• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -5 °C
  • Ankara -10 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -2 °C

Andıcın yeni müellifleri

Kurtuluş Tayiz

Tansu Çiller’i dinlerken fark ettim; 28 Şubat darbesi bir şekilde herkesi etkiledi. Ve herkesin kendisine göre bir 28 Şubat algısı oluştu. Bu yüzden olsa gerek mikrofon uzatılan dönemin bütün siyasi aktörleri “darbenin asıl mağduru benim” diyor. Çiller de darbenin asıl hedefinin kendisi olduğunu düşünüyor. Bence bunda büyük bir yanlışlık yok; 28 Şubat’ta dönemin bütün siyasi aktörleri etkilendi, Meclis’e, siyasi partilere, medyaya, yargıya, üniversitelere, belediyelere, sivil toplum kuruluşlarına, okullara, ibadethanelere “balans” ayarı yapıldı. Bu nedenle de 28 Şubat, “postmodern darbe” olarak anılmayı daha çok hak ediyor.

Türkiye bugün o darbecileri yargılıyor, 28 Şubat’la ortaklık ettiği düşünülen isimlerle de siyasi olarak hesaplaşıyor. Ama 28 Şubat’ın karanlık ruhu hâlâ üzerimizde dolaşmaya devam ediyor. Bir taraftan 28 Şubatçılar yargılanırken, diğer taraftan 28 Şubatçıların siyasi literatüre kattığı andıç, güne uyarlanarak zengin yöntemlerle kullanılıyor. Eskiden andıçlama yapan gazetelerin ve yazarların yerini yenileri aldı; bunlar, aydınlara, gazetecilere, iktidarı eleştiren isimlere karşı “karakter suikastı” yapmaya devam ediyorlar.

28 Şubat’tan sonra iktidar değişti ama iktidarların andıçlama geleneği değişmedi. Ülkenin en önemli kurumlarından MİT,Taraf yöneticilerini, aydınları, gazetecileri sahte isimlerle kodlayıp “casusluk faaliyeti” gerekçesiyle takibe alabiliyor. MİT’in yasadışı dinleme skandalını soruşturmak için harekete geçen savcılık ise bugün hâlâ Başbakanlık’tan “izin” bekliyor.

28 Şubat andıcına benzer kopya andıçlar her gün bir yerden türeyip duruyor. Bunun son örneği Şemdin Sakık oldu.

Ergenekon gibi çok önemli bir davada tanık olarak kabul edilen bu kişi, tanık olduğu olayları anlatmayı bir tarafa bırakıp ülkenin en saygın aydınlarına kara çalmaya girişti. Üstelik kahvehanelerde bile dile getirilemeyecek kadar büyük bir sorumsuzluk içinde konuştu. Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Cengiz Çandar, Hasan Cemal ve Mehmet Ali Birand gibi isimler, PKK’yla ilişkilendirildi.

Burada tarihî tesadüf andıçla adı özdeşleşen Şemdin Sakık’ın, yine büyük bir andıcın aktörü olması. Bir önceki andıçta ifadeleri kullanılan Sakık, bu kez, daha sahici bir aktör olarak ortaya çıktı. 28 Şubat’ta kullanıldığını sandığımız ifadelerini yalanlarcasına, aynı ifadelerin benzerini, bu kez yeni isimler katarak tekrarladı. Bunun neden kaynaklandığını tam olarak bilmek imkânsız; bir yönlendirme sonucu geliştiği açık. Hem Ergenekon’u itibarsızlaştırıp sulandırmaya yarıyor bu suçlamalar, hem de muhalif aydınları sindirmeye... Ama Sakık’ın bu kirli aktörlüğü üstlenmesi de önemli, belki de aşağılık bir “eksikliği” bugün tamamlama ihtiyacı duydu.

Her ne olursa olsun; dün askerler andıçlıyordu, bugün de siviller bunu yapıyor. Açık veya gizli fark etmiyor; 28 Şubat’tan günümüze çok şey değişti ama andıçlar görüldüğü gibi sürüyor. Bu galiba biraz da iktidarın doğasıyla alakalı; toplumu etkileme gücü olduğu düşünülen isimlerin desteğini kaybettiğinde iktidarlar, o isimleri gözden düşürmeye yöneliyorlar. Biraz kirli bir iş ve bu nedenle de bu işi en kirli olanlara havale ediyorlar.

Şemdin Sakık’ın ifade ve mektuplarında hedef gösterdiği isimlerin resimlerini poster yapıp basan gazetenin yaptığı iş “karakter suikastı”dır, “andıçlama” faaliyetidir.

Bu andıçlama faaliyetleri iktidarla ya da güvenlik bürokrasisi içindeki iktidar odaklarıyla bağlantılı olarak yürütülüyor. İsmi geçen aydınların bir kısmı doğrudan siyasal iktidar tarafından hedef gösterilmiştir, diğer bir kısmı ise devlet içindeki başka iktidar odakları tarafından işaret edilmiştir. Bu yüzden aydınlara yönelik bu andıçlardan iktidar sorumludur. Andıçlayanlar, zaten bu işi iktidara yaranmak için yapıyor veya iktidar uzantısı odaklarca organize ediliyorlar.

Neredeyse her konuşmasında aydınları hedef gösteren, gazetecileri tehdit eden Başbakan da, bunda sorumluluk sahibidir. Hükümet bunu gözardı edemez. Evet, 28 Şubat’tan bugüne Türkiye çok büyük bir değişim geçirdi, demokrasimiz adına sevindirici gelişmeler bunlar. Fakat bu değişen Türkiye’de övünemediğimiz tek şey, demokrasimizin içler acısı durumudur. Ekonomi büyüdü, siyasal istikrar sağlandı, darbelerle hesaplaşılıyor ama AKP hükümeti gittikçe otoriterleşiyor... Hükümet aleyhinde veya Başbakan’a karşı herhangi bir eleştiri hazmedilmiyor, dışlanıyor, “düşman” ilan ediliyor. Hükümete yakın gazetelerde sadece Başbakan’a yönelik eleştiri yapanlar aydınları, yazarları, gazetecileri gözden düşürmek, karalamak için kalem tutan köşeler çoğalıyor. Her gün bu köşelerde küçük küçük andıçlar yapılıyor. Buralarda dalkavuk orduları türedi, sadece iktidarı övmekle geçinen bir sınıf oluştu. Başbakan iktidarını bunlarla mı koruyacak? AKP parlak bir siyasi geçmişi, andıçlarla gölgelememeli. Buna tenezzül etmemeli. Yoksa çok yazık olur. Tarih büyük başarıları nispeten küçük hatalara kurban edebilir. Unutmamalı.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89