• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 37 °C
  • Berlin 23 °C

Azadî ve Siyaset

Ersin Tek

İki yıl önce kurulan Azadî İnisiyatifi, 6-7 Eylül 2014 tarihleri arasında Diyarbekir’de ilk kongresini gerçekleştirecektir. Kongreye tüm Azadî gönüldaşları davetlidir. Bu kongreden çıkan kararlar sonucu, Azadî İnisiyatifi yeni bir sürece girecek; ya partileşecek, ya da inisiyatif olarak yoluna devam edecektir. Azadî İnisiyatifi’nin kurucuları ve gençleri arasında bu konu aylardır yoğun olarak tartışılmakta ve kapsamlı istişareler sürdürülmektedir.

Bu konuda birkaç hatırlatma yapmayı zorunluluk sayıyorum.

Politikanın bir hastalık gibi toplumun kalbini ve şahdamarını kuşattığı ve teknik alan uzmanlarının bile politikadan başka umutlarının kalmadığı, çare olarak yine politikaya sarıldığı zamanlardan geçiyoruz. Şifayı ölümün sebebi olan zehirden beklemek gibi bir şey…

Ruh sağlığını kaybetmiş, ya da bazı kadrolarca bilerek ya da bilmeyerek ruh sağlığı yok edilmeye çalışılmış Kürdistan toplumunun, ancak bir potansiyel güç gibi ruhunda saklı duran dinamik değerlerin kımıldatılmasıyla, uykudan uyanması mümkündür. Kürdistan toplumun kaderinde kurtuluş için bir umut kalmışsa, o toplumdan çıkacak idealistler kadrosunun yapacağı şey, ilkin politikaya karşı savaşmak ve sonra halkın manevî şuurunda yaşayan değerler katalogunu harekete geçirmektir. Bunun için partileşmek olmazsa olmaz şart değildir. Başka yöntemlerle de yapılması mümkündür.

Günümüzde ‘politika’ ile ‘siyaset’ kavramlarını çokça birbirinin yerine kullanırız. Oysa iki kavram aynı değil, farklıdır. Fakat biz buna hiç dikkat etmeyiz. Bu noktada, Müslüman sosyolog Dr. Ali Şeriatî’nin yorumunu önemsiyorum.

Şeriatî şöyle diyordu: ‘‘Siyaset sözcüğünün Yunan dilindeki -bugün tüm Avrupa dillerinde ve tüm metinlerde tekrar edilir- karşılığı Politika(policy) sözcüğünden gelen, kent anlamı veren politika(politique)dır. Politika, kent anlamına gelen ‘polis’ sözcüğünden türemiştir. O halde işi politika olan hükümetin –yani kentin en iyi şekilde yönetilmesi- ülkedeki görevi, bir anlamda belediyenin görevi gibidir. Bir kentteki belediyecilik sisteminin, halkın anlayışını ıslah etmek, genç kuşağın en iyi şekilde düşünmesini ve bir önceki kuşağın, çocuklarını daha iyi eğitmesini sağlayarak onların dini düşüncelerini geliştirmek, onları saha dindar ya da daha dinsiz yapmak ve onlara bir ahlak anlayışı sunmak gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bunlar bir kurum olarak belediyenin ve şahıs olarak da belediye başkanının sorumluluğu alanı içinde değildir. Çünkü belediye ve belediye başkanı, yalnızca kent halkının rahat yaşamasını ve kentteki düzeni sağlamakla görevlidir. Yönetimdeki hükümetin ülke sınırları dâhilindeki görevi de budur. Yani toplumu korumak, ülkedeki insanların rahat yaşaması için gerekli olanakları sağlamaktır. Bütün bunlar ‘ülke işlerinin idaresi’, yani politikaydı.

Ancak doğuda (toplumun ya da ülkenin idaresi) demek olan ‘politika’ yerine, ‘siyaset’ sözcüğü kullanılmıştır. Bunun anlamı, halkın korunması ve ülkeyi ya da toplumun idare edilmesi değildir. Siyaset, sözlük anlamı itibariyle ‘vahşi bir atı terbiye etmek’ demektir. Dolayısıyla, siyasette değişim, terbiye ve tekâmül söz konusudur. Böylesi bir hükümetin görevi halkın bugün sahip olduğu ruhsal, ahlâksal, düşünsel ve toplumsal duruma taşımaktır.’’

İslâm’da siyaset, ahlâkî ilkeden sapmayan realist bir olgudur. Nitekim din de siyaset için böyle bir ruhsat tanımıştır. İslâmî siyasette aslolan ilkenin, doğruluk ve sahih bir ahlâk çizgisi olduğunu unutmamamız gerek.

Bazı âlimler, Kur’ân’daki şu ayeti modern dünyada ‘partileşme’ için bir emir olarak telakki ediyor: ‘‘ve belki içinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru olanı emreden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk çıkar: nihaî kurtuluşa erişecek kimseler, işte bunlar olacak.’’

Bizden öncekiler ‘Dinimiz siyaset, siyasetimiz dindir’ derdi. Yani; siyasetin, adaletin çekim alanı içinde olduğunu anlarsak, siyaset-adalet ilişkisini de dinî bir mesele olarak değerlendirmiş oluruz. Çünkü din(İslâm), adaletin zirvesinde durmaktadır. Din, bütün bir adaleti(tekâmülü) temsil eder; İnsan-Allah, insan-dünya, insan-insan, insan-hayvan, insan-çevre, insan-her şey şeklindeki bütün ilişkilerde adaletin sınırları kapsamına girer ve bu sınırları belirlememiz gerekir. İşte bu yüzden siyasetsiz adalet mümkün değildir. Zira siyaset, adaletin hareketini, alanını, sınırlarını, mücadelesini ve karşılaşacağı tehditleri bir sisteme oturtur.

