• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 2 °C

Andımız

Gülay Göktürk

Bundan yaklaşık 30 yıl önceydi. Nokta Dergisi'ni çıkarıyorduk. Kürşat Bumin'in Fransa'dan Türkiye'ye yeni döndüğü yıllardı sanırım. Kendisinden ara sıra Nokta'ya yazı yazmasını istemiştik.

İlk gönderdiği yazının başlığını bugün gibi hatırlıyorum: "Neden 6 yaşındaki çocuğun varlığı Türk varlığına armağan olsun ki?.."

Bu sorunun cevabı otuz yıldır verilemedi.

Ve otuz yıl sonra bir müjde gibi verilen habere bakın: Çıkacak demokratikleşme paketi ile azınlık okulları "Andımız"dan sıyırtıyormuş...

Sonuçta bu bir kulis haber; doğru mu bilmiyoruz. Ama eğer gerçekse, pes doğrusu... Ayıp olan sadece Ermeniler'e, Rumlar'a "Varlığım Türk varlığına armağan olsun" dedirtmek miydi ki ondan vazgeçiyorsunuz? Ya Kürt çocukları? Ve tabii Türk çocukları? Onlara ne olacak? Onlar minicik varlıklarını "Türk varlığına" armağan etmek istiyorlar mı bakalım?

Politik açıdan bakarsak

Politik açıdan bakıldığında bence bu "reform", durumu eskisinden daha beter hale getirir ancak. Ermeni ve Rum çocuklarını kapsam dışına çıkartmak, Kürtler'i Türk sayma politikasının bir kez daha teyidinden başka ne anlama gelir? Ve bu, geleneksel Kürtler'i inkar politikasının pekiştirilmesi değilse nedir?

Bir Ermeni ya da Rum çocuğa "ben Türküm" dedirtmek bir komedi olabilir ancak. Ciddiye alınmayan bir klişe, anlamsız bir ritüeldir. Bir Kürt çocuğu için ise trajedidir. Kanlı bir tarihin hatırlatılmasıdır. Bir dayatma, bir tehdittir.

Führer de aynı şeyi söyletiyordu

Bu meselenin politik yanı... Ama asıl önemli olan bu değil... Biz otuz yıldan bu yana bu andın kaldırılması için yazıp çiziyorsak, sadece Cumhuriyet'in Kürtler'i asimilasyon politikasının tipik bir tezahürü olduğu için değil, katı ideolojik devletin vahim bir örneği olduğu için istiyoruz.

Bilindiği gibi, bu andın okullarda okutulmaya başladığı tarih 1933'tür... Aynı yıllarda Hitler Almanya'sında gençlik kamplarında çocuklar her gün "Führer'e adanmış kanımın her damlasıyla; ben tüm enerjimi ve gücümü Adolf Hitler'e ve ülkeme adayacağıma yemin ediyorum. Onun için, sahip olduklarımdan hatta hayatımdan bile vazgeçeceğime söz veriyorum ve bunun için Tanrı'dan yardım diliyorum" diye yemin ediyordu. Mussolini İtalya'sında ise ilköğretimden itibaren faşist ideoloji ile yetiştirilen çocuklara ve gençlere şöyle yemin ettiriliyordu: "Tanrı'nın adıyla ben liderimin bütün emirlerini yerine getireceğime, gerekirse bu uğurda kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğime yemin ederim, yaşasın faşist devrim..."
Ne kadar benzer metinler değil mi?

Üç metin de genç kuşaklardan kendi varlıklarını, insan hayatından daha değerli olduğu söylenen bir şeye, ülkesine, milletine ya da liderine adamasını bekliyor. Üçü de insanın araç değil amaç olduğunu, insan hayatının en değerli şey olduğunu; her şeyin insan için olduğunu inkar noktasında birleşiyor.

Onlar kurtuldu, bizim çocuklarımız kurtulamadı

Alman ve İtalyan çocukları, 1930'ların yükselen değeri ırkçı ideolojiler çağında yazılmış bu yeminleri her Allah'ın günü tekrarlayıp durmaktan kurtulalı çok oluyor. Biz ise, 80 yıl sonra gele gele "Bari Ermeni, Rum çocukları okumasınlar" noktasına gelebildik.
Biraz yavaş olmuyor mu?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89