• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 14 °C

Barıştan korkmak

Orhan Miroğlu

Kendini ülkücü olarak tanımlayan akademisyen bir okurumdan dün peş peşe iki mail geldi.

Biri çok uzundu, ve Türk milliyetçileri arasındaki Kürt algısının önemli oranda değiştiğini gösteren ifadelerle doluydu.

Kürtçe bilmediği halde, Keça Kurdan, Helin ve Dar Hejirokê stranlarını ezbere bilen bir Türk milliyetçisi olan okurum, kendi ifadesiyle Kürtlerin bağımsızlık dâhil temel haklarının olduğuna inanıyor. Yani bağımsızlığı dahi bir hak olarak görüyor, ama Kürtlerin bu hakkı kullanmasından yana değil. Çünkü her iki halkın birlikte yaşayabileceğine inanıyor.

Ve kendi ifadesiyle, “Ermenileri, Rumları ve diğer halkları yitirdiğimize üzülen bir insan olarak Kürtleri de yitirmek” istemiyor. Anladığım kadarıyla seçmeli derse karşı çıkmıyor, fakat anadille eğitim konusunda kaygıları olduğunu ifade ediyor. Ama o yine de hiçbir şeyi peşinen ret etmiyor.

Ülkücü okurum, her şeyin tartışılabileceğine inanıyor. Anadille eğitimin bir ihtiyaç olmanın ötesinde bir onur sorunu olduğunu ama, Kürtlerin, bu haklarını kullanabilmesi için Türk halkını ikna etmek gerektiğini düşünüyor. Türk halkını ikna etmeden; bir “meydan okuma” olarak anlaşılabilecek siyasi ve kültürel taleplerin hayata geçmesinin pek mümkün olmadığını savunuyor ve hatta böyle bir şeyin, şiddet ortamında etnik bir çatışma riski dahi yaratabileceğine inanıyor.

Bir maille ifade edilen bu düşünceler, Türk milliyetçilerinin önemli bir bölümünün, Kürt meselesinde yaşadığı zihinsel değişimi göstermesi bakımından önemlidir.

Ama milliyetçi hissiyatın çok kırılgan olduğunu ve vatanı korumak uğruna gelen ölümlerin, “şehit haberlerinin” bir anda her şeyi yeniden düşünmeye yol açtığını kabul etmek lazım.

Ülkücü okurumun ikinci mailinin başlığıyla durumu izaha çalışayım. Bu başlık öncekinin aksine çok kısaydı:

“Yedi Şehit!”

Ülkücü okurumun yazdığına göre, ilk maili yolladıktan sonra Dağlıca saldırısını okumuş ve yedi askerin şehit olduğunu öğrenmişti. Bu haber onu bir anda “konuşarak çözebiliriz” düşüncesinden uzaklaştırmış ve o anda “intikam” duygusundan başka bir şey hissetmemişti.

18 PKK’linin öldürüldüğünün haberi, muhtemelen Kürt tarafında da aynı intikam duygularını uyandırdı.

Dağlıca türü eylemlerde amaç belki de budur, etnik hınç ve öfke uyandırmak, toplumun içinde intikam duyguları yeşertmek. Çözüm ve barış konusunda bugün sağlam bir yerde duran toplumu, barış ve çözüm idealinden uzaklaştırmak, intikama yöneltmek.

İntikam duyguları “ulusu ve vatanı düşmana karşı korumak için” insanı göreve çağırır.

Çünkü, Ernest Renan’dan beri çok iyi biliyoruz ki, “ortak acı, sevinçten daha birleştiricidir ve milli hatıralar arasında yaslar, zaferlerden daha makbuldür, zira yas görev yükler ve ortak çabayı emreder”.

Milletlerin ve milliyetçilerin temel gerçeği kuşkusuz artık bu çağda, bu değil ve Ernest Renan’ın ulusların doğuşu hakkında ileri sürdüğü fikirler bugünün milliyetçiliklerini açıklayabilecek mahiyetten epey uzaktır.

Uluslar artık acının ve yasın değil, ortak sevinçlerin peşinden koşuyorlar.

