• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin -3 °C

Baas rejimlerini destekleyenler, sol adına konuşabilir mi?

Ömer Ağın

Kürdistan, Kürtlerin yaşadığı topraklar, tarih boyunca Kürtlere uygulanan katliamlara tanıklık yaparak bugünlere geldi. Bu katliamlardan Kürdistan’ın her karış toprağı nasibini aldı. Dağlarında ot bitmez, ormanlarında canlı yaşamaz oldu, suları bir başka aktı. Zehir kusan silahlar ilk kez Dersim İsyanı’nda Kürtlere karşı kullanıldı. Halkımız çoğu kez bu belaya maruz kaldı. Bunların tarihi belgelerle sabit olduğunu biliyoruz.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün de çeşitli kademelerinde görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil, 1937 yılında Dersim İsyanı’nın bastırılmasının ardından kurulan göstermelik mahkemede idama mahkum edilen sanıkların infazını düzenlemekle görevliydi. Bu zat anılarında, “Ordu zehirli gaz kullandı ve Kürtler mağaralarda fareler gibi öldü.” diye yazmıştı. Dersim’de bu vahşet yaşanırken kimileri Komintern’e gönderdikleri raporlarda “Kemalizm, feodalizmi tasfiye ediyor.” diye yazıyorlardı.

Kürtlere yönelik en büyük kimyasal katliam, 16 Mart 1988’de Saddam Hüseyin tarafından Halepçe’de uygulandı. Beş binden fazla insanın öldüğünü ve yedi binden fazla insanın yaralandığını, saygın haber kurumları dünyaya duyurdu. Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 tarihli “The Sydney Morning Herald” gazetesinde yayımlanan “Experiment in Evil” başlıklı makalesinde, Halepçe’de özürlü doğum oranının Hiroşima ve Nagasaki’nin beş katı olduğunu iddia etti.

Kürtler, tarih boyunca bölge devletlerinin hırsları arasında kaldılar. Bundan da öteye Kürtlerin özgürlükleri için attıkları en küçük adım bile bölge devletlerinin kurdukları çelik kalkana çarptı. 1929’da Kürdistan’ın parçalanmasında, 31 Mart 1947’de Qadi Muhammed, Şerif Kadı ve Sedri Kadı’nın Çarçıra Meydanı’nda idam edilmesinde, 1975’te Barzani başarısının son bulmasında hep bölge devletlerinin ortak işbirliğini görürüz. İşin kahredici yanı ise o zamanlarda bile kendilerine solcu diyen (özünde milliyetçi olan) kimi çevrelerin de bir bahane bularak Kürtlere yapılan baskılara çanak tutmalarıdır. Tıpkı Dersim İsyanı’nda yapıldığı gibi.

Ya bugün ne denilebilinir?

Şimdi de Suriye’deki Kürtler, vahşetin odağında. Suriye’de iç savaş başladığından beri Rojava Kürtleri hem “tarafsızlıklarını” korudular hem de demokratik hakları için mücadelelerini sürdürerek örgütlülük durumlarını yükselttiler. Deyim yerindeyse Kürt mücadelesinin ileri karakollarından biri oldular. Daha düne kadar bir yandan Özgür Suriye Ordusu’nun saldırılarına karşı koydular, diğer yandan Baas saldırılarını püskürtmeye çalıştılar. Türkiye’deki çözüm sürecinin umut vermeye başlamasıyla ÖSO’nun Kürtlere yönelen saldırılarında bir durulma görülmeye başladı. Ama Esad güçlerinin Kürtlere yönelik saldırıları geometrik olarak artmaya başladı. Bu artış sadece nicel olarak değil nitel olarak da şekil değiştirdi. Kimi bölge devletlerinin Suriye Baas rejimini azmettirmeleri, baskıların katliama dönüşmesine neden oldu. 13 Nisan sabahı rejim helikopterleri, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Halep kentine, özellikle Şêx Meqsûd mahallesine bomba yağdırdı. Saldırılar, tank, top, savaş uçakları ve helikopterlerle yapılıyor. Mart ayından bu yana yapılan saldırılarda 50 dolayında sivil hayatını kaybederken, 150’ye yakın kişi de yaralandı. Yaralıları tedavi etmeye çalışan Azad İsa adındaki doktor, zehirlenmenin siyanürden kaynaklandığını tespit ettiklerini söyledi. Yaralıların yardımına koşan Dr. Kawa ise, hastalananların rahatsızlandıklarını anlatırken, “vücutlarında sürekli titreme var. Nefesleri kesiliyor ve ağızlarından beyaz sıvı akıyor” dedi. Doktorlar, bombardımanda siyanür kullandığını söylerken, görgü tanıkları helikopterlerden konserve kutularına benzeyen bombalar atıldığını belirtiyorlar.

Bütün bu bulgular Esad rejiminin Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığı kuşkularını artırmakta. Kürtlere karşı geçmişte de buna benzer saldırıların yapılmış olması tedirginliği daha da artırıyor. Baas rejiminin doğası gereği; tekçi, şoven, saldırgan ve despot rejimler olduğunu gayet iyi biliyoruz. Kemalizm’le çok benzer yanlarının olmasının bölge devletlerinin Kürtlere karşı birlikte hareket etmelerini kolaylaştıran temel etmenlerden biri olduğunu da gayet iyi takip etmiş durumdayız. Yine Kemalizm’in etkisinde olan “solcular” Kürtlerin hak arayışlarına karşı nasıl çıktıklarını Dersim İsyanı’ndan iyi biliyoruz.

Bugün de kendine sol diyen kimi çevrelerin Esad rejiminin Kürtlere karşı kullandığı (büyük bir ihtimal) kimyasal silahlara duyarsız kalmalarında hangi duyguların egemen olduğunu tahmin etmek zor değil. Kemalizm’in girdabından bir türlü kurtulamayan “sol”cuların “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demeleri anlaşılır bir şeydir. Bu güçler, bin bir türlü dalavereyle Kürt halkının eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesini karalamaya çalışırken, aynı zamanda demokrasiye giden yolun üzerindeki engellerin temizlenmesine de karşı durmaktadırlar.

Mücadele çok yönlü ve gediklerden geçerek yürüyecektir. Kürt halkı dişiyle, tırnağıyla savaşımını bugünlere getirdi. Bundan sonra da mücadelesini esnek, kararlı, ilkeli ve akılı politikalarla yürütecektir. Buna kimsenin kuşkusu olmasın.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89