• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Barış projesine ihtiyaç var

Vahap Coşkun

Hükümet hem içte hem de dışta paradigmasını kökten değiştirmeli ve Kürtlerle barış temelli bir ilişkiye geçmeli

Türkiye’nin içinde ve dışında Kürt meselesini yakından ilgilendiren kritik gelişmeler yaşanıyor. İçeride silahların sesi diğer tüm sesleri bastıracak denli gür çıkıyor bugünlerde. Hükümet operasyonlarının ve PKK eylemlerinin sayısı artıyor, çatışmaların daha da şiddetlenmesinden ve yayılmasından endişe ediliyor. Dışarıda -sınırların hemen yanı başında- Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecek hadiseler meydana geliyor: Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Irak arasındaki köprüler atılıyor, Suriye’deki iç savaş tırmanıyor, Suriye’de Kürtler kendi bölgelerinde yönetimi devralıyor. Tarihin bu dönemecinde Kürtler önemli ve muteber bir aktör haline geliyor. 

Kürdün kazancı...

AKP , Türk devletinin alışılagelen politikalarını uygulayarak bu gelişmelerin altından kalkmaya çalışıyor. Dışarıda, “dünyanın herhangi bir köşesinde bir Kürdün hak elde etmesine karşı çıkmayı temel ilke edinen” geleneksel Türk dış politikası yürütülüyor. Hariciyenin yönünü “Kürtlerin kazanımı Türklerin kaybıdır” anlayışının belirlediği bilinir ve AKP de maalesef bu yönü takip ediyor. AKP , Suriyeli Arapların bazı bölgelerde yönetimi ele geçirmesini hararetle destekliyor ama Suriyeli Kürtlerin kendi bölgelerinde yönetimi devralmasını bir tehlike olarak görüyor. Türkiye meydana gelebilecek bir Kürt oluşumuna “eyvallah demeyeceğini” belirtiyor ve Suriye Kürdistanı’na müdahalede bulunacağı tehdidini savuruyor. 

İçerideki ve dışarıdaki Kürtler

İçeride ise, hem hukuki hem de siyasi alanda işler iyi gitmiyor. Siyasi niteliği açık davalarla BDP devre dışı bırakılıyor. Türk yargısı, art arda verdiği kararlarla Kürtlerin isimlerini parklara vermelerine bile tahammül edemediğini gösteriyor. Hükümet son bir yıldır demokraside frene basmış halde; Kürt kimliğini tanıdığını belirtiyor ama tanımanın gerektirdiği talepleri karşılamaya yanaşmıyor. Kürt meselesinde hep geçmişe referans veriyor ve insanlardan beklemelerini istiyor.

Hâlihazırdaki politikalarla içeride ve dışarıda olumlu bir sonuç alınamaz. Hükümet hem içte hem de dışta paradigmasını kökten değiştirmeli ve Kürtlerle barış temelli bir ilişkiye geçmeli. Öncelikle dışarıda hükümet, Suriye Kürtlerine gözdağı vermeyi ve onları tehdit etmeyi bırakmalı. “Eyvallah demeyiz” tarzı kabadayı üslubu, ayıp oluyor, insanları incitiyor. Bunun yanı sıra hükümet, Kürtleri birbirine karşı kullanmaya çalışmaktan vazgeçmeli, hele Suriye Kürdistanı’na müdahale etmeyi aklına dahi getirmemeli. Zira böyle bir müdahale halinde hükümet, sadece Suriye’deki Kürtleri değil, Irak ve Türkiye’deki Kürtleri de karşısına alır. Veysel Ayhan, böyle bir politikanın bir Türk-Kürt savaşına yol açabilecek kadar tehlikeli olduğunu belirtiyor. (Taraf, 30.07.2012)

Ateşle oynamanın bir gereği yok, yapılması gereken ise belli: Türkiye“Kürt” ve “Kürdistan” korkusundan yakasını kurtarmalı ve Suriye Kürtleriyle diyalog ve işbirliği içine girmeli. Bu konuda Irak Kürdistanı ile ilişkilerinin kazandığı boyut, Türkiye’nin korkularının izale edilmesine yardımcı olabilir.

