• BIST 89.695
  • Altın 146,059
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Barış niçin savaştan zor?

Şahin Alpay

Başbakan Erdoğan, “Savaş, kolay olandır. Zor olan barıştır. Biz kolayın değil, zor olanın tarafındayız…” dediğinde haklıdır. Çünkü (Başbakan’ın gönderme yaptığı bağlamda) savaş, mevcut düzeni sürdürmeyi amaçladı, barış ise düzenin değişmesiyle mümkün. PKK ile savaş, Kürtleri yok sayan Kemalist rejimi ayakta tutmak için yapılıyordu. Barış ise Kemalizm’in yerini özgürlükçü ve çoğulcu, yalnız birey değil, grup haklarını da tanıyan Avrupa Birliği normlarında demokrasiye bırakmasını zorunlu kılıyor. 

Başbakan bu gerçeği ne ölçüde müdrik? Eğer “Türk usulü başkanlık” önerisi bir taktik değilse, hiç müdrik değil. Ama Başbakan’ın barış arayışı, ister istemez, Kemalizm’in terk edilmesini, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı yaparken, bütün etnik ve dinsel kimliklerden yurttaşları birleştiren, Anadolu’nun çokkültürlülüğünü tanıyan politikasına dönüşü öngörüyor. Başbakan Erdoğan’ın, PKK ile barış sürecini başlatarak, hem Türklerin hem de (AKP’ye oy veren) Kürtlerin büyük çoğunluğu adına, ülkenin bütünlüğünü ve halkın birliğini koruma davasını üstlendiği ise muhakkak.

Barışın zorluğunu sadece PKK’nın ateşkes ilan etmesinden bu yana geçen hafta içinde muhalefet sözcülerinin takındıkları tavra bakarak görmek mümkün. Bir demokraside elbette ki herkes aynı düşünmeyecektir. Elbette ki herkes fikrini söyleyecektir. Makbul olan budur. Ama bu demokrasinin kuralları içinde olduğu sürece, yani hakaret ve şiddeti dışladığı sürece meşrudur. Elbette herkes fikrini söyleyecektir, ama söylenenler gerçekleri tepetaklak etmediği sürece itibar görebilir. Ne yazık ki bizim ana ve yavru muhalefet liderleri ve sözcülerimiz, ne hakaret etmekten, ne şiddete davetiye çıkarmaktan geri duruyorlar, ne de gerçekleri tepetaklak etmekten. 

Bugüne kadar, Türk etnik milliyetçiliğinin görüşlerini demokratik düzen içinde, meşru çerçevede dile getirme ve şiddetli yollara gidilmemesini sağladığı için takdir kazanan MHP lideri Bahçeli, son bir hafta içinde bu çizgiyi hemen tamamen terk etti. Hükümeti ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi “hainlik”le suçluyor... “Vur de vuralım, öl de ölelim” çağrısına “Merak etmeyin onun da zamanı gelecektir…” sözünün sonuna kadar arkasında olduğunu söylüyor; akılcılık gibi demokratik meşruiyetin de dışına çıkıyor. Başbakan’ın randevu talebini üç kez geri çevirmesi hangi akılla açıklanabilir? 

CHP lideri, partisinin bütünlüğünü korumayı, ülkenin bütünlüğünün korunması davasının önüne aldı. Başbakan’ı tek adamlıkla suçlarken, kendisi partide tek adamlığını ilan etti. Hükümeti demokrasiye aykırı tutum ve uygulamalarından dolayı eleştirecek ve kazanacak yerde, muhalefetini yalanlar üzerine kurmaya çalışıyor. Barış sürecini yokuşa sürmek için AKP ile ortak heyet kurulmasını reddediyor, parlamentoda her siyasi partiden eşit milletvekilinin katıldığı bir uzlaşma komisyonu istiyor. Yani MHP’nin arkasına sığınıyor. Neredeyse PKK’nın silahlı isyanının sorumlusunun, sahip çıktığı “Atatürk milliyetçiliği” değil de AKP iktidarı olduğunu iddia edecek… Sayın Kılıçdaroğlu, bu tutumunuzla giderek Baykallaşıyor, tıpkı onun gibi kendinizi bitiriyorsunuz. 

“Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve sahibi olan Türk milletinin adı, vatandaşlık tarifinden ve anayasadan çıkarılamaz” diye bildiri yayımlayanlara ise verilecek tek bir cevap var: Türkiye Cumhuriyeti’ni, Kürtleri de kapsayan, her etnik ve dinsel kökenden Türkiye milleti kurdu. Ve onlara sorulacak tek bir soru var: Türklere, “Türk değil Kürt’sünüz, Kürtleşeceksiniz…” denseydi acaba ne yapardınız?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89