• BIST 90.383
  • Altın 145,017
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 12 °C

Algı operasyonu

Ali Bulaç

Bilindiği üzere hicretten önce Medine'de üç büyük toplumsal grup vardı: Müslümanlar, üç kabileden müteşekkil Yahudiler ve müşrik Araplar.

Ancak Müslümanlar içinde olmakla beraber kalplerine henüz İslam'ın girmediği, fırsatını buldukça Hz. Peygamber ve Müslüman cemaat aleyhinde komplolara karışmaktan çekinmeyen münafıklar da vardı. Kur'an, ortak noktaları yalan, iftira ve tezvirat olan Arap ve Yahudi münafıklar arasında varolan düşünce ve işbirliğinden söz eder. Ayetin günümüze bakan yüzü önemli: “Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı hâlde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler.” (5/Maide, 41)

Hz. Peygamber (sas) söz konusu çaba ve işbirliğinin farkındaydı ve onlara büyük iyilikler yaptığı için üzülüyordu, fakat insan tabiatının rahatsız edici bu yanı inanmayanların bir gerçeği idi, dolayısıyla üzülmesine gerek yoktu.

Neden inanmadıkları açık: Ahlaksızlığa itibar edip her yalan söze büyük bir iştahla kulak kabartıyorlar, laf götürüp getiriyorlar, olmadık haberler yayıyorlardı. Yalan söylemek, asılsız haber ve bilgileri referans alıp yaşamak ve yaymak, gerçeği çarpıtmak, kanaatleri ve algıları değiştirmek, insanlar ve toplumsal gruplar arasında kışkırtıcı faaliyetlerde bulunmak büyük ahlaki suçtur. Münafıklardan Arap olanlar Yahudiler adına bir tür ajanlık yapıyorlardı.

Müslümanların Medine'ye hicret etmeleriyle imzalanan Medine Vesikası, gruplar arasında belli bir anlaşma zemini sağlamıştı. Buna göre herkes kendi dinine göre yaşayacak, suçlular korunmayacak, şehrin savunması ortaklaşa üstlenilecekti. Hz. Peygamber (sas) de bu sözleşmenin ortaya çıkmasında birinci derecede rol oynamıştı. 120 sene süren savaş ve kargaşadan sonra zar zor tesis edilen barıştan ne Yahudi kabileleri ne münafık Araplar memnundu. İki taraf da cibilliyetlerine uygun olarak yalan haber götürüp getirmek üzere faaliyete geçmişlerdi. “Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır.” cümlesi bunu ima etmektedir.

Kur'an-ı Kerim, bu noktada tarihsel olarak Yahudilerin bir tutumundan söz eder: “Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar.” Bunun sebebi şuydu: Bilginleri genellikle hakim güçlerin hoşuna gidip lehlerine olacak hükümler verir, bunun için Tevrat'ın hükümlerini değiştirirlerdi. Halktan da rüşvet verenler istedikleri fetvayı, hakimlerden istedikleri kararı alabiliyordu.

Fakat anlaşıldığı kadarıyla “kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptıranlar” bu tahrifatı sadece Tevrat metni üzerinde yapmıyorlardı. Onlar gündelik dilde de kelimeleri hakiki anlamlarından başka anlamlarda kullanıyor, belli bir maksatla sarf edilmiş sözü söyleyenin maksadına aykırı, hatta tam zıddına yorumlayarak fitne ve karışıklık çıkarıyor, muteber, güvenilir insanlar hakkında olumlu kanaat ve algıyı değiştiriyor, hasım ve rakip belledikleri kimseleri itibardan düşürmeye çalışıyorlardı.

Bu belli bir tarihte ve sadece Yahudi ya da Arap münafıkların başvurdukları bir yöntem değil, evrensel bir profildir. Buna göre masum ve muteber insanları gözden düşürmek, belli bir dini, etnik, mezhebi veya sosyal grubu nefret objesi haline getirmek, birileri üzerine iktidarlar operasyon yapacaksa hukuksuzluğu meşrulaştırmak üzere yalan haber ve bilgiler yaymak bu ahlaksız işleme girer. İnkarcıyı inkarı, fasıkı fıskıyla anmak gerekir ama yalan, iftira ve haysiyet cellatlığına dayanan algı operasyonu psikolojik savaş tekniği olarak sonuç verse de, mahiyeti itibarıyla haramdır. Bunu birileri bize yapsa da biz yapmamalıyız. Onlar bizim öğretmenlerimiz değil, bizim öğretmenimiz “en güzel ahlak üzere yaratılan” ve “güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Efendimiz (sas)”dir. Kim yaparsa yapsın yalan, iftira ve tezviratla imaj üretimi ahlakî suçtur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89