• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

Barışın bedeli 'başkanlık' mı?

Yusuf Karataş

Yeni anayasa konusunda ‘AKP-BDP uzlaşması’ formülünün gündeme getirilmesi, yeni bir tartışma başlattı. AKP, Kürtlerin anayasal vatandaşlık, anadilde eğitim ve yerel yönetimlerde özerklik talepleri karşılığında başkanlık sistemini isterse -ki olası uzlaşmanın çerçevesi böyle çizilmektedir- ne olacak?

Böylesi bir uzlaşma ihtimalinin gündeme getirilmesi bile, milliyetçi ve ulusalcı ‘sol’ çevrelerin Kürt düşmanlıklarının yeniden alevlenmesine yetip artıyor. Oysa Kürt meselesinin çözümü bugün böyle bir noktada düğümlenmişse, bunun en büyük sorumlusu Kürt hareketine karşı 30 yıldır düşmanca politikalar izleyen bu çevrelerdir. Dolayısıyla eğer ortada bir ‘vatana ihanet’ varsa, Kürtleri kendileriyle eşit görmeyip halkların barış içinde ve kardeşçe yaşamasını engelleyen bu çevreler vatana ihanetin alasını yapmıştır! Neyse, konumuz bu değil…

Milliyet’ten Kadri Gürsel, yaz aylarında laik Türklerin bir ‘paradigma değişimi’ne giderek Kürtlerle ittifak yapması gerektiğine dair yazılar yazmış ve biz de önemli bulduğumuz bu yazılara dikkat çekmiştik. Gürsel, 11 Şubat tarihli ‘Barışın bedeli demokrasi olmasın’ yazısında, Kürtlerin talepleri ve başkanlık sistemi pazarlığının çeşitli yönlerini tartışıyor. “Bu denklemde kendi toplumsal çıkarlarının da özerklik talebi çerçevesinde Kürtlerle ittifaka gitmek olduğunu ne yazık ki idrak edemeyen kentli laik Türkler yok. Çünkü onlar hâlâ devleti kendilerinin sanıyorlar.

Ve laik Türk siyaseti yok; laik Türk burjuvazisi yok; işçi sınıfı yok.

Anlaşma, yükselen yeni muhafazakar burjuvazinin iktidardaki temsilcileri ile Kürt hareketi arasında yapılıyor” diyen Gürsel yazısında özetle şu sonuçlara varıyor: Kürtlerin talepleri karşılığında başkanlık sistemini getirecek dayalı bir çözüm, ‘otoriter bir rejimin kurulması’nı engellemeyeceği için demokrasi getirmez. Ancak bu çözümden dolayı kimsenin Kürtlere kızmaya hakkı yoktur. Ve sonuç olarak, “AKP-BDP işbirliğini demokrasi iskelesine bağlayabilecek tek dinamik vardır; o da Türkiye’nin AB perspektifidir.”

Gürsel’in denklemin böyle kurulmasında, Kürtlerle ittifakın önemini idrak edemeyen “kentli laik Türkler”in rolüne dikkat çekmesi önemli. Ancak her şeyden önce demokrasiyi AB’nin karasularında aramanın -ki bu 2000’li yılların başında denenmiş bir yoldur- laik Türklerin idrakini değiştirmeyeceği gibi, halkların barış içinde birlikte yaşayacağı bir ülkeye ulaşmamızı da sağlayamayacağını söylemek gerekiyor.

Birinci olarak; Kürt sorunun çözümü eşittir demokratik Türkiye midir? Değildir. Ancak ülkenin demokratikleşmesinin en eski ve önemli sorunlarından birinin çözümü, hem demokratikleşme yönünde atılmış önemli bir adım olacaktır, hem de halkların çatışmasız-savaşsız bir ortamda diğer demokratikleşme talepleri için birlikte mücadelesinin yolunu açacaktır.

İkinci olarak, laik Türk siyasetinin (özellikle CHP’nin) bu denklemde yer almamasının önündeki en büyük engel yine kendisidir. CHP’nin ulusalcı köklerinden halkların eşitliğinin yeşertilemeyeceği açıkça görülmektedir. Öte yandan laik Türk burjuvazisinin bu denklemin dışında yer aldığını söylemek doğru değildir; TÜSİAD, bu süreci desteklediğini açıkça söylemektedir. Çünkü çözümsüzlük, muhafazakarı ve laikiyle Türk burjuvazisini “Ortadoğu pazarı”ndan uzaklaştırmaktadır.

Üçüncüsü, işçi sınıfı ve emekçilerin bu süreçte sesinin cılız çıktığı doğrudur. Ancak bunu değiştirmeye yönelik önemli adımlar da atılmaktadır. EMEP, ‘Savaşa dur de, demokrasi için birleş’ sloganıyla ülkenin dört bir tarafında etkinlikler ve işçi-emekçiler arasında aydınlatma faaliyetleri düzenliyor. Petrol-İş Sendikası, “bu topraklardan yükselen barış çığlığının karşılıksız bırakılmaması” için işçi sınıfına çağrı yapmıştır. HDK’li vekiller, Karadenizli emekçilerle barışı konuşmak için dün yola çıktı.

Özetle, müzakere-pazarlık süreci, aynı zamanda bir mücadele sürecidir. Ve bu süreçten ne çıkacağını (çözümün çerçevesini) belirleyecek olan farklı toplumsal sınıf ve kesimlerin bu süreçte nasıl bir tutum takınacağı, nasıl bir rol oynayacağıdır. Dolayısıyla ‘barışın bedeli başkanlık mı?’ sorusunun muhatabı Kürtler değildir. Bu sürece seyirci kalanların 30 yıldır kanı canı pahasına mücadele eden Kürt hareketine-halkına söyleyebileceği tek bir söz yoktur. Gölge etmesinler yeter!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89