• BIST 108.392
  • Altın 143,552
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Ankara 33 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 21 °C

Barışın dili, barışın önderi

Hilal Kaplan

Başbakan Erdoğan’ı, Van’daki AKP teşkilatı “Barışın Önderi Hoşgeldin / Serokê aşîtîyê tû bi xer hatî” pankartıyla karşılamış. Dün Yenişafak gazetesi de bu sloganı manşetine taşımıştı. Bu ülkede bir zamanlar “barış” demenin kendisi bile “terör örgütünün propagandasını yapmak” olarak anlaşıldığı için gerçekten de sevindirici bir gelişme.

Barışın tesis edilebilmesi için herhalde öncelikle insanların birbirini küçümsemeden, aşağılamadan, hain ilan etmeden, dışlamadan konuşabileceği asgarî bir üslup tutturabilmek gerekir. Aksi takdirde en hafif tabiriyle birbirine “küs” olan insanları başka türlü barıştırmak nasıl mümkün olabilir ki? Bu anlamda ne yazık ki Başbakan Erdoğan’ın Van konuşmasında “barışın dili”ni bulmak benim açımdan pek de mümkün olmadı.

Erdoğan, konuşmasında BDP’ye “Kürtleri ben temsil ediyorum” iddiasından dolayı çıkışmış. Haklıdır. Bu iddianın bazı BDP’liler tarafından savunulduğu yalan değil. Hatta Emine Ayna’nın 2008 seçimleri öncesi AKP’ye oy verecek Kürtleri Kürt olmamakla, asimile olmakla suçladığı herkesin malumu. Bu anlamda BDP’nin de her zaman barışçıl bir üsluba sahip olduğunu iddia edecek değilim. Ancak bu üstenci yaklaşımı eleştirip, aynısını Başbakan’ın tekrar etmesi de ironik gerçekten.

Zira Başbakan da konuşmasında –sıklıkla hatırlattığı gibi- Meclis’teki en çok Kürt milletvekilinin de bölgeden en çok milletvekilinin de kendi partisinde bulunduğunu vurgulamış. Yani BDP’ye “Kürtleri en çok ben temsil ederim, sana ne oluyor” demek istemiş.

Kürtlerin çoğunluğunun AKP’yi desteklediği doğru. Ancak BDP’nin temsil ettiği Kürtlerle, AKP’nin temsil ettiği Kürtler arasında nicelikten çok daha önemli olan bir fark var: BDP’li Kürtler, devletle hâlen ‘barışmamış’ olan Kürtler.

BDP’li Kürtler, hak ve özgürlüklerin tesisi için sistemin içinden, ona eklemlenmiş bir biçimde değil; sistemin kenarından mücadelesini sürdürmeye çalışan Kürtler. Yani BDP’li Kürtlerden bahsederken, PKK’nın terörist bir örgüt olmadığını düşünen, silâhlı mücadelenin vakti geçmiş olduğuna inansa bile devletten de silahlara veda için “genel af” gibi somut bir adım bekleyen, gençleri dağa göndermeye karşı olsa bile devletin temsilcilerinin onların pipilerine referansla konuşmasından rahatsız olan, dağda ölenlerin cesetlerine işkence yapıldığı iddiası karşısında dehşete düşen ama devletten aynı tepkiyi görmediği için küslüğü devam eden Kürtlerden bahsediyoruz. O yüzden eğer zorunlu göçten toplama kampına kadar uzanan geniş bir çerçevedeki zalim metotları çözümden görmüyorsanız, sayıları iki ile dört milyon arasında değişen BDP’li Kürtlerle barışmadan bu ülkeye barışı getirmemizin imkânsız olduğunun farkına varırsınız.

Ancak Başbakan, başta 3 eylüldeki Diyarbakır mitingi olmak üzere bundan sonraki söylemlerinde de “Kürtleri en çok ben temsil ediyorum” minvalindeki üstenci üslubu devam ettirirse, “Kürt meselesini BDP’siz çözerim” tavrında ısrar edip BDP’li Kürtlerin barışın tesisindeki önemini küçümserse, dağa çıkan gençleri kandırılmış veya aldatılmış olarak niteleyip ‘mazur görmek’teki ‘efendi’ duruşunu sürdürürse, fennî sünnetteki uzmanlığı devlet adamlığından daha yetkin olanların böyle rahatça konuşmasına müsaade ederse bu ülkede barışı tesis etmek mümkün olmayacak.

Bir taraf devlet temsiline sahip olanların devamlı olarak kendini küçümsediğini hissetmeye, diğer taraf “terör örgütü ilan et” ısrarının kendince en haklı talep olduğunu düşünmeye devam edecek. Böylelikle “terörist” diyenler bir yanda, “gerilla” diyenler diğer yanda; “PeKaKa” diyenler bir yanda” PeKeKe” diyenler öte yanda kalmış olacak. Bizse korkarım bir süre daha bu iki “taraf”ı barıştıracak olgunluğa ve cesarete sahip bir önderi aramaya devam edeceğiz.

***

BDP’li Kürtlerin barışın tesisi için hayatî öneme sahip olduğunu Başbakan’a ve kamuoyuna anlatmaya çalışırken Ahmet Altan’ın BDP’ye karşı ilan ettiği “yok sayıcı” tavra katılmam mümkün değil elbette. BDP çoğu zaman tabanı kadar basiretli olmasa da yaptığı tüm hatalarla beraber temsil alanı olan bir siyasal partidir. Ahmet Altan’ın öfkesini son derece haklı buluyorum. Ancak bu öfke sonucu verilen kararın savaşkanların ekmeğine yağ süreceğinden emin olduğumdan ve kendisinin bu ülkede barışın tesis edilmesini belki de en çok isteyen kişi olduğunu bildiğimden kararını gözden geçireceğini umuyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89