• BIST 99.639
  • Altın 141,507
  • Dolar 3,5032
  • Euro 3,9191
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 29 °C
  • Berlin 19 °C

‘Bal bal demekle ağız tatlanmaz’

Oya Baydar

Yazının başlığını BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın grup konuşmasından ödünç aldım. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin Kürt meselesinde kendi meşrebince barış ve çözüm istediği, iyimserliğe ve umuda göz kırptığı şu günlerde, pişmiş aşa soğuk su katmakla eleştirilmeyi göze alarak, endişeli modern değilsem de endişeli barışçı veya endişeli demokrat ruh hâlimi paylaşmak istiyorum.

Otuz yıllık kirli ve sonuçsuz bir savaşın ardından bugün varılan noktada, Türk Devleti, siyasi iktidar yani AK Parti hükümeti, ekonomik ve siyasi güç odakları, geniş halk kitleleri artık böyle gidemeyeceğini; savaşı, çatışmayı, gerginliği bitirecek bir çözüm gerektiğini kavradı. Kürt halkı, silahlı silahsız Kürt hareketi, Kürt siyaset odakları da öyle. Sürgit devam etse de yeneni yenileni olamayacak, toplumsal dokuyu çözen, insanı ezen, çürüten, artık acı, ölüm, umutsuzluktan başka getirisi kalmamış bir kısırdöngüydü savaş. Günümüzün çok karmaşık ve belirsiz dünya ve Ortadoğu koşullarında sürdürülmesi büsbütün güçleşmişti. Kısaca; varılan noktada bir adım ileri atabilmek ve çözümsüzlük çemberinden sıyrılabilmek için taraflar barışa mecburdu.

Daha düne kadar Kürt hareketinin bütün kesimlerine, özellikle de BDP’ye karşı hakarete varan aşağılayıcı sözlerden kaçınmayan, Öcalan için “Ben olsam asardım” diyerek idam sopası sallayan, BDP milletvekillerinden “bunlar” ya da “dini Zerdüşt olanlar” diye söz eden Başbakan’ın üslubunu yumuşatması da; Kürt hareketinin ve halkının (en azından şimdilik) tartışmasız lideri Öcalan’ın daha önceki kimi talepten vazgeçmesi de çözümsüzlüğün kavranmasının sonucuydu. Kerhen demeye dilim varmıyor ama çözüm sürecine koşulların dayatmasıyla başlandığı bir gerçek. Böyle olunca, yani barış ve çözüm niyeti dudaktan kalbe, dilden beyine, sözden zihniyete ulaşmadıkça endişelenmek için her zaman neden vardır.

Çözümden kim ne anlıyor?

Bu noktada benim kendi kendime sorduğum ilk soru, çözümden ne anlaşıldığı. Bu soru özellikle devlet-hükümet kanadına yönelik. Çünkü, şu kesitte Öcalan’ın temsil ettiği varsayılan Kürt siyasi hareketinin önerdiği çözüm herkesin anayasal eşit yurttaş kimliğiyle varolabileceği tam demokratik bir Türkiye. Buna karşılık devletin/Erdoğan’ın çözümden kastı, bizlere yansıdığı kadarıyla, Kürt silahlı güçlerinin silah bırakıp sınır dışına çıkmaları, onun deyimiyle “Türkiye’nin teröristlerden temizlenmesi”. Bunun ötesinde iyimser niyet okumalarından, dezenformasyonlardan, umut çıkarımlarından başka şey bilmiyoruz. Şeffaf olduğu iddia edilen süreç Kürt tarafı açısından ne kadar şeffafsa Erdoğan-devlet tarafı açısından o kadar belirsiz ve örtük.

Kürtler neden endişeli?

Süreç, karşılıklı adımlar atılarak yürünen bir yoldur. Zaman zaman durması, tıkanması da bu yüzdendir zaten. Açık konuşalım: Bölgeyi iyi bilen, iyi koklayan herkesin üzerinde birleştiği; coşkudan çok kaygı ve soru taşıyan ruh hâlinin nedeni, gaspedilmiş haklarını kazanmadan, çiğnenmiş kimliklerine, örselenmiş onurlarına merhem sürülmeden, bu ülkede eşit yurttaşlar olarak yaşayabilecekleri anayasal-yasal zemin hazırlanmadan teslim olma kaygısıdır. Kürtler bugüne kadar çok aldatıldılar ve çok ezildiler. “Yıllar boyunca neden öldük ve öldürdük, bunca acı nedendi” sorusunu sorduracak eşitsiz bir çözümdendir kaygıları. Bunu siyasetin gözlükleriyle ve acımasızlığıyla değil ancak vicdan gözüyle, yürek diliyle, Kürtleşerek anlayabiliriz. Sürekli ve haklı olarak Türklerin kaygılarını gidermekten söz edildiği şu günlerde asıl Kürtlerin kaygılarını giderecek adımlar atılmalı, sözler söylenmelidir diye düşünüyorum. Üzerlerinden pazarlık yapıldığı, anayasada Türk sözcüğünün yer almamasından ibaret bir değişiklik karşılığında, AKP’nin siyasi amacı olan başkanlık rejimine kurban edilecekleri algısı giderilmedikçe, kısaca güven sağlanmadıkça Kürtlerin tedirginliği dağılmayacaktır. Meselenin çözümünü Kürtler için eşit yurttaşlığın ve hakların güvenceye alınmasında gören bencileyin “pimpirikli demokratlar”ınki de...

“Çözüm mü demokrasiyi getirir, demokrasi mi çözümü”
sorusu ilk bakışta saçma görünebilir kimilerine. Ben bu soruyu da cevabını da önemsiyorum. Bir başka yazıda açmak üzere benim cevabım: İkisi iç içe olmakla birlikte, çözüme doğru kalıcı adımların ancak 12 Eylül’den kalma tüm yasaların ve anayasanın değiştirilip demokrasinin ilerletilmesiyle atılabileceği... Korkum ise, Kürt halkına ve barışa ihanetle demokrasiye ihanet arasında ölümcül bir seçim yapma noktasına getirilmemiz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89