• BIST 83.067
  • Altın 147,029
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 1 °C

Bal çalan Êlo ve vızvız yapan arıları

Emrullah Beytar

Son otuz yıllık süreden beri devam eden şiddet ortamının barışla neticelendirilmesi için başlatılan çözüm süreci cumhurbaşkanına göre buzdolabına kaldırılmış, öldürülmenin ve öldürmenin normalleştirildiği bir dönemde yaşıyoruz. Akıl ve vicdanın askıya alınıp, duygu, his ve öfkenin egemen olduğu bu tür süreçlerde en büyük görev şüphesiz toplumun önde gelen insanlara düşmektedir. Bu insanların sıfat ve statüleri farklılık arzetmekle birlikte bunları ortak bir isimle isimlendirmek gerekiyorsa bunlara aydın demek mümkündür. Çünkü bu insanlar şiddetin en sert geçtiği dönem ve ortamlarda bile his ve duygularının arkasına kapılmadan akıl, vicdan ve adalet ölçüleriyle yazan ve konuşan insanlardır. Bu tür süreçlerde böyle davranmak zor ama imkansız değildir. İşte bundan dolayıdır ki “aydın” olmak çok kolay olmamakla birlikte imkansızda değildir. Türkiye’nin bence en önemli sorunlarından biri bu niteliklere sahip bir aydın sınıfının olmayışıdır. Her dönemin ve o döneme hükmeden bir gazeteci ve yazar sınıfı olmuştur. Ancak bu kişiler gazeteci ve yazarlıktan aydın olmaya yani evrensel hak ve özgürlükleri insan odaklı savunan bir posizyona gelememişleridir.

Toplumun görünmeyen aydınları

Bediüzzaman hazretleri “Bir padişahın malumatı olmadığı bir alanda bir çobanın malumat sahibi olabileceği” gerçeğinin altını çizer. Bu ilkeye göre aslında akleden ve düşünen her insanın aydın olduğu gerçeğidir. Ancak her insan aynı imkan ve şartlarda yaşayamadığından dolayı bazıları toplumda daha görünür hale gelmişlerdir. Her insan her alanda bilgi sahibi olması mümkün olmadığına göre bir aydın sınıfı kategorisini yapmak çok sağlıklı ve gerçekçi olmaz. Her akleden ve düşünen insanın bir aydın tarafı olması imkan dahilindedir. Bazı aydınlar imkanları dahilinde kendilerini daha rahat ve kolay bir şekilde ifade etme imkanı bulurken çoğu aydın insanda aynı kolaylıkta bu fırsatı bulmayabilirler

“Aydın” kavramına karşılık gelen “münevver” kelimesinden yola çıkarak bir tanım/nitelendirme yaptığımızda; araştıran, sorgulayan, çağdaş ilimlere vakıf, zaman ve zemini iyi okuyabilen, gerçeğin peşinde koşan, tabuları olmayan, konuşmaktan çekinmeyen ve ilmin izzetini muhafaza edebilecek bir erdemliliğe sahip, politik ve ulusal çıkarların tesirinden kendini arındırmış, sonuçlardan bağımsız bir şekilde tavır sergileyen bireyler olarak nitelendirmek mümkündür.

Julien Benda, aydını “felsefenin hakikat düzleminde dolaşan ve adaleti arayan kişi olarak tanımlamıştır.

