• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 5 °C

Aydınların Muhayyilesinde Yamuk Kürt/Kürdistan Algısı (3)

Ersin Tek

Kürdistan davası devam ediyor.

Kürtlerin işgalci komşuları bu dava üzerinden şeffaf, medeni, demokrat ve adil olduklarını anlatma, işgal konusunda kendilerine yöneltilen tüm eleştirileri bertaraf etme ve yenidünya düzeninde köhne ulus devlet yapılarını daha güçlü bir biçimde sürdürme çabası içerisindeler.

Bu ülkelerin tarihten gelen güçlü bir devlet geleneklerinin gerçekliği su götürmez. Fakat bu gerçekliğin, bu ülkelerin Kürdistan’daki sömürgeci varlığının hak, hukuk ve adalet ile bağdaşmadığı ve bu işgal durumunun inatla sürdürülmesi halinde hiçbir ciddi sorunu kaldıramayacağı da açık. Bu gerçeği görmemiz/anlamamız demokratik açılımlarla, barış süreçleriyle, bin yıllık kardeşlik safsatalarıyla, statü vaatleriyle gölgelenmek, gizlenmek istense de gizlenemeyecek, değiştirilemeyecek ve bir şekilde gün yüzüne çıkacaktır.

İşgal gerçeğinin tarihsel arka planı bugüne kadar gerektiği gibi sorgulanmadı ve hesap sorulamadı. Günümüze ulaşan kürt ulusal mücadelesinin bugün kendi ekseninden kaymasının ve şizofrenik bir görüntü arz etmesinin temel nedenlerinden biri, tarihsel arka planın doğru bir biçimde anlaşılıp işlenmemesidir.

Kürdistan tarihine sinmiş derin trajediden habersiz olanlar, güncel ve sathi bilgiler üzerinden değerlendirmelerle daha çok karanlığa gömülürler. Sorunun kökenini doğru kavramadan, doğru çözümü bulmak çok zor ve hatta imkansız...

Bu memlekette Kürdistan sözkonusu edilince, birden bire düşünsel katılaşmanın yaygınlaşmaya başladığı görülür. Kürdistan’a hayali bir şey olarak bakıp, kaynağı belirsiz bir şey olarak gösterilir. Bunun arka planında, muhayyilesinde yamuk bir Kürt/Kürdistan algısı olan aydınların Kürdistan sorununun gerisindeki ontolojik ihtiyacı, mülk sorununu, kanlı işgal tarihini es geçmesi, sorunun ismini değiştirmeye(Kürt Sorunu, Ekonomik Sorun, Demokratikleşme Sorunu, Rejim Sorunu, vb...) ve sorunu ısrarla bir değişim krizinin dayattığı sorun olarak yazıp çizmeleri yatıyor. Bu, indirgemeci ve sakat bir anlayıştı. Toplum bugüne kadar sorunu, bu yazılıp çizilen biçimle belledi.

Bu aydınlar, sorunu her boyutta bir krize dönüştürerek ya da kriz olarak göstererek toplumun bilincinde büyük bir boşluk yarattılar ve buradan beslendiler. Sorun, içerisinden çıkılmaz bir hal aldı ve farklı toplumsal kesimler arasında çatışma kaçınılmaz bir hadde vardı. Bu boşluk ve çatışma gerçeği, Kürdistan sorununun köklerini/gelişimini kavrama/çözme konusunda önünde büyük bir engel. Maalesef bu aydınlar(yalan tarih), toplumsal bilinç içerisinde kötü huylu bir ur gibi büyüyüp durmakta ve bilinci daha çok esir almaktadır.

