• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -6 °C

Barış bir süreçtir durağan bir proje değil

Fadime Özkan

Kuzey İrlanda tecrübesini dinlemek için gittiğimiz Dublin’de bir kez daha gördük ki Türkiye doğru yolda. Çözümün kalıcılaşması için yapılması gerekenler arasında ise sürecin geniş toplum kesimlerine açılması ve barış dilinin yaygınlaştırılması da var.

Türkiye’de çözüm süreci Allah’a şükür ki tüm engelleme çabalarına ve provokasyonlara rağmen bir buçuk yıldır devam ediyor. Artık dağlardan şehitler, cenazeler gelmiyor, anne babaların yüreği avlat acısıyla yanmıyor. Kürtler, Türkler ve diğer toplumsal kesimler dahil Türkiye’de toplumun tamamı, barışın kalıcılaşmasından yana tutum alırken taraflar da çözüm konusundaki iradelerini her fırsatta ve yüksek tonda ifade ediyor. Bunlar sürecin artıları ve çözüm sürecinin de garantisi. Lakin barış tamamlanana, hayat normalleşene dek sürecin sürmesi için rasyonel olmak ve karşı karşıya kalınan sorunların çözüm yollarını aramak şart.

Yol yöntem arayışlarına, etnik temelli terör olaylarının yaşandığı, şiddetin bir yöntem olarak kullanıldığı başka ülkelerin deneyimleri de dahil.

Yaşadığımız çatışma dönemi ve bunca acı, dünyada sadece bizim başımıza gelmiş değil çünkü. İngiltere, İspanya, Fransa, Sri Lanka, Endonezya, Filipinler ve Güney Afrika da yaşadı bunu ve silahları susturmayı başardı. Çatışmasızlığı daimi kılmanın yolu ise hukuki ve toplumsal bir düzlem yakalamak, geçiş dönemi adaletini sağlamak ve helalleşmeyi mümkün kılmak. Bunlar şu an Türkiye’nin de yapılması gereken işler olarak duruyor önünde.

Bildiği gibi geçen hafta İngiltere Kraliçesi 2’nci Elizabeth, bağımsızlığını ilan ettiği günden beri ilk kez bir İrlanda Cumhurbaşkanını sarayında ağırladı ve İngiltere’ye karşı savaşan IRA’nın eski komutanı Martin McGuinness’i de kabul etti. Dünyanın bu olayı konuştuğu günlerde bir grup aktivistle birlikte ben de Dublin’deydim. Dublinliler bunu tarihi bir olay olarak görmekle birlikte barış sürecinin olağan gelişmesi olarak da değerlendiriyorlar.

Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda arasında imzalanan “Good Friday / Hayırlı Cuma” anlaşmasının nasıl sağlandığını ve sonrasında hala devam eden sürece dair durumu öğrenmek için bir grup insan hakları aktivisti, akademisyen ve akil insanlar heyetinde de yer alan isimle birlikte Demokratik Gelişim Ensttitüsü’nün (DPI) davetlisi olarak İrlanda’daydık. DPI kurucuları arasında eski diplomatların, gazetecilerin, siyasetçi ve akademisyenlerin olduğu sivil bir kuruluş. Çatışma alanlarında demokratik bir çözüm bulunması için tarafları bir araya getirerek benzer tecrübeler üzerine birlikte düşünülmesini sağlamaya çalışıyorlar.

Dublin’deyken bir akşam Büyükelçimiz Necip Egüz’ün misafiri olduk. Yine bir akşam Sayın Egüz’ün yanı sıra Avusturya’nın, Danimarka’nın ve Fransa’nın büyükelçileriyle birlikte yemek yedik. Bu katılımlar Türkiye’deki barış sürecine katkı olarak da okunabilir.

DPI’ın direktörü bir hukukçu. Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hizbullah örgütü üyesi olmakla suçlanan bireylerin kaybedilmesi, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgaliyle ilgili tarihi davaları AHİM’e taşıyan insan hakları savunucusu Kerim Yıldız. 2010’da kurulan DPI daha önce de aralarında AK Partili, CHP’li ve BDP’li milletvekillerinin, gazetecilerin, akademisyen ve STK temsilcilerinin bulunduğu çok sayıda katılımcı ile Dublin, Belfast, Londra, Güney Afrika ve Türkiye’nin değişik şehirlerinde toplantılar gerçekleştirmişti.

