• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin -1 °C

Barış AKP’nin insafına bırakılamaz

Muzaffer Ayata

Başlatılan barış süreci istendiği gibi yürümüyor. Süreç kilitlendi veya terkedildi demiyoruz ama sağlıklı yürümediği açık. Bunun en temel nedeni de Erdoğan’ın tüm ilişkileri, yetkileri tekeline almış olmasıdır. Sürecin selameti açısından işi sıkı tutuyor denilebilir ama yapılanlar buna işaret etmiyor. Kürt tarafının kaygıları, çağrıları hükümet tarafından gerektiği biçimde karşılığını bulmuyor.

Erdoğan’ın ateşkes ve gerilla güçlerinin geri çekilmeye başlamasından sonra atması gereken adımları savsaklaması ve hala Suriye’deki Kürtlere düşmanlığın terkedilmemesi haklı olarak Kürt halkını düşündürüyor. Barışın bir ayda gelmeyeceğini, tüm yasal anasayal düzenlemelerin iki günde olmayacağını hepimiz biliyoruz. Ancak sürecin sağlıklı yürümesi için güven ortamının oluşması, kamuoyunun hazırlanması vb. gerekir. Bu konuda AKP işi çok ağırdan alıyor. Bırakalım yasal değişiklikleri, yargılanan ve cezalarını da fiilen çeken milletvelikleri ve seçilmiş diğer yöneticiler bile hapishanelerden tahliye edilmedi.

A. Gül Çankaya’da, Erdoğan başbakanlıkta oturup istedikleri gibi konuşurken, onlarla aynı haklara sahip olması gereken Hatip Dicle hala hapishanede ve vefat eden annesinin cenazesine bile katılamıyor. Bunu dile getirenlerin karşısına da yasaları çıkarıyorlar. Bu yasaların niye hep Kürtlerin aleyhine olduğu, neden onların sanık ve tutuklu olduğunu kimse dürüstçe cevaplamıyor. Bu ırkçı ve faşist içerikli yasalara ve anayasanın değiştirilmesi için iktidar partisinin işi niye bu kadar ağırdan aldığına bir açıklama getiremiyorlar.

Türkiye’de barışı arayan ve Kürtlerle düşmanlığa son vermeye çalışan bir hükümetin, Suriye’de de Kürtlere düşmanlık yapmaması gerekir doğal olarak. Ancak durum hiç de öyle değil. Suriye’de Kürtler tüm haklarından ve kimliklerinden mahrum yaşadılar. İlk defa tarihi bir fırsat yakaladılar. Kimlikleriyle ve daha özgür yaşama şansına kavuştular. Türkiye’nin bundan memnun olması ve karşıtlık yapmaması gerekirdi. Sözümona Esad rejimine karşılar. Muhalefeti desteklediklerini söylüyorlar. Kürtler de muhalefetin bir parçası ve daha demokratik ve güvenlikli bir yönetim oluşturdular. Buna destek olmak gerekirken, oraya dönük saldırıları organize etmeye, kan dökmeye devam ediyorlar. Serêkaniyê’de El Kaide uzantıları rahat girip çıkıyor. Yaralılarını getirip tedavi edebiliyorlar. Ama hiçbir Kürt’ün,

PYD’linin gelip tedavi olmasına izin vermiyorlar. Rojava’daki Kürtler bir yıl oldu kendilerini yönetmeye ve kaderlerini ellerine almaya başladılar. Talan, yağma ve cinayetlere izin vermediler. En güvenlikli ve en demokratik bir yönetime sahip oldular. Suriye’nin diğer bölgeleri kan gölüne döndü. Türkiye bu duruma sevinmeliyken düşmanlık üretiyor. Bu da geleneksel Kürt politikasıyla bağlantılı bir durum. Türk genelkurmayı yaptığı açıklamada “bölücü terör örgütü sınıra dayandı” vb. diyor. PYD niye bölücü, niye terörist? El Kaide uzantıları ve diğer çetelere terörist demeyenler iş Kürtlere geldi mi, bilinen şablonlarla hemen refleks gösteriyorlar.

Sayın Öcalan’ın sağlık sorunları var. En azından bağımsız bir doktor heyetinin gitmesi gerek. BDP’lilerin ve diğer heyetlerin gidip gelmeleri barış sürecini daha da sağlıklı kılar ve güvenceye alır. Ancak Erdoğan bu talepleri ve girişimleri bir kenara bırakıp kendi bildiğini okumaya devam etmektedir. Yarın süreç aksar ve yeniden kanlı bir mecraya evrilirse bunun hesabını kim verecek? Erdoğan herhalde danışmanları ve yalaka basınıyla Türkiye’yi ve dünyayı yönlendireceğini ve işin içinden sıyrılacağını hesaplamaktadır.

Kürt halkı her konuda barışa kendisini hazırlayabilecek kapasitede. Son yapılan KCK kongresi ile örgütsel mekanizmaları ve irade olarak da buna hazır olduğunu ortaya koydu. Sürecin birinci aşamasını sorunsuz yönetti. Çatışmazlık ortamını yarattı. Gerilla güçlerini dışarı çekmeye devam etmektedir. Ancak hükümet bir tek yasayı bile değiştirmedi. Hapishanelerdeki insanları tahliye ettirmedi. İmralı’nın koşullarını düzeltmedi. Halkla ve örgütüyle sağlıklı ilişki kurmasına olanak sunmadı. Herşeyin başbakanın iki dudağı arasından çıkacaklara bırakılması açık ki sağlıklı bir durum değildir. Hükümet yandaşı medya hala Erdoğan’a toz kondurmamaya, Kürt tarafını mercek altına almaya devam etmektedir. Tek yanlı bir mevzilenmeyle doğal ki barış ve demokrasi inşaa edilemez.

Kürdistan halkı barışı haketmiş ve mücadelesiyle bu süreci hazırlamıştır. Bundan sonra da örgütlü mücadelesini sürdürecektir. Meydanı AKP ve yandaşlarına bırakmayacaktır. Ancak Türkiye sol ve demokrasi güçleri hala toparlanmış ve sürece ağırlığını koyabilmiş değildir. Bu alanda üstüne sorumluluk düşenlerin de artık kaybedecek zamanlarının kalmadığını görmeleri gerekir. Bu ülke hepimizin ve kaderimizi ilgilendiriyor. Türkiye AKP’nin ve Erdoğan’ın insafına terkedilemez bir ülkedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89