İçeride ise hükümet, siyasetin önünü açmalı, siyasetle sonuç alınabileceği düşüncesini güçlendirmeli ve gayretlerini Türkiye’nin tam bir demokrasi olmasına yoğunlaştırmalı. Leyla Zana ile hemfikirim: Erdoğan, Kürt meselesini çözülmesini sağlayacak en önemli aktör. Çünkü bu meselenin çözümünde dindar-muhafazakâr toplum kesimlerinin desteğinin alınması son derece önemli. Erdoğan, bu kesimleri dönüştürebilen, ikna edebilen ve onları belli hedeflere yönlendirebilen bir liderdir; girdiği tüm seçimleri kazandı ve güçlü bir iktidar oluşturdu. Eğer Erdoğan, bu niteliğini barışı oluşturmak ve tahkim ettirmek için kullanma iradesini gösterirse, barış olanaklı hale gelir. 

İktidarın “barış projesi” olmalı

Tony Blair’in danışmanlığını yapan ve hükümet adına Sinn Fein ile görüşmeleri yürüten Jonathan Powell’a göre barışa ulaşmanın anahtarlarından biri, iktidarın bir barış projesinin olması. Powell, barış projesinin şu düşünce etrafında örülmesi gerektiğini belirtir: “Bir tarafın mutlaka kazanacağı, diğer tarafın mutlaka kaybedeceğine dair düşünceyi kırmalısınız. Çözümün gerçekleşmesi halinde her iki tarafın da kazanabileceği algısını yerleştirmelisiniz.” Ancak her iki taraf da kazanma hissini duyduğunda ve yapılacak barışın herkesin faydasına olduğuna kanaat getirdiğinde barış mümkün olabilir.

Barış projesinin oluşturulmasında ve işlemesinde başlıca üç önemli husus vardır: İlki dildir, kullanılacak dil hayati önem taşır. Her koşulda “karşınızdakini şeytanlaştırmaktan kaçınmak” gerekir. Eğer bir taraf daima bütün kötülüklerin müsebbibi olarak lanse edilirse, daha sonra onunla aynı masada müzakereye etmeyi topluma açıklamakta zorluk çekilir. Toplumu bir grubu taşlamaya davet etmek her zaman büyük bir yanlıştır. Bu takdirde o gruba karşı yaratılan nefret büyük bir riske dönüşür. Halkı barışa ikna etmek için her şeyden önce kullanılan dilin diyaloga ve barışa açık olması icap eder. 

Ortaklaşmak ve siyasi irade

İkincisi, süreci ortaklaştırmak. Sorunun taraflarından herhangi biri süreçten dışlanmamalı ve her taraf sürecin bir parçası olmalı. Taraflarının süreci ortaklaşa yürütmesi, bir taraftan olası siyasi riskleri ortaklar arasında paylaştırır, diğer taraftan ise çözüm için atılacak adımların geniş toplum kesimlerince kabul edilmesini sağlar. Tarafların asgari müşterekte buluşmasını ve buradan hareketle yol almasını benimseyen bir yöntemle hem risk dağıtılır ve hem de barış toplumsallaştırılır.

Üçüncüsü, siyasi iradedir. Geçmişinde ve bugününde çatışma barındıran ve kana bulanmış bir sorunu çözmek bir süreç işidir. Savaş tek bir hamleyle ve bir günde çıkartılabilir, ancak barış için sürece ve ortama ihtiyaç duyulur. Böyle bir ortam siyasi iradeyle yaratılır. Powell, barış sürecini bisiklet sürmeye benzetiyor, bisikletten düşmemek için sürekli pedal basmanız gerekir. Hükümete düşen, sürekli demokratikleşme yönünde adımlar atması, sabırlı bir şekilde küçük küçük adımlarla güveni tesis etmeye çalışması ve aşırı uçların süreci tıkamasına izin vermemesidir. Siyasi süreci sabote edecek eylemler her zaman olabilir; bu tür eylemler karşısında geri çekilmek yerine bu eylemlerin etkisini yok edecek bir siyasi akıl oluşturmalı.

Kürt meselesi gerek içte gerek dışta giderek Türkiye’yi zorluyor. Bu meselenin üstesinden gelebilmek için, hem içte hem de dışta demokrasiye ve barışa yatırım yapmak gerekir. Türkiye’nin acilen bir barış projesine ve bu projenin rahatlıkla tartışılabileceği geniş bir siyaset alanına ihtiyacı var. 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89