• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 9 °C

"Başbakan yargılansın"cılar

Hilal Kaplan

Hani Ergenekon davası başladığından beri yargılanmasını beklediğimiz "Bir Numara" meğer bazı arkadaşlarımız için Başbakan Erdoğan'mış. En az bir adet Başbakan'ı Yüce Divan'a gönderdik mi, demokrasimiz rüşdünü ispat etmiş olacakmış. Hem demokrasinin beşiği İngiltere'de de işler böyle yürüyormuş.

Demokrasi hesap verilebilirliğin işlediği bir rejim olmalıdır elbette. Ancak aynı zamanda yürütmenin yargının güdümüne girmediği bir rejim de olmalıdır. Bu dengeyi muhafaza etmek hususunda en büyük sorumluluk da her tür vesayet girişimine karşı "ne darbe, ne darbe" demesi gereken demokratlara düşüyor.

O yüzden size ne cumhuriyet kurulduğundan beri ilk defa darbe tehdidinden (hâlen sürmekte olan 7 Şubat sürecini şimdilik saymayalım) azade bir üç sene yaşadığımızı hatırlatacağım ne de Başbakanlar asan bir neslin ahfadı olduğumuzu...

Sadece bir soru soracağım: Abdurrahman Yalçınkaya'nın suçu neydi?

Doğru hatırladınız, iktidar partisi başörtüsü yasağı üniversitelerde kalksın diye Meclis'teki iki partinin de desteğiyle anayasa değişikliğine gittiği için 'devleti kapatmak' isteyen güzide savcımızdan bahsediyorum.

O dönem kendisine atılmadık taş, söylenmedik söz bırakmayanlar, savcı Sadrettin Sarıkaya'nın başlattığı 7 Şubat sürecinde nasıl oldu da "Başbakan'ı yargılarsak bizden güzeli yok" moduna geçtiler acaba?

Yalçınkaya, hükümet başörtüsü gibi çetrefil bir sorunu çözmek için adım attığından dolayı dava açtı;

Sarıkaya, hükümet Kürt meselesi gibi çetrefilin zirvesi olan bir sorunu çözmek için adım attığından dolayı.

Yalçınkaya, Başbakan ve çevresini "laiklik karşığtlığı"yla suçladı;

Sarıkaya 'Başbakan'ın adamları'nı ve onlara talimat veren Başbakan'ı "vatana ihanet"le suçlamaya hazırlanıyordu.

Yalçınkaya, bu ülkede hükümetlerin başörtüsü meselesine nasıl yaklaşacağına yön vermeye kalkıştı;

Sarıkaya da hükümetin PKK sorununu nasıl ele alacağının sınırını vaz etti.

Öyleyse iktidarın otuz yılda ilk defa bu kadar cesaretle ve risk alarak attığı bu adımdan ötürü yargılanmasını beklemenin demokratlıkla veya hakkaniyetle ve hatta tutarlılıkla bağı nedir?

Yürütme üzerinde vesayet kurmak isteyen aktörlerin 'kimliği' dışında değişen nedir?

İlle İngiltere'yi model alacaksak, IRA sorununa çözüm aranırken, dönemin Başbakanı Tony Blair'in veya sağ kolu Jonathan Powell'ın ya da İngiliz İstihbarat Teşkilatı MI6 yetkililerinin herhangi bir şekilde yargılanmadığını; bilakis bürokraside barışın tesis edilebileceğinden önceleri şüphe edenlerin bile tam işbirliği içinde hareket ettiğini hatırlatalım.

Son olarak, her durumda pek ilkesel, en demokrat, alayına muhalif arkadaşlara şunları da sormak isterim:

Aynı anda nasıl hem iktidarın barış girişiminden ötürü sorguya çekilmesini savunup hem de aynı iktidarın tekrar barışçıl adımlar atmamasından şikâyetçi olabiliyorsunuz?

Aynı anda nasıl hem Oslo'daki 'irade'nin "şüpheli" sıfatıyla tutuklanmasını normal karşılayıp, hem de Başbakan'ı memlekete barışı getirecek iradeye sahip olmamakla suçluyorsunuz?

Aynı anda, aynı kişiye, aynı irade ve cesaretinden ötürü nasıl hem sanık sandalyesini hem de kahramanlık payesi reva görebiliyorsunuz?

Sanki var bu işte bi numara.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89