• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Askerî vesayetin sonu mu?

Şahin Alpay

Geçtiğimiz günlerde siyasi rejim açısından önemli kararlar açıklandı. 

3 Ağustos günü açıklanan Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararlarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) komuta kademesi siyasi otoritenin tercihlerine göre şekillendi. Böylelikle askerin siyasi özerkliğinin önemli bir unsuru olan, komutanların “teamüller”e, yani TSK’nın kendi tercihlerine göre belirlenmesi uygulamasının geçerliliğini yitirmesi yolunda bir adım daha atıldı. 

5 Ağustos günü de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi “Ergenekon” davasında kararını açıkladı. Seçilmiş hükümete karşı darbe örgütlemekten sanık, emekli Genelkurmay Başkanı’nın da aralarında olduğu subaylar ve siviller ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Geçen yıl 22 Eylül’de sonuçlanan “Balyoz” davasında da, emekli hava ve deniz kuvvetleri komutanları ile 1. Ordu komutanının da aralarında olduğu 300’den fazla subay ağır hapis cezalarına çarptırılmıştı. “Balyoz” davası temyiz sürecinde. Yargıtay’daki duruşmaları geçen 16 Temmuz’da başladı. Gerekçesinin önümüzdeki bir ay içinde açıklanmasından sonra, “Ergenekon” davasında da temyiz süreci başlayacak. 

Ergenekon davası ile ilgili haklı bir soru, bu davada soruşturmanın “derin devlet”in yıllardır gördüğü kirli işlere yeterince nüfuz edip etmediği. Gerek “Balyoz” gerekse “Ergenekon” davalarıyla ilgili olarak ise sanıklar ve avukatları, iddianamelerin uydurma olduğundan, yargılamanın hukuk devleti ilkelerine aykırı olarak görüldüğüne kadar uzanan çeşitli iddialarda bulundular. Bu iddialar, muhakkak ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar uzanabilecek bir temyiz aşamasından geçecek, hukuk yönünden enine boyuna irdelenecek. Kamunun önemli bir kesiminin davaları hukuki değil siyasi olarak gördüğü muhakkak. Kararların siyasi anlamı ise tarihi başarılı ve başarısız askeri darbe girişimleriyle dolu olan Türkiye’de, bu girişimlerin bundan böyle cezasız kalmayacağı mesajını vermesi. Bu da kuşkusuz, askerin siyasi rolünün son bulması yönünde atılan bir adım. 

Geçtiğimiz günlerin gelişmeleri, Türkiye’de 1950’den bu yana geçerli olan, demokrasi üzerinde askeri vesayetin, belki daha doğru bir ifadeyle askerin siyasi rolünün son bulduğu anlamına gelir mi? Son yıllarda bunun fiilen gerçekleştiğini söylemek mümkün. Peki, hukuken son bulmuş mudur? Biriz Berksoy’un TESEV için kaleme aldığı “Türkiye’de Ordu, Polis ve İstihbarat Teşkilatları: Yakın Dönem Gelişmeler ve Reform İhtiyaçları” (Mayıs 2013) adlı rapor, askeri vesayetin anayasa ve yasalara dayanan hukuki altyapısının büyük ölçüde yerinde durduğunu ayrıntılarıyla ortaya koymakta. Peki, askeri vesayetin ideolojik altyapısı, yani Kemalizm etkisini yitirmiş midir? Gerilediği muhakkak, ama tarihe havale olmadığı da öyle. 

Peki, askeri vesayetin hukuki ve zihni “altyapısı” nasıl tasfiye olacak? Ne yazık ki Türkiye bugün, bir yanda (kabaca) “demokrasi seçimdir, kazanan dilediğini yapar” diyen “milli iradeci” iktidar ile (Kemalist) laikçilik ve tek-kültürcülükle bağlarını koparmaktan uzak ana ve yavru muhalefet arasında sıkışmış durumda. Askeri vesayetin hukuki ve fikri altyapısının gerilemekle kalmayıp tarihe havalesi için ana siyasi akımların iktidarın çoğunluğun oyunu alan partiye (veya partilere) ait olduğu, ancak ne denli geniş bir desteğe sahip olursa olsun yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterdiği; askerin sivil otoriteye tabi olup siyasetle ilişkisini kestiği liberal demokratik düzen üzerinde tam mutabık kalmaları gerekir. Bu mutabakatın tesisi, bugün Türkiye’nin temel meselesi. 

İyi bayramlar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89