Bu geniş yazıda İrlanda’nın başkenti Dublin’de üç gün boyunca gerçekleşen toplantıların kısa bir özetini bulacaksınız. Elbette ki iki ülkenin yaşadıkları arasında benzerlikten çok farklılıklar var. Ama her ikisinde de uzun sürmüş, can kayıplarına ve travmalara neden olmuş bir çatışma dönemi ve silahları susturma, barışı tesis etme hedefi var. O yüzden İrlanda tecrübesi önemli. Hiç değilse onların düştüğü hatalara düşmeyerek, oradan tecrübe devşirebiliriz. Toplantılarda sorunun tarihi yönü, patates kıtlığı, Protestan-Katolik ayrımının soruna yansımaları, kadın örgütlerinin çözüme katkısı da anlatıldı. Hepsi çok geniş başlıklar olduğu, yerim de dar olduğu için tecrübe bakımından Türkiye’ye uyarlanabilir olanları önceleyeceğim.

Kabul edelim ki hepimiz sorunun bir parçasıyız

Biz kırk yıldır çalışıyoruz, hatalar da yaptık. Bize bakıp bunları yapmamanız mümkün.

Ben İngilizlerin hain gibi gördüğü türden bir İngiliz’im! Büyük dedem İrlanda’ya silah sağlıyordu, büyük babam ise İrlanda Başbakanıydı!

Şunu kabullenmek gerekir: Hepimiz sorunun bir parçasıyız. 1990’lardan beri biz şu 4 şeyi uyguluyoruz. 1) iki tarafın politikacılarını

2) şiddete maruz kalanlarla şiddeti uygulayanları 3) eski savaşçıları-militanları 4) iki taraftan da kadınları bir araya getirmeye, birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlamaya çalışıyoruz. O kadar kolay olmadı. Bazen saatlerce aynı mekânda oturmak ya da sert geçen bir tartışmadan sonra bir kadeh şarap içmek bile insanları yakınlaştırır. Bunun yanı sıra, orada olmasını istediğimiz, olması gereken ama olmayanlar için toplantılarda boş sandalye uygulaması yaptık. Şiddetten herkes etkilendi çünkü.

Mühim bir katkısı olmayacak olsa bile herkese sürece müdahil olma ve kendi hikâyesini anlatma şansı vermek gerekir. İnsanların adalet beklentisi ve eşitlik fikri önemlidir, taleplerin karşılanması gerekir. Amacımız geçmişin acılarını, travmalarını aşmak, geleceği birlikte kurmak ve birlikte yaşamının mümkün olduğunu göstermek. Süreçte liderlik çok önemli. Sürecin mutlaka yapılandırılması gerekir.

Üçüncü taraf işleri kolaylaştırır, güven aşılar. Ama şüphesiz barış taraflar arasında olur.

Sivil toplum ise barış süreçlerinin oksijenidir, barışın tabana yayılmasını sağlar. (Will Devas / Çatışma çözümleri için çalışan Glencree’in CEO’su)

