• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -7 °C

Barış süreci ve elma şekerinin sapı

Nazlı Ilıcak

Bir yandan “Barış süreci” denilen bir iklimde yaşıyoruz; geleceğe dair umutlarımız var. Öte yandan, bu süreci torpilleyecek cümleler sarf ediliyor. Dolmabahçe’de HDP’lilerle hükümet temsilcilerinin birlikte yaptığı açıklama, müzakerelerde ele alınacak 10 başlığın belirlenmesi ve bunun ilk adımı olarak İzleme Heyeti’nin kurulması, olumlu beklentileri doruk noktasına çıkarmıştı. Ama Cumhurbaşkanı, tekere çomak soktu. “Kürt sorunu yok” diye başlayan demeçler dizisine, “Dolmabahçe toplantısını onaylamıyorum; İzleme Heyeti’nin kurulmasını yanlış buluyorum” tespitleri de eklendi. Bunun ardından, Öcalan’ın Nevruz açıklaması geldi. Kongre toplanıp, silâhlı çatışmanın sona erdirilmesi kararı, müzakerelerin başlamasına bağlandı. Hiç değilse, bir İzleme Heyeti kurulmalıydı.

Şimdi elimizde, sadece, elma şekerinin sapı kaldı.

Uzlaşma zemininin kaybolması, yalnız söylemlerle değil, eylemlerle de kendini belli etti. Asker de devreye girdi. Önce Genelkurmay Başkanlığı’ndan, Öcalan’ın demecinde yer alan “Eşme ruhu”na karşı bir açıklama geldi. PYD ile hiçbir zaman işbirliği yapılmayacağı zira, onların terör örgütü olduğu belirtiliyordu. Ortada çok tuhaf bir durum var. Bir yandan hükümet, Peşmerge’nin Türk topraklarından geçerek PYD’ye yardıma gitmesine yeşil ışık yakıyor; bir yandan asker, PYD’ye “terörist örgüt” sıfatını yakıştırıyor.

Son hafta iki çatışma haberi gazetelere yansıdı. Haberler Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına dayandırılıyordu:

- “Güvenlik güçleri tarafından Mardin Mazı Dağı kırsalında, bölücü terör örgütü mensuplarına ait olduğu değerlendirilen sığınak, barınak ve depoları tespit edip, imha etmek maksadıyla, valilik oluruna istinaden, 5 tim kuvvetle operasyon icra edilmektedir.”

- “Teröristler tarafından, 25 Mart 2015, saat 13.25’te, Dağlıca Yüksekova Hakkâri bölgesindeki unsurlarımıza yönelik 3 adet havan atışı yapılmıştır. Terörist ateşlerine, bölgede bulunan unsurlarımız tarafından derhal karşılık verilmiştir.”
İnsan, “Bu ne iş” diye sormadan edemiyor. Barış çabalarına siyaset karıştırmak, ülkeyi yangın yerine çevirebilir. Demek istiyorum ki, “AK Parti’nin oyları eriyor” diye “Milliyetçi bir hamle yapalım” gayretine girilmişse, bunun faturası hepimize ağır olur.
Aynı şeyi Oslo sürecinden sonra yaşadık. Sözde MİT, belirli bir mutabakata varmıştı. 2011 Haziran seçimleri öncesi, ateşkes bozulmadı. Ama daha sonra, o mutabakat çöpe atılınca, Silvan’dan başlayarak, çok sayıda askerimizi şehit verdik.

AK Parti’nin Meclis çoğunluğunu kaybetmesi, normal demokratik ülkelerde görüldüğüne benzer bir süreç başlatmayacak. Yolsuzlukların hesabının sorulmasının da önü açılacak. Zaten bütün kaygı bu: Suç isnadına muhatap olanlar hesap vermesin

Ziyanı yok, memleket ağır bir bedel ödeyebilir.

