• BIST 82.300
  • Altın 148,195
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

Ankara'nın yaklaşımı?

Abdülkadir Selvi

Türkiye, Suriye'de savaşa girmeme kararı alınca, Suriye'deki savaşı Türkiye'ye taşımak için düğmeye bastılar.

Suriye'deki ateşten uzak duran Türkiye'nin içine ateş atmaya çalıştılar.

Suriye'de Esed'in ayakta kalmasını sağlayan IŞİD ve PYD'yi kullanarak, Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya kalkıştılar.

Yeni bir Gezi mi planlandı?

15 Ekim öncesi, hedefi çözüm süreci olan, bölgesel bir kalkışma test edildi.

Kobani gerekçe gösterilerek son 48 saatte yaşadıklarımızın özeti bu.

İki kez yazdım.

Ama bu yaşananlar ışığında üçüncü kez yazmam gerekti.

20 Eylül sabahı biz IŞİD'in elindeki 49 rehinemizin kurtuluşuna sevinirken, Kandil'e üç ayrı ülkenin istihbarat servisinden aynı temalı fakslar yağmaya başladı.

ABD, İsrail ve Alman istihbaratı tarafından Kandil'e gönderilen fakslarda, 'Türkiye, IŞİD'le anlaştı, Kobani'yi sattı' deniliyordu. Bu söylemi aynı gün Kandil ve HDP'liler kullanmaya başladı.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, 'Türkiyelileşme stratejisiyle' hem sempati hem de oy toplayan Selahattin Demirtaş dahi, gençleri sokağa ve savaşa davet etti.

Dünkü Diyarbakır, bir süredir çözüm ikliminin hakim olduğu Diyarbakır değildi.

Şivan Perver'le İbrahim Tatlıses'in Kürtçe türküler söylediği, Mesut Barzani'nin Kürtçe afişlerle karşılandığı o zaman ki Başbakanımız Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şivan Perver ve Mesut Barzani ile Diyarbakır'da aynı platformu paylaştığı özlenen, arzulanan Diyarbakır da değildi.

OHAL rejiminin hakim olduğu, sokaklarının savaş alanına döndüğü 90'lı yılların Diyarbakır'ı vardı.

Oysa Öcalan'ın, silahlara veda açıklamasını yaptığı, çözüm sürecinin başladığı, yüzyılın yanlış Kürt politikası karşısında özeleştiri yapıldığı, 90'lı yılların yanlışından çözüm formülünün üretildiği, Ankara'da, 'Kürdü hasım değil, hısım gören' bir anlayışın hakim olduğu, şiddeti ve silahlı mücadeleyi değil, sivil çözümleri esas alan bir anlayışın hakim olduğu, çözüm ikliminde yaşandı tüm bunlar.

Demirel'in, Çiller'in, Mesut Yılmaz'ın yönettiği, OHAL'in, Bölge Asayiş Komutanlığı'nın hakim olduğu Türkiye'de değil, 'Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur' diyen Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olduğu bir Türkiye'de yaşandı.

IŞİD'in önünden kaçan 150 bini aşkın Kobani Kürdüne yüreğini açıp, 24 saat içinde sınırlarından geçmesini sağlayan bir anlayışa karşı gerçekleştirildi, Kobani kalkışması.

Paradoks da buradan kaynaklanıyordu zaten.

Çözüm sürecinin aktörlerinin birbiri ardına şiddet çağrısı yaptığı, mikrofona sarılanın, 'Kobani düşerse çözüm süreci düşer. Kobani düşerse Ankara düşer' diye kitleleri tahrik ettiği, çözüm iradesine karşı meydan okuduğu bir süreç yaşandı.

Kandil, Kobani'deki yenilgi ile büyük bir travma yaşadı.

Kobani kalkışması ile bu travmayı aşmaya çalışıyor.

Ama şunu da bizim anlamamız gerekiyor.

Kobani bizim Ankara'dan, İstanbul'dan anladığımız gibi değil.

Kürt mahallesinde Kobani bir samimiyet testine dönmüş durumda.

Bu psikolojiyi Uludere olayında da yaşamıştım.

Kobani konusunda yeni bir dil ve yeni bir yaklaşım tarzı geliştirmek zorundayız.

Nokta.

Kandil'deki savaş baronları şiddetin bölgeye yayılması için, HÜDA-PAR'ı hedef seçti.

Ki amaç, şiddeti bölgeye yaymak...

HÜDA PAR dün olayların önüne geçmek için teşkilatlarını kapattı. Bu olayı bir fitne olarak gördü ve sorumluluk içinde hareket etti. Ancak HÜDA-PAR'ı susturduğunuz noktada Hizbullah devreye girerse ondan korkarım.

Bu Kobani savaşı değil. Bu, PKK'nın bir kez daha soyunduğu vekalet savaşı. Bölgeyi dizayn eden ülkelerin istihbarat servisleri adına girilen bir savaş.

Bu anlayış çözümün anlayışı değil. Bu anlayış 90'lı yılların zihniyeti. PKK 90'lı yıllarda ama Ankara'da 90'lı yılların aklı hakim değil.

Bölgenin bir hafızası var. Çözüm sürecinin arkasında güçlü bir şekilde duran ve çözümün nimetlerini tatmaya başlayan bölge halkı, yaşananlar karşısında tedirgin oldu. Eski korkular çağrıştı.

Bölge halkı çözüm sürecinin devam etmesini istiyor ama PKK şiddeti karşısında da devletin kendisine güven vermesini arzu ediyor.

Başbakan Davutoğlu, henüz Dışişleri Bakanıyken, 15 Aralık 2012 tarihinde İstanbul'da yaptığı konuşmada, 'Devlet olmak iki şeyle ölçülür; kudret eli, şefkat eli. Hem şefkatli olacaksınız, hem kudretli olacaksınız. Şefkatiniz olur, kudretiniz olmazsa aciz olursunuz, kudretiniz olur şefkatiniz olmazsa ve otoriter olursanız, zalim olursunuz' demişti.

Güvenlik zirvesinden sonra Başbakan Davutoğlu'nun örgüte karşı sert uyarılar içeren, ama aynı zamanda çözüm sürecine sahip çıkan konuşması bu perspektifin bir yansımasıydı.

Bu olayın bir güvenlik boyutu var. Bu sağlanamazsa zaaf olur. Ama olay sadece güvenlik boyutuyla görülürse, AK Parti o zaman kendi çözüm vizyonunu inkar etmiş olur.

Çözüm süreci Türkiye'nin gelecek vizyonunun ayrılmaz bir parçası ve bir yangın yerine çevrilmek istenen Ortadoğu'daki en hayırlı çaba olarak görülüyor.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89