• BIST 90.182
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,6195
  • Euro 3,9306
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 21 °C

Barış sürecinde Öcalan’ın rolüne bir bakış

Ahmet Özer

Masa’sız barış, Öcalan’sız masa olmaz

Sorunun çözümünde Abdullah Öcalan’ın etkisi ve katkısı olabilir mi, olacaksa devlet bunu ne kadar dikkate alacak mı? Devlet Öcalan’la samimi bir biçimde mi görüşüyor, yoksa seçime yönelik bir oyalama taktiği mi güdüyor. Bunlar Kürtler ve Öcalan başta olmak üzere çözüm bekleyenlerin gündemindeki sorular. Nitekim Öcalan “ben kimseyi kandırmıyorum kimse de beni kandırmaya” kalkmasın derken bu konudaki endişelerini dile getiriyor. Öcalan bu hayati sorunun çözümünün en temel aktörü ve çözümün odak noktası durumunda. Bu iyice anlaşılmadan bilince çıkarılmadan, buna göre hareket edilmeden, yol alınamayacağının artık anlaşılması lazım. Bu genel girişten ve temel tespitte anlaşılıyorsa diğerlerine geçebiliriz.

“Mış..”  gibi yapılarak çözülemez

 Türkiye’nin çağdaşlaşma sorunu var, çağdaşlaşmanın önünde ise Kürt sorunu bulunuyor, daha doğrusu bu sorundan kaynaklı devletin refleksleri, anti demokratik tutumları ve yasaları yer alıyor. O halde bu sorun çözülmeden demokratikleşmek ve çağdaşlaşmak bir hayal. Bu temel tespitte anlaşıyorsak o zaman ikinci adıma geçilebilir. Tabi bir şartla bu tespit ve çözümlerde samimiyet ve iyi niyet şart.  “Mış..” gibi yapılarak bir yere varılamaz, yüz yıllık tarihten, son otuz yıllık savaştan ve en son çözüm süreci ataklarında yaşananlardan öğrendiğimiz bir şeydir bu.

Doğru tespit dürüst çözüm

O halde meselenin nirengi noktası bu meselenin doğru tespiti ve dürüst bir anlayışla çözümüdür. Nitekim son görüşmede Öcalan’ın bu konuda söyledikleri son derece önemli, ne diyor, “Hiç kimse beni aldatmasın, kimse beni kandırmasın, ben kimseyi kandırmadım, aldatmadım” diyor ve “samimi olunması durumunda sorunların bir haftada aşılacağını” söylüyor. Bu nokta çok önemli, çünkü temel mesele iyi niyettir, niyet yapmanın yarısıdır. İktidar sorununun adını koyuyor, kabul ediyor ama çözüm için adım atmıyor, iyi niyetle davranmıyor, oyalama taktiğine başvuruyor, seçim hesapları yapıyor. Böyle olunca da iş sürüncemede kalıyor.

PKK sorunu aşılmadan kalıcı barış kurulamaz

Üçüncü tarihi tespit şudur: Kürt sorununu çözmenin önünde PKK sorunu duruyor. Diğer bir değişle PKK’yi Kürt sorunundan ayırma çabaları siyaseten ve sosyolojik olarak yanlıştır. Dolayısıyla bir yanlıştan hareket edilerek doğruya ulaşılamaz. Bunlar “yokmuş..”  gibi davranıldığı taktirde çözümsüzlük devam eder. PKK’nın hala içerde olsa bile lideri konumundaki kişi Abdullah Öcalan olduğuna göre çözümde de ona başvurulması esastır ve kaçınılmazdır. Öcalan’ın etkisi ve katkısı artık hemen her kesimin tartışmasız kabul ettiği bir konudur. Ama Öcalan’ı Kürt sorunun objektif çözümü için değerlendirmek yerine herkes bulunduğu noktada kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışırsa sonuç alınamaz. Bunun ötesinde kendisinin de belirttiği gibi,  uluslararası arenada da Öcalan üzerinden belli rantlar sağlamaya çalışanlar bulunmaktadır, ama Kürtler buna artık müsaade etmez.

Herkes Öcalan’a yükleniyor, ama Öcalan için yapılması gerekenler yapılmıyor

Devlet, elinde ve denetiminde bulunan Öcalan’ı kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak, örgütünü etkisiz hale getirmeye ve bu arada halkı kendi istediği doğrultuda yönlendirmeye çalışıyor.  Örgüt, de elbette liderinin geçmişten gelen otoritesini, onun halk üzerindeki etkisini kullanmaya ve değerlendirmeye çalışmaktadır. Bazı partiler, kadrolar ona dayanarak güç ve konum elde etmeye çalışmakta, parti içinde Öcalan’ın politikalarını benimsemeyenler onu aşmaya çekinmekte, hatta bazı durumlarda Öcalan konusunda bazen bir takkiye yaşanmaktadır. Sağ milliyetçi partiler, Öcalan’a sövüp sayarak siyasi rant elde etme peşinde koşmakta, bu rantı şehit cenazeleriyle oya çevirdikleri için çatışmalar karşısında adeta ellerini ovuşturmaktalar.