Muhayyilesinde yamuk bir Kürt/Kürdistan algısı olan bu aydınların sorunun gerisindeki gerçekliği görmemeleri ve topluma yazılmış/kurgulanmış yalan tarihi anlatmaları manidardır Tüm toplumu kapsayan, herkese hitap eden söylem tarihtir. Bir bakıma tarih, iktidarın(devletin) tekeline girmiş mitolojidir. Yani iktidarların topluma anlattığı masallardan ibarettir. İktidarı(sömürüyü) hem üreten, hem meşrulaştıran söylencelerdir. İktidar, tarih söylemini kabul ettirdiği oranda, kendi varlığını kabul ettirebilir. Bu söylemin içinde iktidarın gücü, asaleti, gerekliliği ve toplumun acizliği olacaktır. İktidarın ayakçı takımı olan bu aydınlar misyonları gereği durmadan yalan söyleyecek ve gerçekliği toplumun gözünde değiştireceklerdir. Söylenilen yalanların varolmuşluğuna, doğruluğuna, yaşanmışlığına inanan toplum da oluşturduğu kurguları hafızasında biriktirir ve yaşama geçirmeye başlar. Toplum, yanlışların neler olduğunu bilmediği için, ona habire doğruları açıklamanın da bir alemi yoktur. Avutan yalanlar, aydınlatan, kurtaran doğrulardan yeğ tutulur.

Sorunun doğru yöne akması bu aydınların ekmeksiz/geleceksiz kalması anlamına gelir. Bunu en iyi onlar bilir. Bu yüzden iktidarın kanatları altına girerek; Kürdistan sorunun gerisindeki işgal ve toprak konusuna hiç ama hiç dokunmazlar ve yanından bile geçmezler. Bunların kafasında/söyleminde Kürdistan diye bir ülke yoktur, tarihsel gerçekler hiçbir kitapta yazmaz, yazanlar da düşmanların yalanlarıdır. Yüzyıllardan bu yana Kürdistan toprağına(hukukuna, yaşamına, varlığına, namusuna) yapılan saldırılar, tecavüzler, işgaller hepsi birer masaldan ibarettir. Sorunun ekonomik kalkınmayla, demokratikleşmeyle, kafadaki yanlış atasözlerini silmekle, bundan böyle kuyruklu kürt demememekle, kürt memed’i nöbete göndermemekle çözüleceğine toplumu ikna ederler, kandırırlar. Toplumu hak ve adalet çizgisinden iyice uzaklaştırır ve tarihin en karanlık tarafına hapseder…

Göz göre göre yeni sorunların doğmasına ve eski sorunların aynen geleceğe taşınmasına önayak olurlar. Bu yaptıkları onları tatmin etmez. Devlet ile devletin ezdiklerini eşitlemeye, aynı kefeye bırakma çabasına girişirler. Bunun için de bin dereden su getirirler. Sorunun tarihsel arka planı bu eşitlemeyle kapatılınca sömüren ve sömürülen arasındaki çizgi kaybolur ve şiddet tekelinin sahibi olan sömürgeci devlet bir şekilde aklanır ve masum görünmeye başlar. Kolaycılığı seven toplum da işin özüne inmekte pek hevesli olmadığı için, bunu kabul eder. Böylece hakikatin üzeri iyice örtülmüş olup, imtihanda ziyan çoğalır ve çoğunluk hakikatten habersiz bir şekilde yaşamını sürdürür.

Yüzyıllık yakın tarih bunu çok iyi ispatlıyor.

Mehmet Ali Birand ölmeden kısa bir süre önce yaptığı yanlışları, muhayyileyesinde yamukluk olan aydınların trajedisini itiraf etmişti ve uyarmıştı. Fakat bundan ders çıkaranların sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Aksine, toplumun algısında devletin hakikate, özgürlüğe ve adalete ilişkin değerlere yaklaşımının değiştiğini empoze etmekle meşguller. Halkı daha çok uyuşturma ve teslimiyetçi bir ruha dönüştürme derdindeler.

Yalan söylüyorlar. Gerçekte devlet değişmemiştir, değişmeyecektir. Bu devlet, kan, rant, işgal mantığı üzerinde kurulmuştur. Kuruluş felsefesi değiştirilmeden, işgalcilik sona erdirilmeden hiçbir şey değişmeyecek. Bunlar gerçekleşmeden değişimden, değişmekten bahsetmek cahilliktir, art niyetliliktir.

Bu aydınlar ve bunları besleyen sistem varoldukça hiçbir şey değişmeyecek, hiçbir sorun çözülemeyecek. Bu nedenle toplum cehaletini/karanlığını kıramayacak. Kendi karanlığına küfretmek yerine aydınlanmak için mumu yakacak çocuklarını yiyip duracak. Süregelen tarihsel trajedinin küçük bir kesitidir bu. Sömürü sistemlerine bağımlı bir hale getirilen zihinlerin kopuşu/kurtuluşu kolay iş değildir…

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89