İmam Ali(r.a) şöyle buyuruyordu: ‘‘Siyasetlerin en hayırlısı, adalettir. … Adaletin siyaseti üç şeydedir; kararlılık içinde yumuşaklık, adalet içinde hassâsiyet, bilerek lütufta bulunmak.’’

Ve siyaset, bir eylemdir. Onun da belirleyicileri ve görüntüleri vardır. Birinin ötekine bir çeşit özel otoriteyi, yönetim otoritesini uyguladığı güçlü bir ilişkiyi anlatan sosyal bir eylemdir. Bir toplumda uygulanan otorite oluşu açısından siyasî eylemin belirleyicileri ile sosyal karakterli teorik ve pratik görüntüleri, bir bütün olarak siyasî akıl denilen nesnenin temelini oluşturur.

Siyasal hayatı(aklı), siyasal kurumlar ve aktörler belirlemeli, yönetmelidir. Fakat, Kürdistan’da ve Ortadoğu’daki diğer ülkelerde bugüne kadar siyasal hayatı, siyasetin dışında kalması gerekenler yönetti ve şekillendirdi. Sahnede görünmeyen unsurlar, siyasette tayin edici roller oynadı ve hâlâ da oynuyor. Sahnede bulunanlar ise, yalnızca kendilerine verilen emirleri yerine getirmeye çalıştı, çalışıyor. Sahnede görünenler, sahnede görünmeyen unsurlara hiçbir şekilde söz geçiremediği gibi, kendilerini daha da çok tutsak etmiştir. Kurulu düzen tüm imkânlarını karşıtlarını tasfiye etme yönünde seferber etmiştir. Her tür siyasal yorum, ilişki ve yapılanma büyük boşluk ve hezeyana dönüşmüştür.

Kürdistan’da siyasal dil, siyasal ilişki ve yapılanma özgür ve özerk olmalıdır. Siyasal hayat, temsil edilenlerin dünyasını ve hayallerini aşağılamamalıdır, açık olmalıdır. Siyasal güç, eşitsiz ve adaletsiz bir şekilde, bazı kesimlerin beklentileri istikametinde dağılmamalıdır. Temsil edilenlerin taleplerini, ihtiyaçlarını, hayallerini, hassâsiyetlerini, kaygılarını saygısızca inkâr eden siyasal yapılar bütünüyle iflas etmiştir.

Gençlerin, bir hareket ordusu ve hedefleri gerçekleştirmede etkin ve canlı unsurlar olarak telakki edilmesi partilerin, hareketlerin, örgütlerin ve devletlerin bir alışkanlığıdır. Bizim düşünmemiz gereken şey, siyaset ve eylem çalışmalarına gençlerin katılımını nasıl sağlıklı kılacağımızdır? Bu bağlamda direktiflerimiz nelerdir? Çünkü siyaset toprağının birçok katmanı, derin çukurları, dehlizleri, mağaraları ve tehlikeli çölleri vardır. Gençlerin de durmak bilmeyen bir enerjisi, yürüme isteği ve acemilikleri vardır. Gençlerin adımlarını basacağı yerleri tespit etmek gerekiyor. Bu yolda, kimsenin kendini ve bir başkasını harcama lüksü yoktur. Bu siyasal kirlenmişlik ortamında, yalan, yanlış propagandalara, ideolojik saplantılara, dayatmalara, ucuzca adam harcamalara bulaşmamaya azamî özen gösterilmeli; kendi milletimizi, onurumuzu ve erdemimizi korumak için daha güçlü, kararlı ve ferasetli olmaya gayret etmeliyiz. İslamî inancımız ve Kürdistanî duruşumuz doğrultusunda doğru ve özgün bir siyasal tutum ve ilgi içinde olmayız. Çağdaş öğretilerden ve millî değerlerden kaynaklı programlar ortaya koymalıyız. Bu programlar köklü, güçlü, içtenlikli, atılımcı ve Kürd toplumunu ileriye götürücü programlar olmalıdır. Ki, bu program doğrultusunda eğitilip yetiştirilen nesiller kendi vatanı ve halkı için güçlü tavırlar içinde olabilsin.

Şunu hiç unutmamalıyız; hürriyet ile sorun çözme gücü arasında doğru bir orantı vardır. Aynı zamanda yaşanmışlıkları bilmek ve farkındalık hürriyeti artırıcı bir rol oynar. Toplumsal eyleme aşırı bağlılığın unutturduğu tarihsel geçmiş yeni baştan kendini duyumsatıp, gündeme girmelidir. Kürdistan’ı toplumsal eylemin yüzeyselliğinden ve hizibsel(kişisel) çıkarlardan kurtarma ve özellikle Kürdistan’ı kürdlerin zihninde özgürleştirme girişimi, zorlu tarihsel bir görev ve tarihin dönüm noktasıdır. Bu girişim ve dâhil olduğu bir kırılmanın(veya birliğin) kopmasına da sebep olacaktır. Asıl zorluklar o zaman başlayacaktır. Bunun bilincinde olarak yola çıkmalı ve hazırlıklı olmalı…

Azadî kadrosu, bütün bunların farkında olmayacak, Kürdistan ve Ortadoğu’da yaşananlardan dersler çıkarmayacak, mevcut paradigmanın dışına çıkmayacak, bu siyasal bunalımdan çıkmak için farklı ve sağlam bir toplum projesi sunmayacak ve kendinden öncekilerle aynı(yanlış) yolun yolcusu olacaksa eğer, partileşmesin daha iyi. Aksi takdirde bu partileşme sevdası, büyük bir hezeyana ve yıkıma sebep olmaktan öteye geçemeyecektir..

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89