• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -2 °C

Ama şimdi…

Ersin Tek

Yine iç bunaltıcı olaylar, gündemin yapay gerilimleri, yorgun bedenimin kasvetli düşünceleri ve yine aynı sahte yüz ifadesiyle içimde dolaşan insanlar.

Kendilerini kandırmaya çalışıyorlar bu insanlar, sıkıldım tüm bunlardan...

Kendimi böyle mutlu olduğuma inandırmaya çalışanlardan değilim. Olamam da. Saçma sapan bir oyun. Bakalım bu saçma oyun ne zamana kadar sürecek.

Hiçbir insan, hiçbir şehir, hiçbir ev benim değil, mutlu etmiyor hiçbiri beni, bu yeryüzünü karanlık bir mezar olarak görüyorum. Çıkışı da yok gibi…

Göz göre göre mi girdik bu mezara? 

İnanması zor belki ama galiba gerçek bu; bile bile girdik bu mezara…

Burası benim evim değil, yeryüzündeki mezarım.

İnsan göz göre göre canlı canlı mezarına nasıl girer? Anlamak istiyorum…

Ben giriyorum işte. Atılıyorum. Ya çok talihliyim şimdiden yeraltındaki mezara alıştığım için ya da dünyanın en şanssız insanlarından biriyim daha buradayken mezar hayatı yaşadığım için. Her halükârda anormal bir hayat yaşıyorum…

Her şeyin müsebbibi O diyorum kendi kendime... O’nu da tam tanımıyorum ama? Hakkında ne kadar şey biliyorum? Kocaman bir hiç. Bilmiyorum. O kim oluyor benim için? 

Hani beni dünyaya getirdiği için kendimi ona karşı borçlu hissetmeseydim, daha rahat hareket edecek, kararlarımda daha serbest davranacaktım ama bilakis maddi ve manevi olarak kendimi ona karşı borçlu ve sorumlu hissediyorum; elim ayağım tutuluyor.

O, beni sevdiğinden, beni dünyaya getirdiğinden dolayı yanlış yerlere gitmek istemiyorum, kendi isteğimle gitmek istiyorum, Ona yakın yerlere. 

Gitmek istiyor muyum gerçekten? Kesinlikle evet. Çünkü çok ihtiyacım var buna. O zaman ne olacak bu halim. Hal mi kaldı. Paçavraya dönüştü hayatım. En ufak rüzgârla sağa sola yalpalayan bir paçavra…

Bu düşünceler/im karışık olan hayatımı daha da çetrefilleştiriyor. İçimin derininde yürüyen o saf ve duru çocuğa bürünmek istiyorum. Çocuk dediğim, yeryüzünde kendime yakın gördüğüm tek dostum ve de tek düşmanım. Onun da bir dalgası var tabi ama...

Başkası olmak istediğim için kendime ihanet mi ettim şimdi? Bir soru mu bu? Ama o çocuk zaten ben değil mi, ya da ben o değil miyim?

İşim gücüm böyle saçma sorular sormak kendi kendime. Sonra da kendime kızmak, hayatım neden böyle yoldan çıkmış diye…

Bir türlü aklımdan çıkmıyor yanılgılarım, o basit insanların ihaneti, çirkin sözleri, maskelerini gizleyen bakışları... Her hatırlayışımda bir şeyler eriyor kalbimde, çocukluktan kalma bir şey...

Geriye sarmak isterdim her şeyi. Ama imkânsız… Geri dönüşü olmayan yoldu çocukluk. Geleceğe uzanan merdivendi. Bir daha asla dokunamayacağın o anılar bahçesiydi. Yaşamın acımasız kollarına karşı direnen ilk ve son tebessümdü işte… Bitti. 

Hatırladığım kadarıyla sıradan bir çocukluk geçirdim, normal bir çocukluk işte. Herkes kadar farklı, herkes kadar sıradan… Bu şehri, bu mahalleyi, bu evi, bu insanları seviyorum derdim küçükken, annemin dizine yaslardım başımı, gözlerimi yumardım, unuturdum her şeyi. Acımazdı hiçbir yerim. Bütün dünya benim olurdu, ben dünya olurdum. Çocuktum çünkü. 

Ama şimdi…

Şimdi hiçbir şey olmuyor. Yutkunuyorum. Göğüs kafesimde bir sıcaklık hissediyorum, dışarı fırlamak isteyen bir şey var sanki. Acıtıyor. Susturuyor. Gidemiyorum. 

O çocukluk günlerini özlüyor muyum? Hiç sırası değil oysa. İçim bir tuhaf zaten… Hiç anlamıyorum kendimi. Böyle uzun susmazdım hâlbuki. Ağlardım, bağırırdım, yazardım en azından... Artık hiçbiri yok. 

Başımı az kaldırsam kimin koruyucu kanatları tepeme değecek diye düşünüyorum. Kimin? Yok. Yok işte. O kadar uzak ki herkes, her şey…

Ama yine de içimde ısrarla isteyen bir şey var, o şefkatli kanatları. Buruk, marazi ve kederli çırpınışlar. Neden bu kadar acıtarak istiyorum. Anlamıyorum. 

Bir uçurumun kıyısındayım şimdi, düşmek üzereyim farkında olmadan. Bir çift el beni o görmediğim uçurumdan çekip almak istiyor minik yüreğiyle. O bir savaşçı havasında. Hayatla kendi savaşımını veriyor. Yaslanıyorum onun o cesur gözlerine.

Ellerimi tutmak istiyor. Küçülüyor ellerim, ufalıyor; kaçırıyorum ellerimi gayri ihtiyari. Dur diyorum. Şaşırıyor. Neden?

Belki ben ölmek istiyorumdur. Belki bana dokunanın da yanacağını biliyorum. Belki yaramın görünmesini istemiyorumdur. Yine de tutacak mısın?...

Ben bir gün hayatıma son vermek istesem, o eller/in izin vermeyecek mi buna… Ne yapabilirsin ki? Hep böyle yakın olmayacaksın... 

Anlıyor musun?

Bu senden öte bir şey… Onun için bırak. Konuşma. Sadece git. Hiç düşünme, arkana bile bakma. Yoksa her dönüşün, her konuşman, her bakışın seni bitirecek…

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89