• BIST 82.368
  • Altın 147,517
  • Dolar 3,8222
  • Euro 4,0629
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 0 °C

Aydınların muhayyilesinde yamuk Kürt/Kürdistan algısı (2)

Ersin Tek

Bir önceki yazımızda Kürt/Kürdistana dair ezeli ve korkunç gerçekleri anlatarak giriş yapmıştık. Aydınların muhayyilesindeki yamuk Kürt/Kürdistan algısını anla(t)mak için bu gerçeklerin bilinmesi ve doğru yorumlanması gerektiğine inandığımız için.

Peki, gerçekliğin kendisi nedir?

Düşünce tarihine baktığımızda dünyayı gerçek dünya, daha az gerçek dünya diye ikiye bölmenin hep ateşli isteklerinden biri olduğunu görürüz. Oysa duruma mantık çerçevesinde yaklaştığımız vakit, bu konuda yapılan tartışmaların ne kadar absürd olduğunu görüyoruz. Varolan her şey gerçektir zaten; ancak bu, felsefenin epistemik alanında değil de etik savaş alanında sürdülen bir tartışmadır. Gerçek olduğu düşünülen şey, değerli olduğuna inanılan şeydir.

Dünyanın sunduğu olgular kalabalığına parelel olarak, filozoflar da sonsuz sayıda ve binbir türlü gerçek töz ya da düşünce seçeneği getirirler önümüze; Thales’e göre gerçeklik suda, Heraklitusa’a göre gerçeklik ateşte bulunur, Platona göre gerçekliğin özü rasyonel ruh, Augustine’e göre Tanrı, Hobbes’e göre devinim, Hegel’e göre tinin gelişimi, Schopenhaur’a göre istenç, Marx’a göre proleteryanın özgürlük yolunda verdiği mücadeledir…

Bu düşünürlerin hepsi dünyada başka gerçekliklerin de var olduğunu fark etmişlerdir; fakat kendi düşüncelerini bütün bu gerçekliklerin en temel taşı, insanlık tarihinin grift mekanizmasının en vazgeçilmez parçası olarak görmüşlerdir.

‘‘Gerçeklik dural değil hareket halindedir. Gerçekliği hareket halinde kavrayabiliriz. Gerçekliğe an/somut durum, dönem/evre, çağ, tarihsellik bütünselliği içinde, süreç olarak bakmamız gerekiyor. Nesnel gerçekliğe bu bütünsellikten kopuk olarak baktığımızda, toplumsal pratiğimizin nihaî amacının yönünü belirleyemeyiz.’’

Gerçekliklerin her biri kendi doğasını düzenler. Bizim becerimiz başka  varlıklarda kendine yer etse de, bu doğal değildir. Her gerçeklik kendi yerinde anlamlıdır. Bu yüzden insan, gerçekliği bulma yolunda neye yardım ettiğini bilmelidir. Yaşamını düzene koymak için yapması gerekeni görmeli ve yapmalıdır.

Elias Canetti’nin tespitleri ilginçtir bu noktada: ‘‘Belli bir noktadan sonra tarih gerçekliğini yitirmiştir. Bütün insanlık farkına bile varmadan bir anda gerçekliği terk etmiştir. Geçmişte olan bitenlerin gerçek olmadıklarını anlayabilmemiz mümkün değildi. Bundan böyle amacımız bu yok oluş noktasını bulmak olacaktır. Bu noktayı bulamadığımız sürece güncel yok oluş sürecinden kurtulabilmemiz mümkün değildir. Bu ise dayanılması çok güçlü bir düşüncedir.’’

Canetti’nin sözünü ettiği kör nokta, zaman ve tarihin içinde kendilerini kaybettikleri, bilinçlerini yitirdikleri, bütün insanlığın gerçekliği terk etmiş olduğu noktadır. Bizim temel sorunumuz da bu noktanın çözülmesidir; tarihin gerçekliği ya da gerçek dışılığı. Tüm sorunların çözümü buradadır.

Ali Şeriatî’ye göre, yeryüzündeki tarihin başlangıç(yok oluş) noktası, Kabil ile Habil’in mücadelesidir. Kabil’in Habil’i öldürmesi ve hayatta kalması tarihsel özdeş bir gerçekliktir. İnsanın mülkiyet için insan kardeşini öldürüp, toprağa gömdüğü bu gerçeklik(mücadele) kıyamete kadar varolacaktır. Kardeşini öldürmek çok ciddi bir sorundur. Bir trajedidir. Ama ne olursa olsun kardeşliğin taşıdığı öneme karşın, bu öldürme işi gerçekliğin bir temsilcisi olamaz diyenler de çıktı. Fakat yanıldılar, bu öldürme işi, gerçekliğin ta kendisiydi. Tarih bu kanla yazıldı.

Bu tartışmanın fazlasıyla felsefi olduğunu, gündelik hayatı yorumlarken işlevsel olmadığını düşünebilirsiniz. Ne var ki söz konusu ettiğimiz bu yamuk Kürt/Kürdistan algısı, belirli bir zihniyeti ima ediyor. Gerçekle hakikat arasındaki ayrım veya geçişlilik ise zihniyetle bire bir bağlantılıdır. Dolayısıyla bu algının, gerçekliği ancak çarpıtarak, yani bozarak ve kendi çıkarına uygun bir hale dönüştürerek varolduğunu(kendini ürettiğini) anlamamız gerek.

Bu yüzden, Kürtler ve Kürdistan sorunu güncelliğini hiç yitirmedi;

Mülkü(Kürdistan) için yağmalanan Kürtler zulme, işkencelere, haksızlıklara maruz kaldılar, dayanılmaz acılar çektiler, sürüldüler, öldürüldüler. Ama hiç bitmediler. Aksine sürekli çoğaldılar. Sorun, zulme, işkenceye tabi tutulmak, sürülmek, acı çekmek, öldürülmek değildi çünkü. Sorun, mülkünü kaybetmekti, mülksüz kalmaktı, evsiz, barksız sefilce, onursuzca sürünmekti, gerçekliğini(kendin olma imtihanını) yitirmekti. Bunları sorun olmaktan çıkaran tek şey vardı; başkaldırmak ve savaşmak. Kürtler de her seferinde bunu yaptı.

Kürdistan’ın bağrından çıkan başkaldırılar her seferinde kanlı bir biçimde bastırılmasına, ardında onarılmaz yaralar, acılar, yıkımlar bırakmasına rağmen, küllerin altındaki köz yanmaya devam etti. Kürdistan’ın adını yasaklamak, kitaplardan, zihinlerden silmeye çalışmak, Kürdistan’ın dağları bombalamak, ormanlarını yakmak, insanlarını işkence tezgâhlarından geçirmek, sürgüne yollamak, ölümlerle yeryüzünden silmek, işe yaramadı, yaramayacak. Kürdistan’ın varlığı bir hakikatti çünkü. Hakikat de bastırılamaz, söndürülemez, yenilemez ve yok edilemezdi.

Kürdistan hakikati bugün her zamankinden daha parlak bir biçimde yanıp duruyor, hem de tüm yakıcılığıyla.

Kürtler kendilerini aşan bir şeyi gerçekleştirme(değiştirme) gücüne sahip olsaydı eğer, yani Allah’ın kendilerine bahşettiği mülkten (imtihandan) feragat etmiş olabilseydi, bu kadar ezeli ve korkunç gerçekler olmayacaktı. Ama Kürtler de olmayacaktı ve bugün yanıp duran hakikat…

Devam edeceğiz…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89