İktidar partisi ise başlangıçta bu konuda attığı adımdan geri dönerek milliyetçilerle aynı noktaya gelmiş bulunuyor. Basın, tiraj uğruna benzine körükle gitmekte nabza göre şerbet vermektedir. Çözüm üretmesi gereken bilim adamları YÖK düzeninin estirdiği baskı ortamında korkup sinmekte, Kürt sorunu konusunda ağızlarını açıp konuşmamaktadır. Konuşan bir avuç gazeteci, yazar, sanatçı aydın ise hem devlet tarafından cezalandırılarak hapislere atılmakta hem de bindirilmiş faşizan sivil kıtaların taarruzlarına maruz bırakılarak kendilerine gözdağı verilmektedir. Halk, bu olup biteni şaşkınlıkla izlemeye çalışırken Öcalan ise kimsenin kendisini doğru dürüst anlamamasından yakınmaktadır. Anlayanlar da kimi zaman yanlış anlamaktadırlar.

Anlama ve anlaşılma çözümde önemli

Öcalan zaman zaman Mustafa Kemal’in Amasya Tamimi ile İzmit konuşmasına atıfta bulunuyor çözümü için (ki bu konuda benim çalışmalarımı da referans göstermesi ziyadesiyle memnuniyet verici). Bazı Kürtler bu konuda feveran ediyor, neden böyle bir referans kaynağına başvuruluyor diye. Anlamadıkları şu, bu devletin kurucusunun söylediği bugün devleti yönetenler için önemli ve dikkate değer olmalı da ondan. Nitekim bu iki belge de özerk bir yapılanmaya vurgu yapıyor. Kürtlerin de bu gün için talebi bu değil mi?

Ben de Kürtler ve Türkler adlı kitabımda bu bahsi uzun uzun inceledim. Devlet bürokrasisi her konuda Mustafa Kemal’i şaşmaz bir bani olarak referans alıyor, ama sıra Kürtlere gelince Mustafa Kemal’ı görmezden geliyor. Öcalan onlara bu yaman çelişkiyi hatırlatıyor bir manada. O halde sivil toplumun ve siyasi partilerin çözümü bu konuda zorlaması gerekir. Oysa siyasi partiler bu gün bulundukları noktada çoğunlukla çözümün değil kendileri çözülmeleri gereken sorunun bir parçası haline gelmiş durumdalar.

Kamu düzeni çözümle sağlanır

AKP iktidarının bir başka yanlışı da şu. Kamu düzeni sağlanmadan çözüm olmaz diyor. Oysa iş tam tersidir. Çözüm olmadan kamu düzeni sağlanamaz. Yıllarca onca sıkıyönetimlere, baskılara, faili meçhullere, köy boşaltmalara rağmen kamu düzeni sağlanabildi mi. Sağlanamadı, bunlar düzeni besbeter bozdu. Şimdi eğer bu düzen eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde sağlanmak isteniyorsa çözüm ve barış sürecini bir an önce kalıcı bir nihayete erdirilecek adımlar atılmalı. Bu da gerçek bir demokratikleşmeyle ancak olabilir, yoksa devletin zor tekeliyle, polis devleti kurarak olmaz. Böyle bir yol olsa olsa rejimin meşru temellerini sorgulatır ve zayıflatır. Peki bunu bugünkü iktidar yapabilir mi?

Kendisi demokrat olmayan bir parti ülkeye demokrasiyi getirebilir mi?

Belki de demokratikleşmenin olmadığı yerde çözüm sürecinin de olmayacağını bilen AK Parti, bu süreçte Öcalan’a daha çok sarılıyor ama koşullarını düzeltmek için kılını kıpırdatmıyor. Şartlarının göreli olarak iyileşmesi, ev hapsi ve özgürlüğün bir vaad olmaktan ziyade sürecin doğal sonucu olarak görülmesi gerekmez mi? Böyle bir durumda hem Kandil’in hem de Kürt sokağının daha kolay ikna olacağı ve sürecin hızlanacağı aşikar. Bunu yapması gerekirken tam tersine AK Parti, Öcalan’ın tutukluluk halini sonuna kadar kullanarak süreci çatışmasızlık halinde devam ettirmeye çalışıyor. Ancak çatışmasızlık hali tek başına çözüm değildir. Tam tersine fırtına öncesi sessizlik de olabilir.

Barış ve çözüm için önce iktidarın bakışı değişmeli.

Fransızların bir sözü var; “Bir meseleyle birden fazla kez uğraşıp çözemiyorsan ya problemin bağlamını ya da bakış açını değiştirmen gerekir” diye. Evet, Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur. Ancak bugün öncelikli olan AK Parti'nin zihniyetinin ve o arada siyasi dilinin neden olduğu toplumsal kutuplaşma ve ayrışmadır. ​Zihin yapısıdır. AKP "yönetimde istikrarı", tek parti iktidarının güçlenerek sürmesi olarak algılamaktadır. Hatta bunun için siyasi olarak muhalefetle ilişkiyi asgariye indirmiş, sivil toplum örgütlerini ise kendine yakın organik bağı olan/olmayan diye ayırmıştır, kendisine yakın olmayanları ötekileştirmiştir. Kürt siyasetini rahatlatacak %10 barajını rahatlıkla değiştirebileceği halde bu konuda da adım atmıyor. Öcalan 1 Eylül 2013'te atması gereken adımlar arasında seçim ve siyasi partiler kanunu, TMK, CMK, hasta tutsaklar ve içerdeki tutuklu hükümlülerin serbest kalmasını sağlayacak düzenlemelerin olduğunu da hatırlatmıştı. Her şeyi, her durumu kendi siyasi çıkarına endekslemiş olan iktidar partisi bu konularda da adım atmıyor.

Sonuç olarak iktidar partisi gelinen noktada artık oyalama taktiğine son vermelidir. Kimse artık bunlara kanmaz. Çünkü artık ne Ortadoğu eski Ortadoğu’dur, ne de Kürtler o eski kandırdıkları kişilerdir.

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89