• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 19 °C

'Andımız' ve 'biz'*

Vedat İlbeyoğlu

Danıştay 8. Dairesi, ilköğretim okullarında her sabah okutulan öğrenci andının iptali istemiyle açılan davayı reddetti. Kararda, andın Anayasa’ya herhangi bir aykırılığı olmadığı, davacının ‘‘öğrenci andının bir ırkı esas aldığı, zorla okutulduğu” iddialarına karşı, söz konusu metindeki ‘Türk’ ibaresinin bir ırkı temsil etmediği öne sürülüyor. Andın amacının ise “yeni nesillere Türk Devletinin ve milletinin bir ferdi olma onurunu ve hazzını yaşatma(k)” olduğu vurgulanıyor…

“Rahat, hazırol, dikkat!” komutları sonrası, “Türküm, doğruyum, çalışkanım”la başlayıp, “varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye ajite eden, nihayet “ne mutlu Türküm diyene” şeklinde biten bir metin bu.

Kim bilmez, kim unutabilir ki?

“Bilinmeyen dillerde” konuşmaya başlayanların, “meğer Türk olduklarını” ilk öğrendikleri bu “kimlik(siz)lendirme” ayinleri nasıl çıkar ki akıllardan?

Bu fani dünyada bir küçük iz bile bırakmayarak gideceği kuvvetle muhtemel “varlıkların”, kendilerini, o “ezeli ve ebediliği” şüphe götürmez “Türk varlığına” armağan ettiklerinde ancak “var” olabilecekleri belletmesini hangi hafıza silebilir ki?

Yoksulluk ve yoksunluğu katık etmiş hayatların inim inim inleten acılarını bir “kutlu” aidiyet bağı üzerinden tersine çeviren, onlara, her sabah “Türksün işte, mutluluğunun kıymetini bil” dedirterek sistemle barışıklık formülü öneren bu devlet reçetesi nasıl unutulabilir ki?

Evet, ilkokullarda “Andımız” başlığıyla ezberlettirilen ve hepimizin tezgâhından geçtiği bu metnin, topluma ve toplumsallaştırma sürecine dair resmi yaklaşımı sergilediği o kadar açık ki.

Bu yaklaşım, çok boyutlu bir büyük yalan üzerinden kurgulanmıştır ve “andımız”, bu devlet yalanının esaslı belgelerinden biridir.

“Andımız” denilen, kimin, hangi ‘biz’in andıdır peki?

Danıştay’ın kararına dayanak aldığı Anayasa’ya rağmen, artık ‘Türk’ olduğunu kabul etmeyen milyonlarca Kürt, o ‘biz’ yalanının içine tıkıştırılabilir mi artık?

Geçmiş olsun!

Açıktır ki, Kürtler güne “Türküm, doğruyum” diye başlamaktan yana değiller. “Türk varlığına feda olma” zorunluluğu hissetmiyorlar, tersine, varlıklarını ispat ve inşa etme yolundalar…

Ya Türk yoksulları, emekçileri?..

Her gün, her saat, her an öğütüldükleri mutsuzluk çarkı içerisinde, “demek ki yeterince Türk değiliz, o yüzden mutsuzluğumuz” gibisinden bir akıl fukaralığından çare aradıkları söylenemez herhalde. O halde, bu mutsuz çoğunluk, nasıl olur da o “Türksünüz, mutlusunuz” diye tarif edilen “biz”in içinde mutluluk bulabilir ki daha?

Evet, 80 yıldır dayatılan homojen ‘biz’in dikişleri tutmamıştır. Çözülmüştür…

Yasalara, Anayasaya uygun olan ama gerçek hayatla örtüşmeyen egemen kurgunun ‘biz’ine, yalanı ve yalancılığı meşrulaştırıp teşvik eden hiç bir günlük talim-terbiye ayini geçerlilik sağlayamaz artık.

Öyle görünüyor ki, dayatılmış ‘homojen biz’e toplumsal rıza/koşullanmışlık sağlamak için yıllardır yaptırılan bu ayinlerin sürdürülmesini de hiçbir mahkeme kararı garanti edemez.

Çünkü toplumsal yaşama özgürlük sızmıştır artık. Özgürlüğün açtığı yoldan, bir başka ‘biz’ inşa edilmekte, hayat ilerlemektedir.

Bir başka ‘biz’ gereklidir, zorunludur.

Kurulacaktır.

Hayatın mahkeme kararlarına uyma zorunluluğu yoktur!

* NOT’A NOT: Bu yazı Nisan 2011’de yazılmıştı. Tayyip Erdoğan’ın “sessiz devrim”inden iki buçuk yıl önce… Danıştay’ın o zaman ‘devam’ dediği ‘andımız’ ayininin AKP iktidarının 11’inci yılında nihayet bitiyor oluşu, sözkonusu “devrim”in kanıtı olarak gösteriliyor şimdi! Malûm pakette bir kez dahi adı anılmamış Kürdün yıllara dayanan mücadelesiyle hiç ilgisi yokmuş gibi… Memleketi demokratikleştirmeye karar vermiş(!) AKP’nin bir “reformu” değil oysa. Kürt sorununun çözümünde asıl belirleyici adımları (anadilde eğitim, siyasal statü) atmamak, ötelemek için, ısrar edilmesi zaten iyice anlamsızlaşmış bir gerici uygulamadan vazgeçmeyi bir ‘çözüm adımı’ olarak sunuyorlar. Bir demokratikleşme iradesi ve eğilimine işaret etmez kesinlikle. Ve en önemlisi, AKP iktidarınca parlatılan en küçük “promosyonun” bile yukarıdaki yazıda verilmeye çalışıldığı gibi bir geçmişi vardır. O geçmişte, Kürdün 30 yıllık mücadelesi yatar. Evet, hiç bir mahkeme kararı hayatın akışı karşısında duramaz, “andımız” da duramadı. Aynı şey, bugün anadilde eğitimi ve özerk yaşamı Kürde çok gören siyasal iktidarın gerici ısrarı için de geçerlidir…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89