• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Barış sürecine nasıl dönülecek?

Şahin Alpay

Türkiye'yi fiilen yöneten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçen mart ayında “çözüm süreci”ne, yani İmralı'da hükümlü Abdullah Öcalan üzerinden PKK ile sürdürülen barış görüşmelerine son verildiğini açıkladı.

AKP'yi yeniden tek başına iktidara getiren 1 Kasım seçimleri ertesinde yaptığı konuşmada da şöyle konuştu: “Terör örgütüne karşı operasyonları kesmek yok, devam edeceğiz. Terör örgütü silahlarını betonlayarak gömene kadar, tüm elemanları tasfiye olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Aynı şekilde örgütün şehirlerdeki yapıları çökertilene kadar devam edecek. Konuşma, tartışma dönemi değil, açık söylüyorum sonuç alma dönemidir.”

Yaklaşık 2,5 yıl süren ateşkesin sona erdiği temmuz ayından bu yana PKK ile, özellikle de hendek ve barikatlar kurarak Kürt çoğunluklu bölgenin kentlerinde “özyönetim” ilan eden PKK'ya bağlı Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG–H) militanlarıyla güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar tırmanıyor; çatışmalarda hayatlarını kaybeden yurttaşların sayısı giderek yükseliyor. Uluslararası Kriz Grubu'nun derlediği verilere göre, temmuz–15 Aralık arasındaki dönemde 194 güvenlik görevlisi, 221 PKK militanı ve 151 sivil, toplam 566 yurttaş can verdi. Ölenlerin sayısı her gün artmaya devam ediyor. 1990'lardaki çatışmalarda köyler boşaltılıyordu; şimdi şehirler boşalıyor. Anamuhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na göre bölgeden göç eden yurttaşların sayısı 200 bini buldu. Çatışmaların bölge halkının giderek Türkiye'de eşit yurttaş olarak yaşama umudunu yitirmesine yol açması endişesi büyüyor.

Bölgedeki durum Türkiye'nin Batılı müttefiklerini kaygılandıran boyutlara ulaştı. Geçen salı günü (22 Aralık) ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Türk hükümeti ve PKK'nın, adil ve sürdürülebilir barışı bütün Türk vatandaşlarına getirebilecek siyasi sürece desteklerini yeniden vermelerini umut ediyoruz.” dedi. Türkiye'nin güvenlik önlemleri almasını anladıklarını ama “sivilleri korumak için mümkün olan bütün önlemleri de almasını” söyledi.

Aynı gün AB Komisyonu şu açıklamayı yaptı: “Türk yetkililer, PKK ile sınırdaki diğer terör örgütlerinden kaynaklanan tehditler nedeniyle güçlüklerle karşı karşıya. Ancak müdahalenin belli bir kapsam içinde tutulması ve yerel nüfus üzerindeki etkilerinden kaçınılması hayati önem taşıyor. Şiddetin daha da fazla tırmanmasını önlemek için tüm siyasi liderlere derhal ateşkes ve Kürt barış sürecine acilen geri dönülmesi çağrısı yapıyoruz… Süreç, çok sayıda can almaya devam eden sorunun çözümü için tek yol olmayı sürdürüyor. AB, olumlu bir sonuca ulaşılması için her zaman olduğu gibi tüm çabaları desteklemeye hazırdır.”

Bölgede yaşananlar, Batı'daki insan hakları örgütlerinin ve barış için çaba harcayan sivil toplum kuruluşlarının da gündeminde. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 22 Aralık'ta yayımladığı raporda, çatışmalarda hayatlarını kaybeden kadın, çocuk ve yaşlı sivillerin sayısının endişe verici bir şekilde arttığına dikkat çekerek, hükümeti güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanmalarını önlemeye çağırdı. Uluslararası Kriz Grubu 17 Aralık'ta yayımladığı raporda, aklı başında herkesin bildiğini söyledi: “PKK ile doğrudan görüşmelere koşut olarak, Ankara'da hukuk çevrelerinin ve parlamentodaki muhalefetin katılımıyla yürütülecek, Kürtlerin anadilde eğitim ve yerinden yönetim gibi temel taleplerini karşılayacak yeni bir anayasa dahil gerçek bir reform gündemi otuz yıldır devam eden ayaklanmaya son vermenin mümkün olan yegane yolu olmaya devam ediyor.”

Raporda, PKK ile yeniden başlayacak görüşmelerin kurumsal bir çerçevede, belirli bir takvimle yürütülmesi; reformların daha adil bir anti–terör yasasının kabulünü, etnik referanslardan arınmış bir yurttaşlık tanımını ve yüzde 10'luk seçim barajının düşürülmesini de kapsaması gereğine dikkat çekiliyor. (s. 13–14) Rapor “Bir Sisifus Çabası” başlığıyla, “Türkiye ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlatılması”nın ne çetin bir iş olduğunu imadan geri durmuyor.

Evet, bu iş çok çetin olabilir, ama vazgeçilmez. Türkiye kendi Kürtleriyle, demokratik bir düzenin gerekleriyle bağdaşan taleplerini karşılayan gerçek bir barış yapmadan, dışarıdaki Kürtlerin saygısını ve desteğini kazanmadan ne huzur ve istikrar bulabilir ne de bütünlüğünü güven altına alabilir. Her zaman savunduğum gibi, Kürtlerle içte barış, dışta dostluk Türkiye için bir stratejik zorunluluk. Başka hiçbir şey göstermiyor ise Rusya'nın Ortadoğu'da Kürtlerin hamiliği rolüne soyunması tehlikesi yanında IŞİD ile mücadelenin gerekleri bunu göstermiyor mu? Türkiye'de er geç ideolojik saplantıları bir kenara bırakıp bu zorunluluğu kavrayan bir yönetim işbaşına gelecek ya da, maalesef, bildiğimiz şekliyle Türkiye kalmayacak. Yazının başlığında sorduğum soruya gelince: Bu defa iki tarafın da birbirine güven veren bir şekilde masaya oturmaya teşvik edilmeleri işini muhakkak ki sadece Türkiye'nin Batılı müttefikleri başarabilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89