• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 13 °C

Anayasayı kim yapacak? Partiler mi, toplum mu?

Ali Bulaç

Kemalist dönemin sorunu, kemalizmin belirlediği Resmi Toplum'un karar verme mevkiinde olan aklında, yani siyasi ve idari temel zihniyetinde yatıyordu.

Kemalizm, bunun ideolojik kılıfıydı; baskıcı, özünde totaliter sisteme meşruiyet sağlayan çerçevesi olarak iş ve işlev görüyordu. Postkemalist dönemin sorunu ve sorusu şudur: İnsanın kendi aklını kullanması, serbest müzakereye katılması, ötekini tanıma ve anlama sürecine girmesi ve eğer bir arada yaşama, ortak sorunlar karşısında ortak sorumluluklar üstlenme şartları ve imkanları varsa birtakım sözleşmeler (muahedeler) akdetmesi mümkün olacak mı?

Bu çerçeveden bakıldığında ortada iyimser olmayı gerektirecek çok sayıda sebep yok. Bugüne kadar yeni ve sahiden sivil bir anayasa için atılmış iki adım var: Biri Abant Platformu'nun 1998'den bu yana sürdürdüğü toplantılar; diğeri bir önceki anayasa çalışmalarına bir altyapı hazırlamak amacıyla TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in desteğiyle TOBB'un 15 ana merkezde yaptığı toplantılar.

İki platform da ‘sivil karakterde'ydi ve gerçekten toplumsal yelpazenin hemen hemen bütün renklerini, sözcülerini bir araya getirip mutabakat noktalarını ortaya çıkarıyordu. Diğer anayasa çalışmalarında hazırlayıcılar ya kendi kuruluş ve örgütlerini merkeze alarak taslaklar hazırlamışlar veya taslaklar bir takım mülahazalarla birer devlet bildirisi niteliğinde olmuştur. Anayasa hazırlayıcılarının çoğunun kafasında muhatap devlettir. Ama devleti muhatap alan anayasa taslakları sadra şifa olmaz, çünkü karakteristik tabiatı dolayısıyla devlet, sivil ve serbest müzakere süreçleriyle varılmış mutabakatlara hayırhah bakmaz. Anayasanın işlevi de devleti daha çok ceberut yapmak değil, bireyi, sivil alanı ve toplumu devlete karşı korumak olmalıdır.

Eğer devlet, geniş toplumsal mutabakatı referans almaya hazır değilse, devletin yeni bir anayasaya ihtiyacı yok, hep yapageldiği gibi yukarıdan emredici kararlar verip icraatlarına devam eder. Yeni bir anayasa ‘vesayet'in ‘sivil kılıfı' olacaksa mevcut anayasa ile de pekala idare edebiliriz.

Gözlendiği kadarıyla devlet sivil bir anayasaya pek hazırlıklı değil. Yeni bir toplum sözleşmesi için siyasi organizmanın beynine talepleri gönderecek etkileyici organ bir iç dönüşüm geçirmiş değil. Asıl organ da toplumsal bünyenin kalbinden başkası değildir. Rudolf Bahro'nun deyimiyle ‘uzlaşma kalbin reformu'dur. Muhataralı konuları bir uzlaşma zeminine oturtmak üzere farklı fikri ve siyasi çevrelerden bir araya gelmiş bulunan insanlar, tamamiyle ‘ahlaki' kaygı ve düşüncelerle ortak bir zeminde bir ‘uzlaşma' sağlayabilirlerse, sorunun yarısını çözmüş olurlar. Bütün akidlerin ve sözleşmelerin ortaya çıkmasını sağlayan ‘müzakere yolu'dur. Bu toplumun asli referans kaynakları itibariyle ahlaki bir çabayı gerçekleştirebileceğini ve bu çabanın belki de günün birinde çok daha özgürlükçü, hukukun üstünlüğünü esas alan ve herkesin sahiden ‘özel, sivil ve kamusal alanlar'da temsilini güvence altına alan bir anayasaya ilham teşkil edebileceğini düşünebiliriz.

Müzakereye açık platformlar farklı toplumsal muhayyilelere sahip kesimlerin önce kendileriyle, sonra modern dünya ile yüzleşmelerini sağlar. Bu platformlara katılan insanlar, bir yandan Türkiye'nin bazı sorunlarına çözüm arar ve bu çözümlerde kullanılacak temel prensiplerin ne olduğu müzakeresine girişirlerken, öbür yandan dünyanın içinden geçmekte olduğu sürecin doğasıyla, zamanın icaplarıyla da karşı karşıya gelmektedirler. İslam dünyasının olduğu kadar Türkiye'nin de önemli ihtiyacı ‘muhalif', ‘dışarı'dan veya ‘eleştirel' bir gözle kendini "öteki'nin aynası"nda görme cesaretini ve tahammülünü göstermesidir.

Anayasalar farklı toplumsal sınıflar, kesimler, kimlikler ve sosyal gruplar arasında uzlaşma metinleri ise, bu metinler hakiki toplumsal güçler tarafından savunulduğu ve ahlaki amaçlı çabalarla, yani karşılıklı müzakere yoluyla gerçekleştiği zaman kalıcı olurlar. Bu açıdan ister anayasaların ister çeşitli platformlarda ortaya çıkan sonuç bildirilerinin ilk ve hakiki muhatabı toplumdur. Benim kişisel olarak mevcut siyasi partilere zerre miktarı güvenim yok, onların yapacağı anayasa ise şimdiden ölü hükmündedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89