Oslo’dan Silvan’a

Oslo müzakereleri, Hakan Fidan’ın ifadeye çağılması sonrasında, hep “darbe” bağlamında tartışıldı. İşin esasını konuşamadık. Daha sonra metinler, Diyarbakır’da, BDP’ye ait bir büroda ortaya çıktı. Oslo’ya katılan Adem Uzun’un, sesleri kayıt altına aldığı ve örgüte ulaştırıldığı anlaşıldı. En azından, devlet, bu kanaate vardı.
Mutabakat metninde, iyi niyet göstergesi olarak, KCK operasyonu kapsamında tutuklananların serbest kalması ve operasyonların son bulması isteniyordu. Bir İzleme Heyeti ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulacaktı. Hakikatleri Araştırma Komisyonu, yanlış yapan tarafların itiraflarını alacak, bir anlamda helâlleşilecekti. Ya da kusurlu görülenler yargılanacaktı. İki taraf, zaten Oslo’da imza altına alınan mutabakat metninde, “Kürt tarafı” ve “Türk tarafı” olarak belirlenmişti. PKK, bütün Kürt yurttaşlarımızın temsilcisi ve bağımsız bir devlet gibi, Türk tarafıyla eşit konuma yerleştirilmişti. Üzerinde anlaşılan hususlar şöyleydi: Gerilla silâhı bırakacak, özsavunma güçleri kapsamında yasal bir statü kazanacak; kültürel haklar tanınacak (Kürtçe anadilde eğitim, yer isimlerinin değiştirilmesi); diğer siyasi partiler de sürece dahil olacak; Gerilla’nın çekilmesi ve silâh bırakması uluslararası güçler (Birleşmiş Milletler ve NATO) gözetiminde gerçekleşecek; Jandarma lağvedilecek…

MİT temsilcilerinin, Anayasa değişikliği gerektiren böyle bir mutabakatı onaylamaları hayret verici. Üstelik tehlikeli. Zira, bir terör örgütüne önce “Evet” der, sonra da dediğinizi yapmazsanız, ülkenin başına çok şey gelebilir. Nitekim de öyle oldu.
Üstelik, İmralı’nın eylem talimatını Kandil’e resmi heyet götürdü. En azından böyle bir iddia, Emniyet tarafından dile getiriliyor. Savcı Sadrettin Sarıkaya’nın da dosyasında yer alıyor. 6 Temmuz 2011’de avukatlar Öcalan’la görüşüyor. Öcalan, onlara, “Kandil’in 1 Temmuz tarihli mektubunu aldım. Benim yazdığım mektubu heyete verdim; onlar Kandil’e ulaştıracaklar” diyor. (Öcalan’ın bu mektubu, Diyarbakır’daki aramada ele geçirildi.) Heyet dediği, kendisiyle görüşen MİT’çilerden başka kim olabilir?

O mektupta ne vardı? Öcalan, “Eğer isteklerimiz yerine getirilmezse, KCK devrimci halk savaşına hazırlansın. Demokratik özerklik tek taraflı ilân edilsin” diye yazıyordu. Bu mektup, 10 Temmuz’da Kandil’e ulaştı. Heyet, “halk savaşı” cümlesinin de yer aldığı o mektubu, nasıl terör örgütüne teslim etti? İşte bu noktada soru işaretleri var. 14 Temmuz’da, Silvan’da 10 askerimiz şehit düştü. Takip eden günlerde, devrimci halk savaşı başladı. Ayrıca 14 Temmuz’da, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplandı ve tek taraflı demokratik özerklik ilân etti.

***

Türkiye’de, bir, samimiyetle barış ortamı kurulsun isteyenler var; bir de, siyaseti ve kendi menfaatlerini ön plana alıp, barışı istismar edenler bulunuyor. Yakalanınca, müthiş bir propaganda bombardımanıyla zihinleri bulandırmayı başarıyorlar. “7 Şubat darbe” iddiası, bunun bir örneği idi. Kandil’e eylem mesajını götüren heyet üyelerinden hesap sormak gerekmez miydi?

HDP barajı geçmeli

İki şey seçimin kaderini değiştirir: 1) HDP’nin barajı geçmesi; 2) MHP’nin sadece BBP’le ya da sadece Saadet Partisi’yle veya her ikisiyle birlikte seçim ittifakına girmesi.

Her iki durumda da, 2014 oy oranlarıyla AK Parti tek başına iktidar olamıyor. Ama HDP barajı geçemezse, MHP’nin seçim ittifakı da kâfi gelmiyor. AK Parti 300 civarında milletvekili çıkarıyor.

“HDP’ye oy verirsek, o da gider Erdoğan’la federasyon ve başkanlık pazarlığına girişirse ne olacak” diye soranlar var. Ama HDP baraj altında kalırsa, AK Parti kendi oylarıyla başkanlık sistemine geçme fırsatını bulacak. Ya Anayasa değişikliğiyle ya da bugünkü gibi fiili bir durum yaratarak.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89