• BIST 89.695
  • Altın 145,882
  • Dolar 3,6126
  • Euro 3,9283
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 17 °C

Ankara katliamında sinsi hesap

Bayram Bozyel

10 Ekim’de Ankara Tren Garı’nda yaşanan intihar saldırısı Türkiye’yi derinden sarstı, geçmiştekilerden çok daha yıkıcı sonuçlara yol açtı. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin öncülüğündeki Barış mitingi, daha başlamadan peş peşe gerçekleştirilen patlamalarla kana boyandı. Miting alanı bir anda can pazarına dönüştü. Söz konusu vahşi saldırıda -şu ana kadar açıklanan resmi rakamlara göre- yüze yakın insan yaşamını yitirdi, dört yüz dolayında kişi de yaralandı. Yaralılardan bir kısmının ise hayatı tehlikede.

Ankara’nın göbeğinde yaşanan bu vahşi katliam sadece Türkiye’de şok etkisi yaratmakla kalmadı, dünyada da geniş yankılara yol açtı.

Elbette bu tür terör saldırıları ne Türkiye ne de dünya için yeni değil. Özellikle 2001 yılında El Kaide’nin ABD’de gerçekleştirdiği İkiz Kule saldırısı ve sonrasındaki şok edici eylemlerin hafızalardaki izleri hala taze. Ancak Ankara’da girişilen saldırının özgünlüğü ve kendine özgü bağlamları var.

Öncelikle Ankara katliamı ile daha önce Suruç ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen saldırılar arasında büyük benzerlik ve paralellikler söz konusu ve bunlar birbirinin devamı niteliğinde. Bu üç saldırının da Suriye krizi ve Türkiye’nin bu krize yaklaşımıyla yakından ilişkisi var.

Şu bir gerçek, Türkiye Suriye’ye girmeye çalışırken Suriye’yi kendi içine çekti. Suriye’nin geleceğine şekil vermek için gücünü aşan bir ihtirasa kapılırken kendi iç istikrarını kaybetti. Suriye iç savaşından kaçıp gelen milyonlarca mülteci gerçeği tek başına Türkiye’nin iç düzenini allak bulak etmeye yetiyordu zaten. Ancak esas ölümcül tehlike IŞİD gibi bir belanın peydahlanmasıyla ortaya çıktı. Türkiye işin başında Esad’ın yıkılışı adına her türlü muhalefete sınırsız destek sunmakla IŞİD’in palazlanmasına katkıda bulundu. Daha sonra İncirlik’i ABD’ye açarak ve IŞİD karşıtı koalisyona katılarak bu kez IŞİD’in hedef tahtası oldu. Türkiye başta IŞİD dâhil herkesi Esad rejimine karşı desteklerken, şimdi Türkiye hem Esad rejiminin hem de IŞİD’in ortak hedefi haline geldi. Gelinen aşamada IŞİD, bir yanıyla rejimin varlığı bakımından bir meşruiyet kaynağına, öte yandan Esad ve müttefiklerinin elinde Türkiye’yi vurmak için bir Truva Atı’na dönüştü.

Bu çerçeveden bakıldığında Diyarbakır ve Suruç saldırıları gibi Ankara katliamının da IŞİD tarafından yapıldığına kuşku yok.

Ne var ki üç saldırıda başka bir sinsi hesap daha var. Her üç saldırıda da hedef kitle olarak Kürt ve sol kesimin seçilmesi bilinçli bir tercih. IŞİD, benzeri kanlı eylemleri pekâlâ toplu alışveriş merkezleri vs. yerlerde yaparak da benzeri bir infiale yol açabilirdi. Ancak son üç saldırıda da bir taşla, iki hatta üç kuş vurma hesabı söz konusu. IŞİD bu tür saldırılarla en başta Türkiye’yi istediği yerde vurma gücüne sahip olduğunu göstermek istiyor. İkincisi, IŞİD son üç saldırıda da esas olarak Kürt ve sol kitleyi vurarak Suriye’de Kürtlerden yediği darbelerin intikamını kendince almış oluyor. Üçüncüsü ve daha da önemlisi fazlasıyla kırılgan olan Kürtlerle devletin ilişkisini kaşıyarak Türkiye’yi bir iç savaş bataklığına çekmek istiyor.

