• BIST 83.037
  • Altın 147,024
  • Dolar 3,7684
  • Euro 4,0483
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 0 °C

Ankara’nın dehlizi, içine çekti sizi

Ümit Kıvanç

Hrant Dink cinayeti davası adı altında beş yıldır sürdürülen müsamerenin sonucunu gördünüz. Allah’tan, böyle bir utanmazlığı içine sindiremeyen insanların sayısı az değil ve sesleri hâlâ çıkabiliyor. Ancak ne yazık ki, sesinin çıkması çok şeyi değiştirebilecek kesimler, iyi ihtimalle müthiş bir aymazlığın, kötü ihtimalle riyanın pençesinde.

Yalan söylemeye, yalana inanmaya veya inanır görünmeye ne kadar yatkınız. Dokunsan pul pul dökülecek bilgiçlik edâlarıyla, ilâhî hikmetin vücut bulduğu kul pozlarıyla, ezberlenmiş palavraları tekrarlamaya ve bu hallerimizle böbürlenmeye ne kadar meraklıyız.

Suikastıyla, komplolarıyla, adalet rezaletiyle “Hrant Dink olayı”nı herkesin doğru dürüst anlaması lâzım. Ey mevcut hükümeti ne pahasına olursa olsun savunmaya kendini adamış İslâmcı kalem erbabı ve dahi Müslüman ahali, artık kabul ediniz ki, “aman bu işten bize leke bulaşmasın” diye yaptığınız her hareket, zaten bulaşmış koskocaman lekeyi yaymaya yarıyor.

Bi dinleyin hele.

Yargıçtan başlayalım. Skandal kararı veren yargıç, çıkıp, “dosyadaki deliller örgüte işaret etmiyordu” dedi. (“Vicdanım rahat değil” skandalına hiç girmiyorum burada.) Birincisi, doğru değil. Birisi internetten Hrant’ın fotoğraflarını indirip, çıktılarını alıp, “onu öldüreceğim” diyen birine iletsinler diye birinin dükkânına bırakırsa, birisi, “öldürmeye gidiyorum” diyen oğlanı otogara götürürse, başka biri, eline bir bayrak verirse vs. bir Türk mahkemesi bundan örgütün alâsını çıkarır, hepimizin bildiği üzre. (Tabiî bunları yapanlar Kürt veya solcuysa.) İkincisi, yargıç üstüne düşen hiçbir şeyi yapmamıştır. Hem mahkeme salonunda katillere hoşgörünün en genişini gösteren önceki yargıcın hem de bu zatın davayı nasıl yürüttüğünü anlatacak en güzel simgesel olay şu: İstanbul Valiliği’nden, Hrant’ı valilik makamında tehdit eden iki MİT görevlisinin adı sorulduğunda valilik “isimleri veremeyiz” cevabı verdi. Avukatlar, “sorumuza cevap verilmedi, tekrar sorun” dediklerinde mahkeme, “cevap verdiler ya, gerek yok” dedi. (Tabloyu tamamlamak için: Cevap vermeyen valiyi de AKP alıp milletvekili yaptı.)

Savcıya geçelim. Savcı, “örgüt delili vardı, hâkim yamuk yaptı” diyor. Hâlbuki kendisi soruşturmanın gerekli kapsama ulaşması, genişlemesi için hiçbir şey yapmadı. Şaibeli devlet görevlilerine doğru parmağını bile uzatmadı. (Şimdi, Rahip Santoro cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi katliamı dosyalarını almış bakıyormuş, Hrant’ın öldürülmesiyle bu olayların ilgisi var mı diye! Beş sene sonra! Şimdi akıl etmiş. Görüyor musunuz işi?)

Buraya kadarı yargının işiydi, kuvvetler ayrılığı ilkesine şuna buna acayip duyarlı hükümet müdahale edemedi, yazık...

