• BIST 82.050
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,7786
  • Euro 4,0024
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -2 °C

Amerika, Irak'ı İran'a teslim etti

Gönül Tol

Obama dış politikasının belki de en önemli ve en çok tartışılan prensiplerinden bir tanesi ‘Geriden Yönetme’ (Leading from Behind) oldu.

Yani mümkün olduğunca meselelere aktif olarak, birebir müdahil olmadan müttefikler üzerinden sorunları çözmek, sahneyi yerel aktörlere bırakmak...

Tikrit’te olanlar ve olacaklar bu politikanın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne serdi.

Önce Tikrit’te olanlardan başlayalım.

Tikrit, Bağdat’ın 130 kilometre kuzeyinde, Bağdat ve Musul’u birbirine bağlayan, Saddam’ın doğduğu, Sünnilerin kalelerinden biri olan şehir.

Haziran ayından bu yana IŞİD’in kontrolü altında.

Geçen hafta, içinde Sünni aşiretlerin ve Şii milislerin de olduğu 30 bin kişilik Irak ordusu Tikrit kentini IŞİD’den geri almak için operasyon başlattı.

Tikrit operasyonu IŞİD’e karşı mücadele ve Irak’ın geleceği için oldukça önemli.

İddia edildiği gibi yaz aylarına doğru Irak ordusu Musul’u almak için taarruz edecekse önce Tikrit’i IŞİD’in elinden geri alması şart.

Fakat Tikrit’i geri almak Irak’taki mezhep çatışmasını derinleştirebilir.

Çünkü Sünni Tikrit’i geri almakla görevlendiren 30 bin kişilik askeri gücün ezici bir çoğunluğu Şii.

Ama daha da endişe verici olan bu askeri gücün içinde İran destekli Şii milislerin oynadığı önemli rol. New York Times’ın haberine göre bu milisler Tikrit operasyonunu yürüten 30 bin kişilik askeri gücün üçte ikisinden daha fazla.

Operasyonu bizzat İran Devrim Muhafızları Kudüs Kuvvetleri Komutanı Kasım Süleymani yürütüyor.

Bu nedenle Amerika Tikrit operasyonunda doğrudan bir rol oynamıyor.

Yani Irak’ta IŞİD’e karşı yürütülen en önemli operasyon ve hem Musul operasyonunun hem de Irak’ın kaderini belirleyecek bir harekat bütünüyle İran’a bırakılmış durumda. İran’ın Irak’taki en önemli aktör haline geldiğinin en son kanıtı.

Washington ise bu durumdan rahatsız olmayı bir yana bırakın İran’ın IŞİD’e karşı üstlendiği bu rolden memnun. Hem Dışişleri Bakanı John Kerry hem de Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey İran’ın IŞİD’le mücadelede başı çekmesinin ‘pozitif’ olduğunu düşünüyor.

Oysa bu durumun sadece Irak’ın geleceğini değil bölge dengelerini de negatif etkileyecek uzun soluklu sonuçları olacak.

İran’ın Şii milisleri kullanarak bölge ülkelerindeki etki alanını genişletme politikası yeni değil, onlarca yıldır aynı tekniği kullanıyor. Ve bunun uzun vadeli sonuçlarının ne olduğunu gördük.

Hizbullah iyi bir örnek.

İsrail’in Lübnan’ı 1982’de işgal etmesinin ardından İran, Lübnan’da İsrail’e karşı direnmesi için Hizbullah’ı kurdu. Hizbullah militanları İran Devrim Muhafızları tarafından eğitildi.

Yıllar içinde Hizbullah büyüyüp Lübnan siyasetinde güçlü bir siyasi aktöre ve Lübnan’ın ordusundan bile daha güçlü bir askeri güce dönüştü. İran da Hizbullah üzerinden kendisine Lübnan siyasetinde önemli bir yer açmış oldu.

Irak da bu anlamda Lübnan’a dönüşebilir.

Tıpkı Hizbullah gibi bugün Irak’ta IŞİD’e karşı savaşan Şii milisler de Irak siyasetinde kalıcı, güçlü ve merkezi yönetime meydan okuyan, istikrarsızlaştırıcı birer aktöre dönüşebilir, Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit edebilir.

Ayrıca IŞİD’in gücünü kırması için bel bağlanan Şii milisler mezhep çatışmasını şiddetlendirip IŞİD’in toplumsal tabanını güçlendirebilir.

İnsan hakları örgütü Human Rights Watch, Şii milislerin IŞİD’den geri aldığı topraklarda binlerce Sünni sivili katlettiğini, Tikrit operasyonu öncesi binlerce yerli Sünni ailenin bu korkuyla şehri terk ettiğini, milislerin ise ‘Tikrit’e intikam almak için geri döndüklerini’ söylediklerini belirtiyor.

Eğer bu milisler Tikrit’te de bir Sünni katliamına girişirlerse Irak Sünnilerinin IŞİD’e desteklerinin artması kaçınılmaz. Bu da Irak’ın 2006-2007’de yaşadığı türden bir sivil savaşa sürüklenmesi demek.

İran’ın Şii milisler üzerinden yürüttüğü politikanın bölgesel sonuçları da var.

İran’ın Şii milislerle Irak’tan, Suriye’ye ve Yemen’e etki alanını genişletmesi ve bu durum karşısında Amerika’nın sessiz kalması bölgedeki Sünni ülkeleri İran’ın gücünü dengelemek için mezhepçi politikalara itiyor.

Suudi-Türkiye yakınlaşması, Suudiler’in Sünni bloku güçlendirmek için attığı son adımlar buna örnek.

Oysa bölgenin en son ihtiyacı olan şey daha fazla mezhepçilik.

İşte bu nedenle Amerika’nın Irak’taki ‘Geriden Yönetme’ politikasını yeniden değerlendirmesi, Irak sahnesini bütünüyle İran’a bırakmaması gerekiyor.

Bunun için Amerika’nın, özellikle güvenlik alanında, Irak’a İran’dan daha iyi bir müttefik olacağını göstermesi ve Sünnilerin de temsil edileceği Irak ordusunu güçlendirerek, Şii milislerin etkisini sınırlaması şart.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89