IŞİD’in Türkiye’yi istikrarsızlaştırıcı bu tür saldırılarının bölgesel ve uluslararası destekçisi ise az değil. Başta İsrail olmak üzere Libya’dan Mısır’a, Bağdat’tan İran ve Suriye’ye kadar uzanan bir dizi ülkenin Türkiye karşıtlığında IŞİD’le birleştiklerine kuşku yok.

Öte yandan içerde de ülkenin istikrazsılaşmasından medet uman -devlet içinde ve dışında- güçlerin olduğu sır değil. Söz konusu güçlerin IŞİD saldırılarına duruma göre göz yumduklarını, ya da kendi çıkarları doğrultusunda maniple ettiklerini tahmin etmek zor değil. AK Parti’nin yıkılması için bu tür saldırıları ellerini ovuşturarak karşıladıklarına şüphe yok. Derin bir siyasi ve toplumsal kriz ortamında ülkenin geleceğine şekil vermenin onlar için daha kolay olacağını düşünüyorlar.

Peki, böylesi karmaşık oyunun bir numaralı hedefi olan AK Parti iktidarı bütün bu olanları görüyor mu? Hayır, tersine sadece Suriye’de izlediği yanlış politika ile değil, bu gün içerde sürdürdüğü ötekileştirici ve uzlaşmaz tutumuyla da Türkiye’nin belirsizliğe doğru kayışına çanak tutuyor. Ak Parti, Çözüm Süreci’nin buzdolabına kaldırarak, 7 Haziran seçim sonrasında ortaya çıkan ‘milli irade’ye uygun bir uzlaşma hükümetine yanaşmayarak olayların bu noktaya gelmesine zemin hazırladı. Bu gün Kürt sorununun çözümündeki tıkanıklık ve savaş durumu Türkiye’nin en zayıf karnını oluşturuyor. Bu durum Türkiye’yi doğal olarak her türlü müdahalelere ve manipülasyonlara uygun hale getiriyor.

Bu gidişatı engellemenin yolu bütün siyasi aktörlerin her türlü şiddete ve saldırılara karşı ortak tutum almalarından geçer. Çünkü saldırılar tek bir kesimi değil, hem Kürtleri hem de hükümeti hedef alıyor. Sorun Türkiye’nin tümünü ilgilendiriyor. Bu noktada, bir uzlaşma ve diyalog ortamı yaratmak yönünde görev en başta hükümete düşüyor.

IŞİD’in saldırılarını doğru okumayan bir kesim de Kürtler ya da Kürtlerin bir kesimi. IŞİD’in hangi koşulların sonucu ortaya çıktığını ve Türkiye’nin bundaki rolünü artık sağır sultan biliyor. Ancak şimdi durum başka, tehdit sıralaması değişti. IŞİD hem bölgeyi hem de dünyayı tehdit eder bir noktaya ulaştı. IŞİD’e karşı savaşta yıldızı parlayan ise Kürtler. Bu durum Kürtlerin siyasi prestijini yükseltiyor ve onları tarihi fırsatlarla yüz yüze getiriyor. Böyle bir tablo içinde Kürtler enerjilerini yanlış hedeflere yönelterek heder etmemeli. Özellikle de Rusya’nın bölgeye güçlü dönüşünden sonra siyasi çözümün daha çok belirdiği bu dönemde Suriye’deki kazanımlara daha çok adaklanılmalı.

Öte yandan son Ankara katliamını 1 Kasım seçim sonuçlarını etkilemek için kullanmak isteyenler olabilir. Böyle bir eylemin gerçekleştirilmesinde seçim süreci bilinçli olarak tercih edilmiş olabilir. Bu saldırı ile ilgili -apaçık olan- güvenlik zafiyetinden söz edilebilir. Ancak bunlardan hareketle son hunhar saldırıyı seçim sonucuna dönük bir hükümet atağı olarak değerlendirmek sığ bir yaklaşım olur. Böyle bir yaklaşım olayı bütün boyutlarıyla görmemizi ve ona karşı bütünlüklü bir tutum geliştirmemizi engeller.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89