IRA için savaştık şimdi barış için uğraşıyoruz

Barış imzalandı fakat bakın İrlanda’da İngilizce konuşursunuz, İrlandaca değil! 1970’lerde IRA’ya katıldım. Memurdum, eşim öğretmendi, kavgacı biri değildim. Şimdi geçmişe bakınca bunu çok radikal bir adım olarak görüyordum. Eylemlere katıldım. Aslında tamamen halktan biriydim. Evden uzakta yaşıyordum. İngiliz askerlerince yakalandım. Şanslıydım, hayatta kaldım. Hapishanede 16 yıl geçirdim. Cezaevine girdiğimde çocuklarım 3 ve 5 yaşındaydı. Çıktığımda büyümüşlerdi. İçeride çok zamanımız vardı. Sürekli analiz yapıyorduk, enerjimizi siyasete harcamamız gerektiğini düşünüyorduk. Dışarıdakiler bizi bir tür think tank olarak görüyorlardı. Hapisten çıkınca politik aktivitelere yöneldik. Bunu az sayıda arkadaşımız destekledi, dışlayanlar oldu. Bizim bilmediğimiz ama şüphelendiğimiz şey ise İngiltere Hükümetinin İRA ile konuştuğuydu. Siyasi tutuklular salındı. Anlaşma imzalandı. Böylece yeni bir sayfa açılmış oldu siyaset için. Biz eski aktivistler olarak konuşmayı sürdürdük. Çok kilit bir rol oynadık. Barışa katkı sağlamayı sürdürüyoruz. Herkesle diyaloga açığız. İngiltere’den yaşamını yitirenlerin yakınlarıyla ilişkilerimiz sürüyor. Biz IRA olarak yakınları ölen herkesten özür diledik. Ancak İngiltere ordusundan hiç kimse için özür dilemedik. Ülkemizi işgal edenler onlardı. (Eski IRA mensubu, 16 yıl cezaevinde kalmış bir aktivist / Michael Culbert)

Bütün partiler sürece sahip çıktılar

Tolstoy’un Anna Karenina’da dediği gibi “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Biz, bizim tecrübemiz Türkiye’ye uyarlanabilir demiyoruz. Zaten barış sürecimiz tamamlandı da demiyoruz. Geçmiş mirasımızla nasıl başa çıkacağımızı da henüz bilmiyoruz. Ama neler yaptığımızı anlatabiliriz. Herkesin, bütün partilerin STK’ların, sendikalar, spor kulüplerinin, kiliselerin ve okulların sürece katılmaları sağlandı. Radikal silahlı gruplar dolaylı temsil edilerek iradeye ortak edildiler. Hayırlı Cuma Anlaşması kolay olmadı, karşılıklı tavizler verildi. Dolayısıyla anlaşma sadece Kuzey İrlanda ile değil, Kuzey ve Güney İrlanda arasında, İrlanda ile İngiltere arasında gerçekleşti. Halkın yüzde 75 oyu ile anlaşma referandumda kabul gördü. Bu süreçte sorunlar yaşadık. Hala tanımayan marjinaller var. Yapıcı muğlâklığı azımsamamak gerek. Bazen uzlaşamıyor anlaşamıyor gibi olduğunuzda bile yılmadan konuşmak doğruya doğru yol almanızı sağlar. Biz çözüm konusunda uluslararası destek aldık, özellikle de patlayıcıların imhası gibi konularda uzman ülkelerin desteğini. Kanada, Finlandiya, Yeni Zelanda Arjantin, Güney Afrika ABD, AB Ülkeleri, Başkanlar özellikle de ABD Başkanları ve bilhassa Bill Clinton. Başkanlar partilerinden bağımsız olarak sürece sahip çıktılar. Süreç için fon sağladılar. (İrlanda Dışişleri Bakanlığı Çatışma Çözümü Birimi Direktörü / Berndan Ward)

Zorluklara rağmen mühim olan sürece devam etmek

Tecrübemizi aktarırken konuyu 4 grupta ele alacağım.

1) Barış bir süreçtir, bir projede değil. İyi giden anlar da olur, kötü giden zamanlar da. Zorluklar çıksa da önemli olan sürecin devamıdır. Hükümetlerin, partilerin hepsi kendini bu sürece adadı. 2) Uluslararası aktörlerin rolü önemi. ABD ve AB’nin çok katkısı oldu. Çok katlı bir siyasi mimariden söz ediyoruz çünkü. 3) Sektörel angajmanların sürece katkısı büyük oldu. Barış süreci sadece dışişleri ya da yönetim seviyesinde kalmamalı. Ulaşım, turizm, AB projeleri, enerji konuları gibi alanlar farklı angajman fırsatları sunuyor. Bu angajmanların hem Birleşik Krallık’a hem İrlanda’ya çok yararı oldu. 4) Barış sürecinde müzakerenin yapıldığı ekonomik atmosfer son derece önemli. Müzakerede sonuca gitmede iş çevrelerinin katkısı büyük. İki taraf da ortak yatırım konusunda istekli oldu. Bu onları birbirine yaklaştırdı. Kuzey’de yakın tarihte çatışmalar yaşanınca işadamları ne yaptılar? Reklamlarla İrlandalı aileleri Kuzeye turist olarak gitmeye teşvik ettiler. İki ülke arasındaki bağı kuvvetlendirdiler. Barış sürecine tahammülü arttırdılar. İşsizlik, eğitimsizlik süreci zorlayabiliyor çünkü. (İrlanda AB İşleri Bakanı / Paschal Donohoe)

