• BIST 105.026
  • Altın 162,799
  • Dolar 3,9202
  • Euro 4,6444
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 12 °C

Balkanlar ve Kürtler

Nihal Bengisu Karaca

Kürt sorununun bu kadar çözümsüz kalmasının kökeninde, bölünme korkusu ve toprak kaybetme fikrinin ülkenin zengininde ve fakirinde aynı acıyı yaratması yatıyor. Bu acının ve korkunun temeli Balkanlar'dır: Osmanlı'nın 19. yüzyılın sonlarından başlayarak Balkanlar'da yaşadığı hezimet. Mora yarımadasında başlayan, Balkan Harbi'ni ve sonrasını kaplayan süreç. Ve Türkiye'yi Türkleştirme azminde fazla ileri giden, ulus devletin mayasını, ırk milliyetçiliği ile ya da kültürel milliyetçilik ile değil, toprak milliyetçiliği ile karan ilk kadroların hem bu savaşı görmüş, hem de çoğunluğu Rumeli kökenli insanlar olması manidardır. Bu kadroların "bir daha asla" diyerek, toprak kaybetme ve bölünme korkularının önüne set çekmesi umuduyla alınabilecek en sert yöntemleri almasının sonucudur "Kürt meselesi." Şimdi bu sorunun halli nice olur, hallediyoruz zannederken Yugoslavya'ya döner miyiz endişesiyle yeniden Balkanlar'a bakıyoruz. Tarihin ve kaderin bir cilvesi olarak.

Cumartesi ve pazar günü yazdığım iki bölümlük dizide Üsküp'te yaşayan bir Türk'ün görüşüne yer vermiştim. "Türkiye'deki Kürtler şanslı. Türkiye'de bizim Slovaklar gibi, sürecin en başından itibaren bölünelim ve bu fakir bölgeleri sırtımızdan atalım diye düşünen bir kesim yok" diyordu. Bu "iyimser" ifadeye olduğu gibi yer verdim; "Keşke işler o kadar kolay olsaydı" çekincemi bir kenarda tutarak.

Çünkü artık öyle değil. Şimdilerde Türkiye'de "Bu bölgeden kurtulursak, vergilerimiz boşa gitmez, zenginliğimiz bölüşülmez, AB'ye gireriz ve 'töre cinayetleri' gibi barbarlıklarla da anılmaktan kurtuluruz" diye düşünen bir kesim var. Abartarak söyleyelim, Türkiye'nin Slovenleri.

Kürt milliyetçilerinin bir bölünme ihtimali söz konusu olduğunda, Türklerin tarafında kalacak Kürtlerin "rehin" muamelesi göreceğini idrak edemediklerini düşünmek yersiz olur. "Türkiye, Yugoslavya olur mu?" endişesini sadece Türk ulusalcılarının değil, Kürt milliyetçilerinin de sorması ve dert edinmesi gerekiyor.

'ALTIN ÇAĞ' SÖYLEMİ

Ahmet Davutoğlu'nun Türkiye'nin komşularıyla sıfır risk-maksimum güvenlik anlayışı çerçevesinde yürüttüğü politika artık hepimizin malumu. Türkiye, üniter devletten ve resmi sınırlarından vazgeçmeden yakın komşularıyla iyi ilişkiler geliştirerek bir "havza" oluşturmaya çalışıyor. Siyasi haritaların aynı kaldığı, kültürel ve ekonomik işbirlikleri aracılığıyla fiili bir genişleme gerçekleştiriliyor. Bu Türkiye açısından da, bölge ülkeleri açısından da verimli sonuçlar doğurabilecek bir durum. Ancak sıkıntılar da yok değil. Türkiye'nin kendi Kürtlerinin "dil" meselesini çözmeden, Bal-kanlar'daki Türk azınlığın "Türkçe'yi ve Türk kültürünü yaşatma" taleplerine nasıl karşılık vereceği bir mesele örneğin.

Dahası bir de Davutoğlu'nun bölgede kullandığı, "Altın Çağ" diskuru var. Mahalli gazetelerde bu diskur oldukça tepki çekiyor, "Osmanlı'nın torunları yeni fetihler tasarlıyor" türünde yayınlara yol açıyor, kara propaganda vesilesi haline getiriliyor. Çünkü Balkanlar'da Osmanlı hâkimiyeti altında yaşamış olan Yunan, Bulgar, Sırp, Hırvat, Makedon unsurların hafızası Davutoğ-lu'nun bahsettiği "Altın Çağ"ı silmiş durumda. Onlar ziyadesiyle Osmanlı'nın "hasta adam" döneminde, çaresizlikten, toprak kaybetme paniğinden, güçsüzlükten dolayı ürettiği sert tedbirleri hatırlıyorlar.

Öte yandan, bölge ile ilgilenirken Osmanlı'yı içermeyen bir söylem oluşturmak da gayri samimi olacaktır. Türkiye, Kana-da'yla, Yeni Zelanda'yla iyi ilişkiler kurup ticaret yaparken böyle bir referansa ihtiyaç duyacak değil. Ama bölgesel bir güç odağı haline gelirken bölgeyi de kalkındırmak, havzayı etkin hale getirmek ayrı bir iş ve bu işteki trafiği yönetirken tarihselliğe atıf kaçınılmaz. Fakat dikkatli olmakta ve "Osmanlı" referansını Türkiye'nin "Türk milliyetçiliğini pompalamakla" suçlanmasına neden olmayacak şekilde dizayn etmek gerekebilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89