 Değişmeyen  İdeoloji ve aydın olamamış gazeteci ve yazarlar

 Hükümetler ve siyasal iktidarların aktörleri değişse de değişmeyen bir şey vardır ki o da resmi ideolojidir. Bu resmi ideolojinin boyası, rengi veya cilası değişse de, ideolojinin üzerinde inşa edildiği paradigmalar değişmemektedir. Bundan dolayıdır ki, bu coğrafyanın son yüzyılına baktığımızda egemen gücün/resmi ideolojinin muteber vatandaş modeline uygun bir “aydın” tipide oluşturmak istediğini görmekteyiz. Aslında egemen gücün/resmi ideolojinin dayattığı “aydın”  tipinden nasibini almış vatandaşların zaman zaman kendileride bir tenakuzluk içerisinde olduğunu fark etmemiş değillerdi. Resmi ideolojinin muteber “Aydın” sınıfı bugüne kadar toplumu hafife alan, alaycı bir üslupla toplumu terbiye etmeye kalkıştığını gördük/görüyoruz. Egemen gücün muteber “aydınları” aslında hiçbir zaman kendi özgür iradeleriyle bir söylem ve hareket geliştirememişlerdir. Egemen güç tarafından önlerine konulan veya zihinlerine enjekte edilmiş jargon ve kavramlarla konuşmuş, toplumun ve zamanın ihtiyaçlarından bihaber veya bunları öncelemeyen bir tutum takınarak hareket etmişlerdir. Resmi ideolojinin muteber “aydınların” durumu Bediüzzaman hazretlerinin eserinden geçen  bal çalan ‘elo’nun ( Kürtler genellikle Ali’ye ‘Elo veya Elî diye hitap eder) içine girmiş olduğu duruma benzer.; “’Elo’ya denilmiş ki senin bu hırsızlığın bir gün ortaya çıkacaktır. ‘Elo’da karşıdakilerini aldatmak için boş bir peteğe yabancı arıları doldurup balı başka yerden çalar ve bu balı o kovanda saklarmış. Biri sorsa dermiş ki “bu bal mühendisi olan arılarımın sanatıdır.” dermiş. ‘Elo arılarıyla konuştuğu zamanda “vızıltı sizden bal benden” dermiş.”  Balın, ‘Elo ismindeki egemen güç tarafından “devletlu aydınlarımıza” verildiğini özgürlük asrın meyveleri olan her aydın yurttaşlarca bilinmektedir. “devletlu aydınlarımız” politik ve ulusal çıkarların tesirinde sıyrılarak ‘Elo’nun vermiş olduğu balı reddetmeli ve kendileri yeni bir bal üretmelidir. ‘Elo’nun balı onlara meşruluk kazandırmadığı gibi sözlerinde bir tesirde oluşturmamaktadır. 28 Şubat’tan günümüze kadar ‘Elo’nun yani resmi ideoljinin değişmediği, değişen nokta ise kovanın içinde vızıltı sesi çıkaran arılar(gazeteci ve yazarlar) olmuştur. Siyasal iktidarlar ise arı vazifesini yapan gazeteci ve yazarın düşüncesine şekil veren veya bu düşüncenin sınırını belirleyen aygıt olmuştur. 

Bizde olmayan aydınların özellikleri

Julien Benda’ya göre aydın; politik ve ulusal tutkulara kapılmaması gerektiği gibi pratik amaç ve çıkarda gütmemelidir.                   

 Said-i Nursi; Aydın/Araştırıcının denizdeki dalgıç gibi olmalı. Zamanın tesiratından sıyrılıp, geçmişin derinliklerine dalmalı, olayları mantığın terazisiyle tartmalı, her şeyin kaynağını bulmalıdır, mealindeki sözünden de anlaşılacağı gibi aydın, gerçeğin peşinden koşmalı, hissiyattın esiri olmamalı, politik ve çıkarcı davranışlardan uzak durmasını başarabilmelidir.

Tabularlarla yüzleşmeyi sağlayıcı hareket ve söylemlerde bulunmalı, ifade özgürlüğün en sağlam savunucuları olmalıdırlar ki tarihi gerçekleri konuşarak ve araştırarak aydınlatabilme imkan ve cesaretine kavuşabilsin.

Mevcut statükonun içinde yer almadığı gibi, politik ve ulusal çıkarlar peşinde koşmayan aydın davranışını en güzel şekilde  resmeden fotoğraf  “Ah Biz Ödlek Aydınlar” kitabında anlatılan Fransız  hukukçu hocanın fotoğrafıdır.

“ Fransa’nın asker havacıları ve paraşütcüleri Cezayir’li yurtseverlere kan kusturur, işkence ederken, Paris’te bir hukuk profesörü kürsüye çıkmış ve öğrencilere “bağımsızlıklarını isteyen Cezayir’lilere işkence eden böyle bir yönetim altında profesürlük cübbesini giymekten utanıyorum…..” diyerek cübbesini çıkarıp atmış ve bir daha ders vermeyerek tek başına aydın olarak tarih önünde Fransa’nın onurunu kurtarmıştır. Fransız aydın politik ve ulusal çıkarların tesirine kapılmadan vicdani bir refleksle tepkisini ortaya koymuştur. Bu gerçeklikten yola çıktığımızda yurttaş (aydın) vicdani hareket etmeli, politik ve ulusal çıkarları tesirine girmemeli ve hareketleri sonuçlardan bağımsız bir şekilde değerlendirmelidir. Bu nitelikte yurttaşların sayısı çoğaldıkça demokrasinin sağlam temeller üzerinde inşası hızlanacak, buna bağlı olarak toplumsal barış ve huzurun tesisi kolaylaşacaktır. Aydınlar ilmin tüccarı, resmi ideoljinin veya herhangi bir muhalif hareketin sözcüsü ve taraftarı olmamalıdırlar. Tam tersine  her zaman ve şartta, vicdanın, erdemin ve adaletin  savunucuları olmalıdırlar.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89