• BIST 103.929
  • Altın 148,575
  • Dolar 3,5497
  • Euro 4,1792
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 17 °C

Artık tasada ve kıvançta ortak değiliz

Gülay Göktürk

Tasada ve kıvançta ortak olmak... Öyle tarif ederdik "millet" olmayı, değil mi...

Milli maçlarda kendi takımımızı bir yana bırakıp hepimiz milli takımı tutardık.

Olimpiyatlarda kazandığımız altın madalya hepimizi yerinden hoplatır, kürsüde milli marşımız çalınırken hepimizin gözleri yaşarırdı.

İhracatımız arttığı, milli gelirimiz yükseldiği, uluslararası kredi kuruluşları notumuzu yükselttiği zamanlarda birlikte sevinir, birlikte gururlanırdık.

Dünya Türkiye'ye bir haksızlık yapınca birlikte hırslanırdık.

Artık öyle değiliz...

Daha ilkokul sıralarında öğrendiğimiz ve bir daha da unutmadığımız o tarif artık geçerli değil.

Tasalarımızın ve kıvançlarımızın birbirine taban tabana zıt hale geldiği günler yaşıyoruz.

Cumartesi gecesi olimpiyat sonuçları açıklandığında gördük acı tabloyu: Bir kısmımızın tasası, diğerlerinin sevinci oldu. Bir kısmımız hüzünle kapatırken televizyonlarını, bir kısmımız taa yüreklerinden kopup gelen sevinç çığlıkları atıyor, sağa sola zafer tweetleri yolluyordu.

Yaşasın! Başarmışlardı. Haftalardır yürüttükleri Türkiye aleyhtarı lobi sonuç vermiş, Türkiye kaybetmişti!

Çünkü bu Türkiye artık "Tayyip'in Türkiyesi"ydi...

"Benim yönetmediğim ülke batsın!"

Ne zaman başladı bu?

Olimpiyatlarda başlamadığı kesin. Türkiye'nin kaydettiği her başarının bir kesimde üzüntü ve hayal kırıklığına yol açması epeydir yaşanan bir olay.

Cumartesi gecesi İstanbul olimpiyatları kaybedince sevinç naraları atanlar, dolar yükselince de, büyüme rakamları düşüş gösterince de, ihracat düşünce de sevince gark oluyorlar. İşsizlik rakamlarındaki düşüş, okullaşma oranında artış, kredi notumuzdaki bir yükseliş, yurtdışından gelen herhangi bir övücü söz, iyiye giden her şey onları kahrediyor.

Çözüm süreci çöksün, savaş yeniden başlasın, Reyhanlı'da bombalar patlasın, ekonomik kriz çıksın, sağlık sistemi işlemesin, hastalar hastane kapılarında ölsün; insanlar iş bulamasın istiyorlar.

"Benim yönetmediğim ülke batsın!"

Dedikleri işte bu.

Hâlâ millet miyiz?

Başlangıçta saf bir iyimserlik içindeydim. Hele birkaç yıl geçsin; AK Parti yaşam tarzına karışmadığını ortaya koysun, bu korkuları geçer, iktidarı kabullenirler, diyordum.

Yanılmışım.

On yılı aşkın bir zaman geçti. Kimsenin hayat tarzına karışılmadığı gibi, hayal bile edilemeyecek iyileşmeler yaşandı. Türkiye kendini ikiye katladı. Ama onların AK Parti düşmanlıkları azalmadı, arttıkça arttı.

Yanılgım şuydu: Onların dertlerinin Türkiye'nin nasıl yönetildiği değil, kimin tarafından yönetildiği olduğunu anlayamamıştım.

Artık çok açık bir şekilde ortaya çıktı ki bu düşmanlıkları kaybettikleri "eski Türkiye'yi" geri alamadıkça artacak. Onlar, bu ülkede yaşayan diğer insanlarla eşit vatandaş olmayı asla kabullenemiyor. "Ayakların baş olmasını" hazmedemiyor. O zamana kadar aşağıladıklarıyla eşit sayılmayı kazanılmış haklarını kaybetmek olarak algılıyor.

Benim üstün olmadığım, benim borumun ötmediği, benim damgamı basamadığım; kurallarını benim koymadığım ülke olmaz olsun, diyor ve gözlerini kırpmadan batırmak için çalışıyorlar.

X x x

Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik, bizi bölemedi.

Ama Beyaz Türkler'in iktidar hırsı bölüyor işte...

Kaderde, tasada ve kıvançta ortak değiliz artık.

Bir millet değiliz belki de...

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89