zarar verdi. Bütün bu olaylar toplumun belli kesimlerinde Kürtlere duyulan öfkeyi körükledi. Bu şartlar altında hükümet Kobani için bir şeyler yapabilecek idiyse de artık yapamaz. Çünkü bu yönde atacağı her adım toplumun ağırlıklı bölümünün şiddetli tepkisiyle karşılaşır. Belki de en büyük kayıp, Gülay Göktürk'ün de işaret ettiği gibi, Kürt halkıyla Türk halkı arasındaki güvenin tamiri zor biçimde yara almış olmasıdır.

Bu olay Gezi'den beridir ısrarla tekrarladığım ama bazılarının görmezden geldiği bir gerçeği tekrar gözler önüne serdi. Nefret ettikleri veya politikalarını beğenmedikleri hükümete karşı şiddet kullanalar sokağa çıkarak hükümet ile tek kale bir maç yapacaklarını zannediyor. Oysa hükümet de belli toplumsal kesimlere dayanıyor ve muhtemelen bu kesimler şiddete başvuranlardan daha geniş. Gezi devam etseydi sonunda sokak çatışmalarına ulaşılacaktı. HDP'nin iplerini boşalttırdığı şiddet de devam ederse toplum kesimleri arasında yaygın çatışmalar ortaya çıkacaktır. Nitekim, bazı yerlerde bunun işaretleri görüldü. En çarpıcısı, Bursa'da bir mahalleyi terörize eden 200 kişilik bir taşkın gruba karşı ev kadınlarının ellerinde sopalarla mahalle savunmasına çıkmasıydı. Bu gibi reaksiyonlar gösteriyor ki, şiddet mutlaka karşı şiddet yaratır ve hükümete yönelik şiddet asla toplumdan soyutlanmış bir hükümeti dövme işine dönüşemez.

Umarım Kürt siyasetçiler yaşanan acı olaylardan gerekli dersleri çıkarmışlardır. Türk solu mu dediniz? Onlardan hiç umudum yok, onlar umutsuz vaka!

  • Yorumlar 5
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89