• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 11 °C

Ankara’da yeni parti arayışları konuşuluyor

Lale Kemal

Türkiye, belki de dünyada terörle mücadelede bu kadar çok insanın hayatını kaybettiği tek ülke. Dışarıdan Türkiye’ye bakanlar, AK Parti hükümetinin, silahların susması için bir çözüm reçetesinin bulunmamasını sorgularken, artık iyice milliyetçiliğe, MHP çizgisine geldiği teşhisini koyarak, “Bu kadar insanın ölümü nereye kadar sürer,” diye soruyorlar. İktidarının ilk dönemlerinde uygulamaya koyduğu askerî ve sivil reformlarla Türkiye’yi çok özlenen istikrara kavuşturan AK Parti’nin, en reformist olması gereken üçüncü döneminde tam bir reform yorgunu hâli içinde bulunması, yalnızca ülke içinde değil istikrarlı Türkiye’den çıkarları olan pek çok Batı ülkelerinde de kaygıyla karşılanıyor.

Karşımızda, ifade özgürlüğünün alanını genişleten, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir liderin cesaret edemediği adımı atarak PKK ile müzakere sürecini başlatan, yine cesur bir çıkışla askerin siyasi gücünü önemli ölçüde azaltan, halkın sağlığa erişimini sağlayarak Türkiye’de adeta devrim yapan bir başbakan yok gibi artık. Yerini, eleştirel yorumlarını beğenmediği gazetecileri, zaten güç kimdeyse onun boyunduruğu altına giren kimi medya patronlarına alenen şikâyet eden, hatta bizzat görüştüğü bazı genel yayın yönetmenlerine ki buna muhafazakâr basın yöneticileri de dâhil bazı isimler üzerine çizik attırması yani işten çıkartması için talimat veren, terörden onlarca yıl nemalanan derin devlet unsurlarının ekmeğine yağ sürer biçimde, terörün salt askerî yöntemlerle çözümü üzerine yoğunlaşmış bir başbakana bıraktı. Keza, TSK’nın kışlasına dönmesi için vaat ettiği yarım kalan reformları bir kenara itti, sanki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel ile uyumlu çalışıyor olması yeterliymiş gibi artık kendi döneminde siyasi iradenin muktedir hâle geldiğine kendini inandırmış. Oysa yoğun söylentiler dolaşıyor, tam da terörün aşırı derecede tırmandığı ve komşu Suriye’deki iç çatışmaların Türkiye’ye yansımasının yakın tehdit oluşturduğu bir dönemde, darbe davalarına kızgın askerlerin, zaman zaman aldıkları talimatları geç yerine getirdiklerine dair.

Eskisinden çok daha öfkeli bir başbakan var karşımızda. Acaba, artık danışmanlarını da mı dinlemiyor yoksa kendisine özeleştiri yapan danışmanlarını çevresinden uzaklaştırdı mı, sorusunu sormadan edemiyorum. Bizzat kendisinin direktifinde yapılan demokratik kazanımları Başbakan Erdoğan nasıl yok sayar, demokrasinin olmazsa olmaz kriteri olan hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkelerini Sayıştay Yasası’nda, partisinin yaptığı değişikliklerle nasıl ortadan kaldırır, anlamak mümkün değil. AK Parti, kendisini topuğundan vururken Türkiye’ye de çok ciddi zarar veriyor.

Ankara kulislerinde artık, yeni parti arayışları ve muhafazakâr Kürt siyasetçilerin isyanı konuşuluyor
. AK Parti’ye yakın Kürt siyasetçilerin ve hatta Kürt kökenli iktidar partisi milletvekillerinin, askerî operasyonların olanca hızıyla artmış olması, hükümetin silahsız çözüm arayışlarının çökmüş olması nedeniyle artık isyan ettikleri ve yeni bir parti kurmayı bile planladıkları konuşuluyor. Diğer yandan, yine Ankara kulislerinde artan biçimde, reformist yeni bir partinin ortaya çıkması gerektiği dillendirilmeye başlandı bile. Ve bu yeni partinin de uzun vade de olsa yine AK Parti içinden çıkabileceği yorumları çokça yapılıyor. Genelde, ana muhalefetteki CHP’nin, Türkiye’yi demokrasiye götürecek bir kimliğe bürünmesinin yıllar alacağı düşüncesiyle reformist bir partinin, AK Parti’nin bölünmesi sonucu bu partinin içinden çıkabileceği ihtimali üzerinde daha çok duruluyor. Tarihçi Profesör Cemil Koçak, geçen yılki bir televizyon programında, diğer partilerin umut vermediklerine dikkat çekerken yeni bir parti oluşumunun yine AK Parti içinde filizleneceği değerlendirmesini yapıyordu ve mevcut konjonktüre bakıldığında çok da haklı gibi görünüyor.

Kulislerde, iktidar partisinin içinden yeni bir parti doğarsa eğer bunun başına da en çok yakıştırılan isim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Geçenlerde konuştuğum bir Batılı diplomat, Gül’ün, Batılı ülkelerin gözünde demokrat kimliğiyle ön plana çıktığına işaret ediyordu.

Daha önce yazdığım üzere, bu düşüncesinde bir değişiklik olmazsa eğer, Gül, Erdoğan’ın, 2014 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması hâlinde bu yol arkadaşına meydan okumayacak ve adaylığını koymayacak. Gül’ün, tek bir şartla o da bağırsak ameliyatı geçiren Erdoğan’ın, adaylığını koyamayacak bir sağlık sorunuyla karşılaşması hâlinde 2014 yılında cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacağı bana daha önce dile getirilmişti. Gül’ün, adaylığını koymaması hâlinde 2014 ve genel seçimlerin yapılacağı 2015 arası bir yıllık dönemde bütün enerjisini seçim çalışmalarına vermeyi planladığı da biliniyor. 2015’te halktan aldığı destekle yeniden milletvekili seçilmeyi planlayan Gül’ün, başbakanlığa oynayacağı da konuşuluyor.

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş bir Erdoğan’ın ise, üzerinde seçmen baskısı olmadan Kürt sorununda bugün olmaz denebilecek her türlü çözüm iradesini ortaya koyacağı zaten konuşulmakta olan bir konu.

Zaman ne gösterir bilinmez, cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha iki yıl var, yukarıda bahsettiğim senaryolar altüst olabilir. Diğer yandan, Kürt sorunu bu kadar can yakarken, sanki artık siyasi çözüm için daha fazla bekleme lüksümüz kalmadı gibi geliyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89