• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 11 °C

Anlaşılan o ki, Gül’le Erdoğan’ı sahnede daha çok izleyeceğiz!

Hasan Cemal

Sözü uzatmak gereksiz. Damardan girmek lazım. En yalın deyişle: Erdoğan ‘kuvvetler ayrılığı’ndan yakınırken, Gül bu ayrılığı ‘demokrasinin en temel ilkesi’ olarak niteledi. Haydi hayırlısı! 

Sözü uzatmak gerekmiyor. Damardan girmek lazım. En yalın deyişle:

Erdoğan ‘kuvvetler ayrılığı’ndan yakınırken, Gül dün bu ayrılığı demokrasinin en temel ilkesi olarak niteledi.

Haydi hayırlısı.

Evet, Sayın Cumhurbaşkanı bu ilkeyi vurgularken, Başbakan Erdoğan’ı kolladı, hangi nedenlerle böyle bir söz sarf ettiğini de söyledi.

Ama Sayın Gül’ün bu çabası, Başbakan Erdoğan’la çok temel bir konuda daha ayrı düştüğünü gözler önüne sermiş oldu.

Bu arada, Cumhurbaşkanı Gül’ün devletin başı olarak uydu atma törenine davet edilmemiş olması bir başka ayıbın altını çiziyor. Gül’ün bu konuya şöyle bir dokunmakla yetinmesi, bu ayıbı ortadan kaldırmıyor.

Anlaşılan o ki, Gül-Erdoğan ilişkileri önümüzdeki dönemde siyaset sahnesinin baş konularından biri olacak.

Ali Babacan’ın isyanı...

Öte yandan, demokrasinin özü olan ‘kuvvetler ayrılığı’ndan Başbakan Erdoğan’ın neden, niçin yakındığına dair izahat ve tevil çabalarına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da katıldı.

Türkiye ekonomisinin bugüne kadar krizleri teğet geçerek olumlu yolda seyretmeye devam etmesinin belki de en önde gelen mimarı olan Sayın Babacan, bütçenin kapanış konuşmasında, yargının kendini yürütmenin yerine koymasından yakınmış.

Şu sözler Babacan’ın:

“En son örnek, 1 milyar 275 milyon dolara özelleştirilen İzmir Limanı. İki ay içinde yazılması gereken görüş, 2 sene 2 ay sonra geldi, şartlar değişti. Firmanın o günkü finansman imkanları yok. Bu, yargının kendini yürütmenin yerine koymasının somut örneklerinden biri. Olumsuz örnekleri Haydarpaşa’da, Galataport’ta, Telekom’da da gördük. İsyanımız bu nedenledir.”

Ali Babacan’ın bu ‘isyan’ı anlaşılabilir bir isyan.

Bu ülkede yargı gerçekten kendini yürütmenin yerine koyarak, siyasal iktidarların olumlu olabilecek uygulamalarına bazen kasıtlı olarak taş koymuş, engellemiştir.

Örnekleri az değildir.

Özellikle 1990’lardan başlayarak özelleştirme alanında devletçiliği savunan ve birtakım olumlu icraatları geciktiren kararlarıyla yargı, Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına aykırı olabilecek birçok tutum sergilemiştir.

Şimdi bundan dolayı yargısız bir düzenin hayalini mi kuralım?

1960’larda, 1970’lerde, 1980’lerde ve 1990’larda da başbakanlar yargıdan sürekli yakınmışlardı.

Demirel 27 Mayıs Anayasası’ndan şikayet etmiş, Özal’ın “Anayasa bir defacık delinse ne olur sanki” sözü kıyametler koparmış, Çiller’in özelleştirmeye çomak sokan yargıyla itişmeleri manşetlere oturmuştu.

Türkiye’de yürütmeyle yargı arasındaki bu kavga, bu itişme hiç bitmedi.

Kolay biteceği de yok.

Taşların yerli yerine oturması hele bizim gibi ikinci sınıf demokrasilerde zaman alıyor, sabır gerektiriyor.

2008’i hatırlayın.

Ak Parti’yi kapatma davasını.

Bu dava, yargısal darbe girişimi olarak yerden yere vurulmuştu bu köşede.

Ama bu davadan dolayı, yargıdan ya da ‘kuvvetler ayrılığı’ndan kurtulmayı elbette savunmamıştım.

Yargının da demokrasi ve hukuka saygılı olması gerektiğini, bağımsızlık ve tarafsızlık bayrağını yüksekte tutmasından başka çare olmadığını belirtmiştim.

Mesele budur.

Yasama, yürütme, yargı ayrılığı olmadan demokrasi ve hukuk devleti olmaz. 

Evet, ODTÜ’nün yanındayım!

Gençlik, üniversite gençliği isyankardır. Kurulu düzenden hoşlanmaz, düzene kafa tutar. Düzen karşıtı akımlarla, fikirlerle oynaşır. Adaletsizliğe, eşitsizliğe, yoksulluğa ayaklanır. Savaşa karşı çıkar, barışı savunur. Protesto eder. Protesto hakkı, elbette şiddete başvurmamak koşuluyla, her görüşteki üniversite gençliğinin en temel demokratik hakkıdır. Bu nedenlerle Başbakan Erdoğan’ı ODTÜ’de protesto eden öğrencilere yönelik polis şiddetini kınıyorum, protesto ediyorum. ODTÜ öğretim üyelerinin kendi öğrencilerine sahip çıkmalarını alkışlıyorum. Ve Prof. Dr. Raşit Kaya’nın öğrencileriyle dayanışma için verdiği ‘Demokrasi ve İnsan Hakları’ dersindeki şu sözlerinin altını çiziyorum: “Bir siyasal sistemin demokrasi olarak tanımlanabilmesi, önce farklı düşünmeye, sonra da tepki gösterme kanallarının açık tutulmasına bağlıdır.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89