• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

Barışa emanet olamadınız

Hilal Kaplan

'Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir. Her darbe teşebbüsü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında bizi bulacaktır.'

Öcalan, 17 Aralık sürecini 'darbe' olarak tanımladığı bu sözlerinin ardından kayıtlar, sahte belgeler yağmaya başladı.

İlk olarak, Paris suikastı zanlısı Ömer Güney'in ses kaydı, saptırılmış bir altyazıyla (Güney 'Aram' diyor, bu altyazıda '(Sakine) ablam' şeklinde geçiyor, vb.) internete sızdırıldı.

Ardından -Taraf çok 'yıprandığı' için midir bilinmez- adı 'Sol' olan gazeteye, Paris suikastı talimatını MİT'in verdiğini 'kör göze parmak' açıklayan bir belge sızdırıldı. Belgenin sahte olduğu ortaya çıktı, hazırlayan MİT görevlisi yakalandı, PKK çevreleri 'oyuna gelmedi'.

Ve en son, Öcalan'ın 1999 yılında yakalanmasının ardından Albay Atilla Uğur'un sorgusu sırasında, gizli kamerayla çekildiği anlaşılan bazı görüntüler, bilinçli olarak kesilip biçilip montajlanarak servis edildi.

Önce Aydınlık'ta çıkan yazı dizisine, sonra Ulusal Kanal'da yayınlanan görüntülere göre Öcalan 'devletin adamı'ydı. Ülkenin sözde vatanperver, pek devletsever yayın organlarının bu 'sırrı' ifşa etmekten memnuniyet duymalarının ironisine gülemiyoruz bile.

Çünkü onlardan daha tutarsız ve ne yazık ki daha etkili olan 'barışsever'lerimiz var.

Adlarını her ne koyarsanız koyun...

Şu anda çözüm süreci aleyhinde en etkin çalışan grup ne ulusalcılar ne milliyetçiler; bilâkis yıllardır barış diye diye saçlarını ağartmış olan ama anlaşılan barışı kapıya dayanana kadar imajlarındaki bir dolgu malzemesi olarak kullanan sol-liberal beyaz Türkler...

***

Bir tanesi şöyle yazmış:

'Bu tür 'tek adam' ve 'tek parti'ye dayalı 'üniter devlet', her türlü 'paralel devlet'ten daha tehlikelidir.'

Meğer Türkiye, seçim barajını düşürüp, siyasî partilere devlet yardımı imkânını genişletmeyi amaçlayan hükümet eliyle tek parti rejimine gitmekteymiş.

Araya da 'üniter devlet' ifadesi sıkıştırılmış ki, 'paralel devlet' teşhisini Türklerden çok önce koymuş olan Kürtlere bir gül vermek ihmal edilmiş olmasın.

Yalnız ak saçlı liberalimizin, Kürtleri o seçmeye zorladığı tercihe ikna etmesi biraz zor görünüyor.

Bir yanda Türkiye tarihinde ilk kez 'Kürdistan' demiş liderin aynı konuşmada 'Dağdakilerin indiği, cezaevlerinin boşaldığı' hayalinin ilanı var. (Ne otoriter adam, değil mi?)

Diğer yanda ise, ilk 'evlerine ateş düşsün' bedduasından nasiplenen PKK'lı aileleri ve son beş yılda binlerce Kürdü sırf BDP'li oldukları için hapislere dolduran paralel devletin merhametli kolları...

***

Başka bir ak saçlı profesörümüz ise şöyle buyurmuş:

PKK ve BDP, son dönemde bazı kritik konularda AKP'ye neden destek veriyor?

'Destek'ten kasıt, BDP'nin Gezi'ye kitlesel olarak katılmaması ve 17 Aralık sürecini 'darbe' olarak tanımlaması... Bu iki kritik kararın mimarının da Öcalan olduğunu hatırlamak, savaşı değil barışı seçtiği için kendi tabanın nezdinde itibarsızlaştırma kampanyalarına maruz kaldığını anlamaya yeterli.

Yazı, şu tehditvâri uyarıyla bitiyor:

'PKK'nın 'düşmanları'nı yiyerek canavarlaşan devlet açlığa tahammül edemez, yiyecek yeni kurbanlar bulmakta da zorlanmaz...'

Yani PKK'ya, demokratikleşme abası altından 'sıra size de gelecek' sopası gösterilerek, yol yakınken Ak Parti'yi, İşçi Partisi, Sözcü, 'Türkiye, Türklerindir' medyası, Horasan Türklerinden Kılıçdaroğlu'nun partisi ve paralel devletle işbirliği içinde yıkma çağrısı yapıyor.

***

Bir diğer ak saçlı 'çılgın Türk' ise şöyle sormuş:

'Kürtler, Tayyip Erdoğan'la anlaşıp Türkleri satacaklar mı?'

Kürtler – Tayyip Erdoğan'la anlaşıp – Türkleri - satacaklar mı?

Acaba hangi Türklermiş bu 'satılan'lar?

Üç aylık silah eğitimiyle dağlara gönderilen Türk gençleri olamazlar sanırım.

Onların yolunu gözleyen anne-baba ve eşler de olamazlar.

Her cenaze haberini gözü yaşlı izleyen Türk halkı da olamaz.

Öyleyse hangi Türkler, Erdoğan'ın Kürtlerle anlaşmasından, kendini yakma derecesine gelmelerinden korkutacak kadar rahatsız olabilir dersiniz?

Yetmemiş, duayen ak saçlımız, Öcalan'a çağrıda bulunmuş. Özetle 'Tamam kan akmasın AMA Öcalan da bi' düşünsün' buyurmuş.

Öcalan, sadece Ortadoğu'nun değil, dünyanın en uzun süre ayakta kalan yasadışı örgütlerinden biri olan PKK'yı 30 yılı aşkın süredir yönetiyor. Üstelik bunu, 15 yılını hapiste olmasına rağmen yapmış. Mevzubahis yazarımızsa, yazı hayatının her 10 yılı başına düşen özeleştiri kitaplarıyla meşhur. Ama buna rağmen 'Öcalan bi' düşünsün'.

Ne 'Erdoğan'sız çözüm olur' söyleminiz ne de şimdilerde tedavüle sokulan 'Öcalan'sız çözüm olur' stratejiniz işe yarayacak. Bu iki planın da yaldızları, sizlerin demokrat-barışsever imajınızın yaldızları gibi pul pul dökülüyor. Ancak ülkenin geçirdiği en 'ölümsüz' yılın ardından savaşa bahane üreten duruşunuzu unutmayacağız.

Barışa emanet olamadınız, vesselam...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89