• BIST 82.166
  • Altın 147,844
  • Dolar 3,8195
  • Euro 4,0719
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 0 °C

‘Askeri vesayeti geriletmek söz konusuysa, gerisi teferruattır’

Hasan Cemal

‘Askeri vesayeti geriletmek söz konusuysa, gerisi teferruattır’ demek elbette yanlıştır!

Ergenekon, Balyoz, yargı...

Ergenekon ve Balyoz davalarında baştan beri ciddi hatalar yapıldı, olmadık aşırılıklar sahnelendi. Bir yandan tutukluluk süreleri kendi başına cezaya dönüştü, diğer yandan bir suç olarak teröristlik ucuzlatıldıkça ucuzlatıldı. Bunlar malum ama meselenin bir de ‘ama’sı var. 

Önce şu satırları lütfen bir zahmet okuyun: “Militarizmden zerre kadar hazzetmeyenlerden misiniz? Siz de, ayrım yapmadan 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan askeri müdahalelerini kınıyor musunuz?

AKP’ye kapatma davası açılınca öfkelenip, iktidar partisi kapatılmaktan kıl payı kurtulunca derin bir nefes alanlardan mısınız?

Bu ülkenin kurulurken halının altına süpürdüğü günahlarla hesaplaşmadan, Kürt sorununu hakkaniyetle çözmeden yaşanılabilir bir yer olmayacağını düşünenlerden misiniz?

Cumhuriyet tarihinin aynı zamanda İstiklal Mahkemeleri’nden DGM’lere bir hukuk cinayetleri tarihi olduğunu bilenlerden misiniz?

Sevmediğiniz görüşleri olanların hakkını savunmak sizce de önemli değil mi?”

Bu sorular benim değil.

Harun Tekin’in.

2 Şubat 2013 tarihli Radikal’de çıkan “Balyoz’da ne var ne yok?” başlıklı güzel yazısında sorduğu bu soruların hepsine ben de evet yanıtını veriyorum.

Bir sorusu daha var:

“Askeri vesayetle mücadelede her yol mubahtır’ diyebilir miyiz?”

Elbette hayır, denemez.

Ve ekliyor Harun Tekin:

“Ya da ‘Askeri vesayeti geriletmek söz konusuysa, gerisi teferruattır!’ demenin, ‘Vatan söz konusuysa, gerisi teferruattır’ demekten ne farkı var?”

Bu da haklı bir soru.

Herhangi bir farkı yoktur. Hukuk herkes için lazım; bunun altını bir kez daha kalın olarak çiziyorum.

Ergenekon ve Balyoz davalarında baştan beri ciddi hatalar yapıldı, olmadık aşırılıklar sahnelendi.

Bir yandan tutukluluk süreleri kendi başına cezaya dönüştü, diğer yandan bir suç olarak teröristlik ucuzlatıldıkça ucuzlatıldı.

Adalet duygusunu hiçe sayan, vicdanları fena halde yaralayan öylesine örnekler yaşandı, hâlâ da yaşanıyor ki, davaların özü perdelendi ve askeri vesayetin çözülmesi konusunda önem taşıyan bu davalar kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırıldı.

Şöyle de söylenebilir:

Hukuki yanlışlarla aşırılıklar bir yerde öylesine sistemli biçimde kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor ki, meselenin askeri vesayetle, darbe tertipleriyle ilgili tarafları iyiden iyiye gözardı edilmiş durumda...

Kısacası:

Odak kaymış, kaydırılmıştır, üstelik gayet bilinçli bir şekilde...

Tekrarlamakta yarar var.

“Askeri vesayeti geriletmek söz konusuysa, gerisi teferruattır!” demek hiç kuşkusuz hukukun üstünlüğü ilkesine sığmaz.

Ama bununla birlikte Ergenekon, Balyoz gibi davaların özünü de hiç unutmayalım. Bu öylesine bir özdür ki, Türkiye’de demokrasinin, hukuk devletinin, insan hakları ve özgürlükler düzeninin her zaman canına okumuştur.

Bu da unutulmasın.

Rahmetli İlhan Selçuk 2008 yılı başlarında bir gün sabaha karşı gözaltına alındığında, devletin bu hoyratlığı eleştirilmişti bu köşede. Ama aynı zamanda 12 Mart - 9 Mart örneğini vererek bir noktaya daha işaret etmiştim.

-Benim de aralarında bulunduğum- 9 Martçılar, 1971 başında çok partili demokrasiye son vermek için darbe tertipleri içindeydiler. Erken davranan 12 Martçılar, bir yandan Demirel’i başbakanlıktan devirmiş, 9 Martçıları da hapse atmıştı.

Ama sonra ne oldu?

9 Martçılar Madanoğlu davasında yargılandılar, beraat ettiler, hatta demokrasi kahramanı oldular. Bu olayı hatırlatan 25 Mart 2008 tarihli yazımda şu satırlar vardı:

“9 Mart bir demokrasi hareketi değildi. Tersine, çok partili demokrasiye paydos demek için yola çıkmış, Türkiye’nin sırtını Batı’ya dönerek başka sulara açılmasını öngören, askerci-cuntacı bir gizli örgütlenmeydi. Ama burası Türkiye’dir. Demokrasinin köküne kibrit suyu ekmek için yola çıkmışsınızdır, ama zaman geçer demokrasi kahramanı da olabilirsiniz.”

Yazımı şöyle noktalamıştım:

“Tarih tekerrür edebilir mi?”

Harun Tekin, “Hukukun ayaklar altına alındığı bir atmosferde sessiz kalmak da adaletsizliğe ortak olmaktır” derken haklı.

Ama yaşananlar da öyle ki, ‘tarihin tekerrür etmesi’ hoş olmaz diye düşünüyorum.

İyi pazarlar!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89