• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 9 °C

'Barışın çağrıları'

Gülay Göktürk

Sanıyorum bazıları yaşanan olayın özünü de vahametini de pek fark edemedi daha...

Yaşanan bunca olaya ve ortalığa dökülen bunca bilgiye rağmen, hâlâ "Nasıl olur da hepsi de dindar olan insanlar birbirine bu kadar acımasızca saldırabilir" diye şaşan; her iki tarafa birden dönüp "Yapmayın, etmeyin, siz kardeşsiniz, barışın, tekrar kucaklaşın" çağrıları yapan; eğer barışma olmazsa bu işten iki tarafın da zararlı çıkacağını tekrarlayıp duran o kadar çok yazar, kanaat önderi var ki ortada...

Bir de artık barışın mümkün olmadığını söyleyenler var ama onlar da barışma seçeneğinin ortadan kalkmış olmasını yine her iki tarafın aldığı yaralara ya da bu süreç içinde sarf edilen sözlere bağlıyor, "Bu kadar şiddetli bir kapışmadan sonra artık köprüler tekrar kurulamaz" tahlili yapıyorlar.

Dikkat çekici ortak nokta, ister "barışın" desin, isterse "Artık yüz yüze bakacak halleri kalmadı" desin, her iki grubun da kavgayı hâlâ Cemaat ile AK Parti Hükümeti arasında "iktidar bölüşümü" kavgası olarak görmesi...

Pandora'nın kutusu açıldı bir kere

Evet, patlak verişi öyle olabilir: Ama durumun kamuoyu tarafından öğrenilmesiyle birlikte kavganın niteliğinin de değiştiğini, Cemaat'le hükümet arasında bir kavga olmaktan çıktığını, dolayısıyla onlar barışsalar da konunun kapanmayacağını kavramak gerek.

Mademki ortada bir paralel devlet iddiası var; mademki bir yapı devletin bütün organları içinde kendi iç hiyerarşisi, iç disiplini olan "özerk alanlar" oluşturmuş; bu yapı içinde yer alan insanların ait oldukları gruba karşı duydukları sadakat-itaat duygusu her şeyin üstünde yer alıyor; o zaman bu özerk alanların tasfiyesi, bu paralel yapının ortadan kaldırılması sadece AK Parti'nin değil, hatta ondan daha çok, toplumun meselesidir.

Dolayısıyla, yarın öbür gün -hani olacak gibi görünmüyor da- barışma kararı alsalar, "Biz aramızda yaşananları unuttuk. Siz de unutun" deseler, buna bütün toplumun itiraz etmesi ve şunu sorması gerekir: Siz barıştınız da paralel yapıya ne oldu?

Öyle ya; AK Parti bugün var, yarın yok. AK Parti bir gün seçim kaybedip gittiğinde devlet içindeki o yapı yine bizim başımızda kalmayacak mı? O yapı iktidara gelen yeni hükümetin de başına musallat olmayacak mı?

O yapı tasfiye edilmedikçe...

Şunu bilelim ki, o yapı tasfiye edilmeden kaldıkça, "hakem devlet" mümkün olamaz. İnsanlar devlet içindeki o yapının her konuda "kendi bağlılarını" kayıracağını düşünmekten kendilerini alamazlar.

Yarın öbür gün mahkemeye işleri düştüğünde adaletin yerini bulacağından emin olamaz, İzmir Casusluk Davası sanıklarının başına gelen komploların benzerlerinin kendi başlarına da geleceği korkusunu içlerinden atamazlar.

Polisle her karşı karşıya gelişlerinde "Acaba hangi taraftan" sorusunu kafalarından atamazlar.

Mesela; eğer Sabah Gazetesi'nin haberi doğruysa ve komiser yardımcılığı sınavında cevaplar bazılarına önceden verilmişse bunu öğrenen vatandaşlar, aynı kayırmanın üniversite giriş sınavlarında ya da KPSS'de, doktora jürilerinde, işe alımın mülakatla yapıldığı her yerde tekrarlandığı kuşkusu içinde yaşarlar.

O görünmez yapının ne zaman hangi kurumda önlerine barikat ördüğünü, o yapı yüzünden hangi fırsatları kaçırdıklarını, hangi konularda mağdur edildiklerini bilemez ve hep haksızlığa uğrama tedirginliği içinde yaşarlar.

Demokratik bir devlet içinde böyle yapılara, kotalara, parselasyona izin verilmesinin bir sonucu, seçilmişlerin yönetme yetkisi üzerinde vesayet kurulması ise, bir diğer sonucu da vatandaşın devlet kapısında eşit muamele görmemesidir.

Sonuçta her ikisi de demokratik rejimin çanına ot tıkayacak kadar vahimdir ve mutlaka engellenmelidir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89