İyi. O halde polise ve jandarmaya geçelim. İkisi de hükümetin emrinde. Trabzon Emniyeti, suikast sanıklarını daha önce dinlemiş, takip etmişti. Hrant öldürülünce bu kayıtları yok ettiler. İstanbul Emniyet Müdürü, daha katil yeni yakalanmışken çıkıp “örgüt yok” açıklaması yaptı. (Hükümet onu vali yaptı.) İstanbul polisi, cinayet saatinde olay mahallini en ayrıntılı şekilde gösteren kamera kayıtlarına elkoyup yok etti. Olaydaki sorumluluğunu gizlemeye yönelik sahte evrak düzenledi. Trabzon Jandarması’nın cinayet ihbarını örtbas ettiği ortaya çıktı. Kendilerini kurtarmak için evrakta sahtecilik yapmaya kalktıklarında, cinayetin nasıl bir silahla işleneceğini olaydan önce bildikleri anlaşıldı. Samsun Emniyeti’nde jandarma ve polisler katille kahramanlık fotoğrafları çektirdi, bütün Türkiye’nin suratına dayadı. Emniyet’in en tepesindeki bir müdür, aynı zamanda cinayetin baş şüphelilerinden biri polis muhbiri yapıldığında Trabzon Emniyet Müdürü’ydü. Bu kişi davanın en kritik aşamaları boyunca o en kritik makamdaki görevini korudu, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olarak kaldı ve mahkemeyle ilişkisi, elemanını korumaya çalışmaktan ibaret oldu. MİT’in, Hrant’ı tehdit eden elemanlarıyla ilgili olarak da hükümet en ufak bir tasarrufta bulunmadı. Onlardan biri de terfi etti. MİT’in bu suikastla ilgili tek satır bilgi vermemiş oluşu hükümetçe hiçbir şekilde sorun edilmedi.

Şu alelacele saydıklarım, vahametin inanın sadece bir bölümüdür. Hrant Dink suikastının araştırılmayışı, soruşturulmayışı, cinayet emrini verenlerin yargılanmayışı konularında hükümet suç ortağıdır.

Hükümeti savunmaya çalışanların tek argümanı var: Bu suikast hükümeti zor durumda bırakmak için işlenmişti; AKP failleri neden korusun?

İlk bakışta mâkûl görünen bu argüman maalesef şu anda ister istemez riyanın parçası. Çünkü hakikat, hükümetin bu suikastın arkasındaki devlet-içi örgütlenmeyi koruduğu. Bunu niye yapmış, bu talî soru. (Cevap da bilinmiyor değil aslında: suikast, Ergenekon’u da aşan ölçekte, “devlet işi”ydi.)

Gelelim riya örgütlenmesinin öbür ayaklarına. Bugün hükümet yanlısı medyadaki pek çok insan, bu suikast ve ardındaki gerçekleri biliyor. Hükümetin pozisyonunu da. Buna rağmen hakikati söylemiyor. Dolayısıyla, onlar da suç ortağıdır.

Ardına sığınılan bir başka kâğıttan duvar, bilmezlik. Hüseyin Çelik’i izledim bir TV programında. Kendisine şu basit soru soruluyordu: Madem Erhan Tuncel suçsuz, o halde suikast ihbarını defalarca ilettiği Trabzon polisleri mi suçlu? Şu anda Türkiye’yi yöneten kadronun en önemli isimlerinden olduğunu herhalde kimsenin inkâr etmeyeceği Hüseyin Bey, “Valla ben tabiî bu ayrıntılara tam vakıf değilim” anlamında bir cevap verdi. Niye değilsiniz Hüseyin Bey? Bu önemsiz bir dava olduğu için mi? Dışişleri bakanınız da, bizzat bakanlığınca hazırlanan, Hrant hakkında “Nazi” ifadesinin kullanıldığı ırkçı-faşist AİHM savunmasından bîhaberdi ve çok üzülmüştü. Siz, hepiniz birden, Hrant’ın öldürülmesini niye hiç önemsemiyorsunuz ki, ayıptır sorması. Böyle bir durumda, bilgisizliğiniz, sizi masum yapmıyor, aksine, dolaylı bir suç ortaklığı anlamına geliyor, fark etmiyor musunuz?

Adalet Bakanı’na geçelim. Sadullah Bey diyor ki: Bir dakika, temyizi var şusu var busu var. İyi de, temyiz edilirse yeniden görülecek olan, bu dava; yani sanıklar arasında tek bir devlet görevlisinin yeralmadığı şu müsamere. Siz ilave bir çaba göstermedikçe esas katiller yargı önüne çıkmayacak ki. Kimi kandırıyorsunuz?

Son olarak, Başbakan. Türkiye Cumhuriyeti’nin seçimli-çok partili tarihinin gördüğü en güçlü sivil siyasetçiden sözediyoruz. Arkasında yüzde ellinin oyu var. Ve haline tavrına bakılırsa, kendinden çok emin, her yaptığı doğru, yanlışı eksiği maazallah olmayan bir insan. Ve bize diyor ki, “bu olay Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmayacak”. Geçen beş yılı gözönüne alınca, ona nasıl inanalım? Otuz beş insanı bombalayarak öldüren koskoca jetler kayboluyor o dehlizlerde; bizim Hrant’ımızı öldürenler haydi haydi kaybolabilir. Üstelik siz eskiden oradan çıkıp üstünüze saldıracak canavarlar nedeniyle yaklaşamadığınız o dehlizlere artık rahat rahat girip çıkabiliyor olmaktan basbayağı hoşlanmış göründüğünüz bir zamanda.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89