• BIST 82.345
  • Altın 147,826
  • Dolar 3,7921
  • Euro 4,0522
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -4 °C

Başbakan Erdoğan’a soru hiç de zor değil: Devletleşmek mi, demokratikleş

Hasan Cemal

Erdoğan, yanlışları seyretmeye devam mı edecek? Yoksa Ergenekon ve Balyoz’daki yanlışların üstüne yürürken, yeni anayasa dahil özgürlük alanlarını genişletecek düzenlemeleri yaparken, eşzamanlı olarak Kürt sorununda eskisi gibi bir ‘barış süreci’ni başlatacak kararlılığı yeniden sergileyebilecek mi? 

Ergenekon ve Balyoz doğru hamlelerdi. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve hukuk devletine kavuşması açısından atılması gereken adımlardı.

Asker-sivil bürokrasi, demokrasilerdeki olağan yerine oturtulmadan, ‘seçilmiş sivil otorite’ye tabi kılınmadan birinci sınıf demokrasi olamazdı çünkü...

Bu açıdan olumlu gelişmeler yaşandı.

Darbe tertiplerine dokunuldu. Darbelerden hesap sorulmaya başlandı. Askerin siyasete karışmasını engellemek için kararlı davranıldı.

Ancak, askeri vesayet geriletilirken üç konu görmezlikten gelindi ya da bu üç konuda ciddi yanlışlar yapıldı.

Birincisi:

Ergenekon ve Balyoz’da sorunun özünü zayıtlatan ve bunlarla ilgili önemli davaları hukuki bakımdan sulandıran -kasıtlı kasıtsız- hatalar yapıldı.

İkincisi:

‘Askeri vesayet’in rejim üstündeki gölgesinden kurtulmak için sadece bu davalar değil, kurumsal düzenlemeler de gerekiyordu. Bunun için öncelikle şart olan yeni anayasa ve bazı yasalar konusunda ipe un serildi.

Üçüncüsü:

En önemli noktaya gelince...

Türkiye’de demokratik hukuk devletini ikinci sınıflığa mahkum eden ve asker-sivil bürokrasinin elini hükümetler karşısında sürekli güçlü tutan ya da güçlendiren temel meselenin Kürt sorunu olduğu son bir iki yıldır görmezlikten gelinmeye başladı.

Kürt sorununu barışçı çözüm yoluna sokmadan, bunun için PKK’yı dağdan indirecek bir ‘barış süreci’ni başlatmadan, son iki yazımda belirttiğim gibi, bu ülkede demokrasi ve hukuk ikinci sınıflığa mahkum kalacaktı.

Bu açıdan Ak Parti hükümeti, 2005-2011 arasında doğru yolda sayılırdı. PKK ile ‘diyalog’u önemseyen demokratik açılım, Oslo gibi barış koşullarının olgunlaşması diye tarif edilebilecek cesur hamleler yapıldı.

Ama sonra bu yoldan sapıldı.

PKK yüzünden mi? Erdoğan’ın 2014 hesapları mı?

İkisi de olabilir.

Ama diyalog yolundan sapılmasında en büyük işaret gitgide kabaran KCK operasyonları oldu.

Özgürlük ve siyaset alanını daraltan bu operasyonlarla hükümet, Kürt sorunuyla PKK’ya karşı mücadelede 1990’ları andıran, Kürt sorunuyla PKK’nın bir yerde içiçeliğini göremeyen ya da önemsemeyen ve ‘önce terörle mücadele’ diyen tek boyutlu stratejiyi benimsedi.

Bu yanlıştı.

Bu yanlışı Başbakan Erdoğan’ın yakın çevresinde savunanlar da vardı. Ama bu yanlışta başı çekenler veya bu yolun açılmasında etkili olanlar, herhalde daha çok polis ve yargıdaki bazı odaklardı.

Şunu da belirtmekte yarar var.

Ergenekon ve Balyoz’da da yine bu odaklardı, yazımın başında belirttiğim gibi, askeri vesayeti gerileten doğru hamleleri, elbette arkalarına Erdoğan’ın siyasal desteğini de alarak yapanlar...

Ama bir bakıma yine aynı odaklar oldu, bu davaların özünü zayıtlatan yanlışlara da imza atanlar...

Şunu vurgulamak lazım.

Bugün yaşanmakta olan yüzeysel krizin kökleri derine gidiyor.

Ve soru çok basit:

Tayyip Erdoğan, yanlışları seyretmeye devam mı edecek?

Yoksa Ergenekon ve Balyoz’daki yanlışların üstüne yürürken, yeni anayasa dahil özgürlüklerin alanını genişletecek düzenlemelere koyulurken, eş zamanlı olarak Kürt sorununda eskisi gibi yeni bir ‘barış süreci’ni başlatacak siyasal kararlılığı yeniden sergileyebilecek mi?

Kısacası Sayın Başbakan:

Devletleşmek mi, demokratikleşmek mi?..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89