• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 21 °C

Ankara’yı bırak Amed’e bak

Melih Altınok

Dün Ankara Valiliği, Cumhuriyet’in arkaik öğretilerinden uzaklaşıldığı gerekçesiyle küsen Kemalistlerin, bu işin müsebbibi şeytan olarak gördükleri AK Parti’yi taşlama törenlerine müdahale etti.

Halt etti!

Bu konunun “yalnızca” bir boyutu

Ne var ki kimilerimiz “eyvah” dese de, geç bile kalındığını düşündüğüm bir “rejim tartışması” daha bu düzlemde heba edilecek gibi görünüyor.

Zira dün yaşananlar nerdeyse 2911 sayılı kanunun eleştirisine indirgemiş durumda.

Örneğin Mustafa Akyol diyor ki, “Türkiye’de Kemalist diye bildiğimiz çevrelerin, bir özgürlük talebiyle ortaya çıkacağı ve benim de onları savunmak zorunda kalacağım aklıma gelmezdi”.

Mustafa’nın yazısında belirttiği, demokratik tahammül, temel hak ve özgürlüklere dair vurgular elbette doğru. Aklı başında hiç kimsenin de yasağı ve polisin müdahalesini savunduğunu duymadık zaten.

Ancak kolluğun müdahalesi, özgürlüklerin ve demokrasinin resmî paradigmayla sınırlandırması için yapılan bir eylemin “talebini” özgürlük mertebesine yükseltir mi bilemiyorum.

Bu en başta “özgürlük” mefhumuna hakaret değil mi?

Dün 1. Meclis önünde toplananlar, halkın iradesiyle işbaşına gelmiş bir iktidarın, Cumhuriyet’in bazı köhnemiş, çağdışı kabullerini değiştirme” “özgürlüğünü” bir tehdit olarak gördükleri için oradaydılar.

Taşladıkları, AK Parti iktidarının, 80 yıldır olduğu gibi, askerî vesayetin icrası konumdaki hükümetlerden farklı olarak, 1. Cumhuriyet’in paradigmalarını naifçe de olsa değiştirme cüreti gösterebilmesi, muktedir olmaya başlamasıydı.

Yani bu eylem halk iradesinin, parlamentonun egemenliğinin sınırlarını çizen “özgürlük karşıtı” bir eylemdi.

Eylemlerde atılan sloganların yanı sıra, dünkü etkinliklerin baş aktörü “Yeni CHP’li” İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın tören alanındaki askerlere “Sizin koruyamadığınız Cumhuriyet’e biz sahip çıkıyoruz” şeklinde sitemi de hepimizin bildiği hakikati özetliyor işte.

Tabii dün 29 Ekim törenlerine sahne olmayan yoksul mahalleler ve bölge illeri de vardı.

Ve bence asıl özgürlük talebi, bu iç semtlerin ve şehirlerin “sessizliğinde” gizliydi.

Örneğin Diyarbakır sokakları çok tenhaydı.
Hiç şaşırmadım. Amedliler, kentteki törenlerin ev sahibi valiyi, yıllardır kendilerine zulmeden 1. Cumhuriyet’in doğum gününde yalnız bıraktılar.

Çünkü Diyarbakırlılar, Cumhuriyet’in kazanımı masalının, tarih boyunca sırtlarında kırılan sopanın “modernleşmesinden” ibaret olduğu çok çok iyi bilenlerdendir. Düne sarılmanın değil, değişim getirecek geleceğe bakmanın özgürlük ve demokrasi için elzem olduğunu hepimizden iyi bilirler.

Bence özgürlükçü bildiğimiz vekillerimiz de kimin sokakta, kimin sessizliğinde olduğunu düşünüp, hürriyet tanımlarına ve sahip çıktıkları paranoyalara dönüp bakmalılar.

Hatta Facebook hesabında şu satırları döktüren Cumhuriyet’in katliamlarından fazlasıyla nasibini almış Dersim’in mebusu Hüseyin Aygün iki kez düşünmeli:

“Hz. Peygamberin doğum haftasını anmak, İstanbul’un Fethi’ni kutlamak serbest, Cumhuriyet Bayramı Törenleri yasak; memleketin haline bak! AKP’nin amacı, yetersiz olsa da mevcut kadın-erkek eşitliğini, medeni hakları, yurttaş olma bilincini, laikliği, modern eğitimi ortadan kaldırmaktır; Cumhuriyet yerine Yeni Osmanlıcılıktır! Aydınlanma yerine yeşil faşizm olan din devletidir! AKP ve Cemaat’in M. Kemal ve Cumhuriyet’ten nefretlerinin sebebi budur!”

Anlıyorum. Kökenlerindeki Milli Demokratik Devrim tezleri, yeri geldiğince uyanan Türkiye solu, AK Parti karşısındaki siyaseten aczinin dozu yükseldikçe, statükoya daha çok sarılacak. İşin kötüsü günden güne bunu özgürlük talebi olarak pazarlayacağı iğrenç bir pragmatizm notasına savrulacak.

İçinde, “Bugün kesekâğıdı ticareti yapan, ilk tahsilden yoksun Kayserili Hasan Efendinin ya da Balatlı Moiz’in büyük vurgunlara kıyasal mütevazı sayılması gereken ticaretinden sağladığı gelir, bir generalin, bir profesörün sağladığı gelirin kaç mislidir” diyerek yakınan MDD’nin babası Mihri Belli’nin mirası hortlayacak.

Bereket, bu vatandaş Cumhuriyet’in çoğunluktaki mağdurları, dün “OYAK gibi bir kurumun önemini abartmakla, dikkatleri asıl hedeften uzaklaştırmış oluruz” diyen Belli gibi, bugün seçilmiş iradenin zapturapt altına alınması talebindeki eylemlerde dikkatimizi “kolluğun teamülsüzlüğüne” çekmek isteyen “solculara” gülüp geçiyor.

AK Parti de Vali’ye bakmalı

Dünkü yasakçı tavrı ve “ısrarıyla” ne yapmak istediğini anlayamadığımız Ankara Valisi’nin dümen suyundan çıkmayan hükümeti de, Meral Akşener’in şu sözlerinin hikmeti üzerinde düşünmeye davet ediyorum: “O dönemde (28 Şubat) en derin krizlerden birini çıkaran Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, bugün Ankara Valisi’dir. Bu tür arkadaşlara dikkat çekmek isterim.”

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89