Savaş ve barış aynı anda olmaz barış için savaş dili bırakılmalı

Medya sanılanın aksine İrlanda’da sürece yardımcı olmadı. Garry Adams ile karşı görüşten temsilciler arasında yapılan görüşmeyi basına sızdırdı, terörizm suçlaması yaptı ve prensiplere odaklandı. Halbuki bazı hallerde prensipler engelleyicidir. Herkes barış ve huzur istiyordu, buna odaklanmak gerekiyordu, öyle yapıldı. Medyada sürecin ciddi bir analizi yapılmamıştı. İnsanlar aktif katılımcılar değil seyirciydi. Yapıcı olup ortak ve pozitif yanları değil sorun çıkartan konuları ele alıp abartarak öne çıkardı medya. Savaş ve barış aynı anda olmaz halbuki. Bu önemli. Ya savaşır ya barışırsınız. Barış yapacaksanız savaş dilini bırakmanız gerekir. Savaş sürüyormuş gibi algılamak ve algılatmak sürece zarar verir. Sansasyondan para kazanmayı hesaplıyor medya. Ahlaken sorumlu davranmaları için medyaya baskı yapılması gerekir. Tartışmada zor meseleler süreci tıkamasın diye önce üzerinde anlaşılabilecek maddeler konuşulmalı. Daha sonra zor meselelere dönülür. Çatışmadan zarar görmüş insanların hikayelerini aktarırken taraf tutmamak gerekir. (Radyo Gaeltacha’nın siyasi muhabiri - editörü / Eoin O Murchu)

Barış cesur ve yaratıcı insanlar sayesinde oldu

1965’te Belfast’a doğdum. Çatışma başladığında 4 yaşındaydım. Evimiz taşlanıyordu, mahallemde evlere suikastlar düzenleniyordu. Sokakta oynayamıyordum. Okul kravatımızı çıkartıyorduk ki kim olduğumuzu anlamasınlar. Sürekli dua ederdim, babamın ölmemesi için. Rahipliği seçmemde bu çatışma, çok dua etmemde korku önemli sebepti. Hayatımı barışa adamaya karar verdim. Pek çok arkadaşımız para militer örgütlere katıldılar. Kimseyi yargılamıyorum. Tutuklularla ilişkimiz vardı. Para militer grupları ihbar için çağrılırdık. Yumuşak bir etkimiz vardı. Kilisenin iddiası şiddetin çözüm olmadığıydı. Onları anlıyordum. 16 yaşındayken bir gün sokağımıza girdiğimde evde bir şey olduğunu anladım ve çok korktum. Babam kaçırılmak istenirken bir arabadan atlamış. Hastanede dediler. Hemen gittim. Önünden altı kez geçmeme rağmen babamı tanıyamamıştım. O kadar kötüydü. O an bir silahım olsaydı bunu yapanları öldürürdüm. Kardeşim de böyle hissediyordu. Yüzleşme ve toplumsal af en zor mesele. İrlanda ulusal topluluğunda sadece Katolik Kilisesi vardı. Tutarlı bir görüşe sahipti. İRA şiddet olaylarında insanların desteğini arkasına almamıştı. Sinn Fein çok destek aldı çünkü siyasi yolla yürümeyi hedef seçtiler. Şiddetinizi desteklemiyoruz ancak siyasi tutumunuzu destekliyoruz, demek istediler. Siyasetçilerin birbirleriyle konuşamadığı zamanlarda dini çevreler Katolikler ve Protestanlar bir araya gelebiliyordu. Bir tolerans havası oluşuyordu. Af konusunda ciddi bir zorluk var. Durum Protestanlar için daha zor. Affetmek zor! İngilizler hep bir din çatışması gibi gösterdi meseleyi. Oysa öyle değildi. Hala BBC İngilizler ve İrlandalılar olarak değil, Katolikler ve Protestanlar olarak haber yapıyor. Barış cesur ve yaratıcı insanlar sayesinde oldu. Din görevlileri ve siyasiler çok önemli görevler üstlendik. (Katolik Başpiskopos Danışmanı - Rahip / Father Tim Bartlett)