Bu bakımdan, devlet kurmuş ve tarihsel olarak bu aşamayı geride bırakmış, yani tatmin olmuş ulusların bugün hâlâ yas peşinde koştuğunu, yasın yüklediği görevlere inanmaya devam ettiğini düşünmek çok doğru olmaz.

Ama yeryüzünde tarihin bu evresine geç kalmış, henüz tatmin olmamış, hâlâ yas ve yasın doğurduğu görevler peşinde koşan ulusların varlığı da bir gerçek..

Kürtler bu uluslardan sayılırlar. Tarihe ve milliyetçiliğe geç kalmış bir ulustur onlar. Neredeyse iki yüzyıldır, yaşadıkları acıyı ve yası “ulusal göreve” tahvil etmenin peşinde koşup duruyorlar.

Ulusal sevince dair hatıraları hemen hemen hiç yok. Tarihleri sadece acı ve yas dolu.

Kürt ulusal dinamiğinin bugün çok güçlü olmasının belki de önemli sebeplerinden biri budur.

Çünkü acı ve yas, Renan’ın dediği gibi ulusa ait olduğunu düşünen bireylere görev yükler.

PKK’nin siyasi tarihi
aslına bakarsanız, PKK’yi olumlayan insanların hayatları pahasına yüklendikleri görevin ifasından ve bu görevin her zaman trajedi ve acıyla sonuçlanmış hatırasından ibarettir.

Son otuz yıl içinde, meydana gelen çatışmalarda oluşmuş kırk bine yakın ölünün hatırası, böylece, başka insanların her ölümden sonra yüklenmeye hazır oldukları bir göreve dönüştü.

Dağlarda ölenler, şehirlerde ölenler, kendini yakanlar..

Kürtlerin acının ve yasın belirlediği ulusal hatıralara kavuşmasını sağlayan yegâne şey, burada ve başka yerde, devletlerin uyguladığı şiddet oldu.

Sonra o şiddet kendi karşıtını doğurdu.

Lakin bugün artık, bir halkın etno-kültürel dinamiklerini bastırmak amacıyla devletin uyguladığı şiddetin nihayet sonuna geldik.

Bugün artık acı ve yas sadece devlet eliyle meydana gelen bir şey değil.

Türkiye bu gerçeğin farkına ne yazık ki çok geç vardı.

Şimdi yanlıştan geri dönmeye çalışıyor.

Ama bu, sırtını acıya ve yasa dayamış PKK’yi korkutuyor.

Oysa PKK silah bırakırsa, devletin şiddetinden geriye bir şey kalmaz, her şey normalleşir.

Türkiye yüzünü ortak sevinçlere dönmek istiyor, PKK ise şiddet eylemleriyle insanları Kürt olsun Türk olsun, acının ve yasın ortasında tutmaya çalışıyor.

Onu destekleyen Kürtlere vaat etiği yegâne şey ise ne zaman biteceği belli olmayan acı ve yastan ibarettir.

Kürtler ve Türkler artık yeter deyip, yüzünü ortak sevinçlere dönmedikçe bu acı da bu yas ta bitmez.

PKK bu gerçeğin farkında elbette. O yüzden AK Parti’den, CHP’den, Leyla Zana’dan milliyetçi Türklerden yükselen “artık yeter gelin yüzümüzü ortak sevinçlere dönelim” talebinden korkuyor.

Doğrusunu isterseniz bu korkuyu anlayabilirim. Ama biz yüzümüzü ortak sevinçlere döneceğiz diye PKK’den daha çok korkan çevreleri ve kimseleri hiç anlayamıyorum.

Leyla Zana’ya PKK medyasından da önce, ilk itibarsızlaştırma yazısını onlar yazıyor ve Leyla Zana’nın söylediklerinden onlar rencide oluyorlar.

Hangi zamanda?

Ülkücü milliyetçilerin Kürtçe stranları ezberledikleri ve Kürtlerin bağımsız devlet kurma hakları olduğunu tartıştıkları bir zamanda..

  • Yorumlar 12
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89