• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 16 °C

Aşırı nefretten kaynaklanan ölümler…

Yıldıray Oğur

Her şey politik artık. Bir bebeğin kaybolmasından, bir maden kazasında 300 işçinin ölmesine kadar… Her şey beş dakika içinde silahsız iktidar kavgasının bir parçası anlamındaki vülger politikleşmenin bir malzemesi haline geliyor. Her yer direniş, her yer direnişe karşı koyma mekanına dönüşüyor.

Konuşmayı, bağırmak, düşünmeyi slogan atmak durduruyor. İfade gücü yerini küfre bırakırken, söz ellerimizin arasından kayıp gidiyor.

İçeriye dönük her eleştiri bir iman bozma gerekçesi, karşı tarafa verilmiş bir taviz artık. Başbakanın Soma’daki kabul edilemez davranışından ona Kaddafi’nin akıbetini hatırlatan ilk capsin ortaya çıkması arasında beş dakikacık bir mesafe var.

Bir maden kazasını iktidarı devirmek için muhaliflerin sabotajına gelip bağlamak için zamanlaması manidar kelimesinden başka delile ihtiyaç yok. Madende Suriyeliler varmışların arkasındaki göçmen düşmanlığı, iddianın olmayan kanıtlarından daha ikna edici. Karşı tarafa nefreti iyice artırmak için üretilen dezenformasyonların yalanlanmasıyla ise artık kimse ilgilenmiyor bile.

Soma’ya gidip yakınlarını kaybetmiş insanları politik olarak bilinçlendirmeyi, orada isyan örgütlemeyi akleden akıl kirli bir politik akıl. Üzerine bir de kader diyenleri, dua edenleri, hatim indirenleri aşağılayan kibirli bir akıl aynı zamanda.

Hayatını kaybetmiş işçilere “AKP mitingine giderseniz size müstehaktır” diyen adam hâlâ ülkenin en büyük gazetesinin en çok okunan yazarı ve öyle olmaya, birkaç hafta sonra affedilip, çok RT'lenmeye devam edecek.

“Hocamıza böyle yaptınız kayısılarınız çürüdü, depremler, yangınlar, kazalar oluyor”a inanan insanların diplomaları, titrleri buradan Vietnam’daki koleje yol olur.

Ne yaşamış olursa olsun, iki özel harekatçının tuttuğu yerde yatan adama tekme atarken fotoğraflanmış danışmanı bile anlayıp, kendini onun yerine koymaya çalışan acıklı bir aşırı politizasyon hali bu.

Siyaset yapmak iyidir. Ama katil, satılmış, hırsız, ahlaksız, dış güçlerin maşası kötülere karşı vicdanın, ahlakın, dürüstlüğün temsilcisi olan iyiler olarak yapılan şeye siyaset denmez. Siyaset karşıdakiyle konuşacak, gerekirse kavga edecek bir mesafeyi koruma sanatıdır.

Manevraya açıklıktır. Pragmatizmdir. Mutlak doğrularının bayrağını sallamak, elinde geçen her şeyi karşı tarafa fırlatmak, bilgiyi eğip bükmek, karşıtını şeytanlaştırmak, kendini her türlü eleştiriden münezzeh kılmak değildir.

AK Parti siyasetinin esas alameti farikası ataları, kurucu babaları inkar ederek, gömlek çıkararak doğmasından gelen yetenekleri, pragmatizmi, öğrenmeye açıklığıydı. Askeri vesayeti AK Parti barikatlar arkasında direnerek değil, neredeyse kor diplomatik bir ortamda, meşruiyet sınırları içinde her gün birkaç santim geriye püskürte püskürte yıktı. Muhafazakâr bir parti, halkın yüzde 50’sinin desteğini kaybetmeden PKK ile siyasi müzakerelerle 30 yıllık bir savaşı bitirdi, Kürtçenin kapılarını açtı, Andımızı, askeri törenleri kaldırdı, başörtüleri kamuya sokmayı başardı ve 99 yıl sonra 1915 için taziye yayınladı.

AK Parti ve Erdoğan karşıtı siyasetin ise bütün kusurları, bunun tam negatifi. Vicdan, merhamet ve iyiliğin politikleşmesiyle oluşturulan bir din artık Erdoğan nefreti. Vefat etmiş madenci kızının başını koltuk altına sıkıştırıp, kafasını defalarca yumruklayan bir canavar o. Burada iki pozisyon var sadece: Bu canavarı yok etmek isteyenler veya onu hayatları pahasına savunanlar. Burada eleştiri, hakkaniyeti gözetmek kibar ve utanılacak işler artık.

En kötüsü bu takıntının AK Parti siyasetinde de bir karşılık bulması. Ve ona karşı alınan reflekslerin AK Parti siyasetini de eskitmesi, en önemli yeteneklerinden, pragmatizmden, manevra yapma kabiliyetinden uzaklaştırması, bol bol hata yaptırması. Lenin’in “Bir hatayı büyütmek istiyorsan onu savun” sözünde kastettiğinin bir rutin haline gelmesi, geri dönülmesi zor kavşaklara doğru sürüklemesi.

Yani o madenin dışındakileri bekleyen kader belli. Aşırı nefretten kaynaklanan ölümler. Önce aklımız, farklı tonlarımız ölüyor. Neyse ki daha ileri gidemeyecek kadar büyüdük, konfor seviyoruz, korkuyoruz ve dünyalı olduk. Başka ülkelerin iç savaşlarla, devrimlerle yaptığı bir dönüşümü neyse ki keleş ve havan mermilerinin kullanılmadığı bir iç savaşla yaşıyoruz.

Lenin’in de kullandığı o meşhur İngiliz atasözünün dediği gibi siz siz olun “Kirli suyla birlikte bebeği de atmayın” ve bu savaşta hayatta kalmaya bakın…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89