‘Medya canavarı’nı doğru beslemek gerek

2 yıl sonra 1916’daki isyanın 100. yılına gireceğiz. Biz Cumhuriyetçiyiz, İngiltere Krallık. Ancak ilişkilerimiz hiç bu kadar iyi olmamıştı. 1970-1990’lar şiddet yıllarıydı. Bombalamalar, öldürmeler vardı. İnsanlarımız, aksanları saklamak yoluna gittiler. Şimdi gurur duyulan bir şeydir İrlandalı olmak. Bunu nasıl sağladık? Neden 3 bin insan ölmek zorunda kaldı? Neden engellenmedi? Çatışmalardaki fiziksel şiddet, meseleyi çok başka bir boyutlara götürüyor. Güç sahipleri başka bir dilden, militanlar bir başka dilden konuşuyor. Hükümetlerin ortak bir dil geliştirmesi gerekir. Dinamikler yavaş gelişti. 25 yıl sürdü. Temel olarak insanların risk alması anlamına geliyor. Çatışmayı durdurmamız gerek diye düşündü insanlar. Ancak dillerini değiştirmeleri kolay değildi. Herşey karara bağlanmadan hiç bir şey karara bağlanmış değildir, deniliyordu. Burayı sevmiyorsanız çekin gidin bile deniyordu. İyi niyetli insanlar iki tarafta da küçük adımlar attı. Memurlar danışmanlar yeni bir dil geliştirmek zorundaydılar. İki tarafın da ulaşabileceği bir dil. Ben görüşmeler sürerken bir müddet gazetecilik yaptım. Dışarıda bekleyenlerdendim. Medya için “canavar” denilir. Sözcü olduktan sonra halka gelişmelerin yansıtılması zorunlu olduğu için günde iki kez medya canavarını beslemekle görevliydim. Kullandığınız dil medya tarafından didikleneceği için görüşmelerin gizliliği nedeniyle çok şey söylenemese de mutlaka çok net ve olumlu bir dil kullanılmak zorunda. (Çatışma döneminde muhabir - Barışta hükümet sözcüsü / Richard Moore)

Barış gazeteciliği: Ayrıntı değil bağlam

Doğu Belfast’ta büyüdüm ben. İşçi sınıfından insanların arasında. Bazıları para-militer hale geldi, silahlandılar, silah kullandılar. Gazeteciliğe kazara başladım. İrlandaca konuşamıyordum ama dilin insanı yönlendirdiğinin farkındaydım. Uzlaşmada sendikalar önemli rol oynadılar. Medyanın bu süreçte tutumu ne olmalı? İnsanların tartışmaların bağlamını bilme hakları vardır, ayrıntılardan ziyade. Müzakerelerin kendisi önemliydi. Sürece duyulan ihtiyaç önemlidir. Her şeyi kamunun gözü önünde yapmak imkansız. Esneklik ve sürece dair dürüstlük olmalı. Değişimi yansıtacak açıklamalar yapılmalı. İnsanlara olayların detayları verilmeden değişim anlatılmalı. Ben görüşmelere özgürlükçü sol gruplardan biri adına katıldım. Bir ilkeler seti vardı. Prensipler herkes içindi. Sein Feinn bu görüşmelerin dışında kalmıştı. Yetkisi olmasına rağmen katılmamıştı. Sebeplerden biri de prensipleri ihlal etmiş olmasıydı. Toplantılardaki önemli konulardan biri geçmişin mirasıyla nasıl başa çıkılacağıydı. Barış dili için bir rapor hazırlandı. Bazıları bu konsepte sıcak baktılar. (İrlanda Ulusal Gazeteciler Sendikası / Kevin Cooper)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89