• BIST 82.300
  • Altın 148,195
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

Apo‘nun savunma hakkı

Kurtuluş Tayiz

PKK lideri Abdullah Öcalan aleyhinde yapılan yayınlar gündemin baş sırasına yerleşmeyi başardı.15 yıl önceki sorgu kaseti sızdırılarak, Öcalan'ın liderliği tartışılmaya açıldı.

İmralı'da dört duvar arasına kapatıldığından bu yayınlara yanıt veremiyor. Kamuoyu ile doğrudan iletişim kurma hakkına sahip değil. Öcalan adına konuşma yetkisine veya olanağına sahip olanların da Aydınlık Gazetesi'nin başlattığı yayınlar ile son kaset skandalı karşısında büründüğü sessizlik dikkat çekiyor. İmralı heyetinde yer alan isimler, suçlamalarla ilgili olarak "kendisine sorar, cevabını alırız" demekle yetindi. BDP yönetimi cılız bir tepki gösterirken, KCK yönetimi de -bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde- sessizliğini hala koruyordu. Demokratik Toplum Kongresi (DTP) adına Aysel Tuğluk'un yaptığı kapsamlı yazılı açıklama ise nedense Fırat Haber Ajansı'nın manşetleri arasına girmeyi başaramadı.

Kürt hareketinin kendi liderlerini savunmada zaaf içinde olup olmadığını tartışmak istemiyorum. Burada suçlamaların hedefinde olan kişinin, kendisini savunma olanağına sahip olmasının bazen ne kadar gerekli olduğuna işaret etmek istiyorum.

Abdullah Öcalan, Türkiye'nin umudunu bağladığı çözüm sürecinin baş aktörü olarak muhatap alınıp masaya oturulduğuna göre, ona kendisini savunma hakkı da tanınmalı.

Bu bir hak olmaktan da öte, çözüm sürecinin sağlıklı gidişatı için gerekli bir ihtiyaç.

Çözüm sürecinin bir tarafını temsil eden kişinin, kendisi hakkında ortaya atılan iddia, eleştiri ve suçlamaları yanıtlaması gerekiyor. Bu fırsat ona tanınmadığında yara alacak olan Öcalan'ın kişiliği olmaz, çözüm süreci olur.

Örgüt ile Öcalan arasındaki iletişim ihtiyacını Ada'ya giden heyetler kısmen karşılıyor; ancak Kürt kamuoyu ile İmralı arasında sağlıklı bir iletişim kanalı kurulmuş değil. Ayrıca, Öcalan Türk kamuoyuna da seslenmek zorunda.

Neredeyse her gün Öcalan aleyhinde basında bir iddia, eleştiri ya da suçlama yer alıyor. Üstelik kamuoyunu etkileyen çok önemli yazarlar aracılığıyla. Mesela Öcalan'ın İmralı'da kendi geleceği için Türkleri satabileceği iddia ediliyor. Bu eleştiri ve suçlamalara Öcalan'ı temsil eden kurum ve kişiler yanıt vermiyor ya da veremiyor.

"İddia"; "eleştiri", "suçlama" diyerek bu durumun basit, normal bir durum gibi algılanmasını da istemiyorum. Açıkçası Öcalan'ın liderliğini hedefleyen psikolojik bir operasyon yürütülüyor. Bununla hangi kesimlerin etkilenmeye çalışıldığı ayrı bir konu; burada önemli olan, bu operasyonun Öcalan'ı değil, aslında çözüm sürecini hedeflemesi ve bu durum karşısında İmralı'nın kendisini savunma olanaklarından yoksun olması.

Bugün Öcalan ile aynı cezalara çarptırılmış çok sayıda bürokrat, kendisini kamuoyuna anlatma fırsatını bulabiliyor. Gazetelerde neredeyse her gün bu kişilerle yapılan röportajlara rastlıyoruz. Tutuklu ve hükümlülerin sahip olduğu bu haktan İmralı'yı yararlandırmamak yanlış olmakla birlikte ayrımcı bir uygulama.

Hükümetin bu noktada çözüm sürecini pamuklara sarıp korumak istediğinden şüphe etmiyorum. Ancak bu kadar suçlama karşısında Öcalan'a kamuoyuna ulaşma imkanı sağlanmazsa, süreç zarar görmekten kurtulamaz. Hem bütün sürecin sorumluluğu bu kişiye yüklenecek, hem de kamuoyuna ulaşma imkanı neredeyse hiç olmayacak!

Kısaca söylemek gerekirse; Abdullah Öcalan'ın mevcut olanakları, kendisini savunabilecek yeterlilikte değil. Hükümet, bu gerçeği görmeli. Öcalan çözüm sürecinin aktörlerinden biri olduğuna göre, dışarıyla ilişkilerine konulan kısıtlamalar da kaldırılmalı. Çok geç olmadan, bu konuda adımlar atılmalı.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89