• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 14 °C

AKP’nin asıl gücü

Murat Belge

Dünkü yazımda söylediklerime, bazı noktaları vurgulayarak, devam etmek istiyorum. Daha önce de, bizim topluma özgü “iki tarz-ı siyaset” üstüne yazmıştım. Batı âlemi dışında kalıp da gecikerek modernleşme sorunuyla yüz yüze kalan birçok toplumda, bu iki kutup ve bu gerilim görülmüş, yaşanmıştır. “Burjuva demokrasisi” adıyla tanıdığımız rejimi ayakta tutacak kadar güçlü bir “burjuva”nın olmadığı toplumlarda, kalkınma ve “aydınlanma” (bunlar hep iç içe geçer) küçük bir Jakoben-seçkinler zümresinin elinde kalır. Pre-kapitalist toplumsal yapılar ve ideolojiler içinden palazlanan yeni burjuvazi de bulduğu gerici ideolojik ögelerle kendine bir siyaset seçer.

Bizdekinden daha net örnek Hindistan’dır. Aslında “daha net” denebilir mi, emin değilim.Bazı bakımlardan öyle, ama bazı bakımlardan değil. Ancak, orada Congress, olabilecek en demokrat Jakobenizm’i temsil etmiştir, diyelim. Canata ise milliyetçi-muhafazakâr, Hindu şovenizmi yaparak oy toplayan ikinci parti.

Tabii, Congress’in sekülarizmi CHP’ninki gibi “takviye edilmiş Fransız laisizmi” olmadığı için, Congress, hâkim-i mutlak olmasa da, seçim kazanarak iktidara gelme imkânını elinde tutuyor. CHP’nin ve Türk tipi laisizmin hiçbir zaman böyle bir imkânı olmadı.

Hindistan’da bir türlüsünü, Türkiye’de bir başka türlüsünü, bazı Arap ülkelerinde arada kalan biçimlerini gördüğümüz, aslında bildiğimiz ve tanıdığımız bir tahterevalli bu. Şah zamanında İran biraz böyleydi. Meksika biraz böyledir vb.

Benim varmak istediğim nokta, bu formülasyonun iki kutbunun da demokrasiye uzak olduğunu gösterebilmek. 12 Eylül döneminde gene bu kutuplaşmayı yazmıştım, sık sık. Ama toplumsal yapı, toplumun kaderi gibi bir şey. Yapıyı biçimlendiren ögelerde anlamlı bir dönüşüm gerçekleşmeyince, ampirik olaylar, çok farklı görünümler alsalar da, toplumu eninde sonunda aynı sonuçlara götürüyorlar. 12 Eylül’ den beri askerî vesayet rejiminin yoğun hegemonyası altında yaşamıştık. Buradan, 2002’de, yeni bir 14 Mayıs’a geçtik. Ama şimdi, AKP iktidarı, 1954 sonrası Demokrat Parti’nin bazı sinyallerini vermeye başladı.

Böyle devam eder mi? Kesin bir gidiş midir bu? Bilmiyorum. Ama yapının henüz değişmediğini biliyorum. Geçen gün bir arkadaşla konuşuyorduk: “power corrupts” aforizmasına geldik, “absolute power corrupts absolutely.” Yani, mutlak iktidar mutlak yozlaşma getirir. Bu, yüzyılların gözleminden çıkarılmış bir bilgeliktir.

Türkiye’de asıl sorunun, önce bu tahterevallinin determinizmden kurtulmak olduğu yeterince anlaşılıyor mu? Yoksa hâlâ, eski Bizans gibi, “Yeşiller” ve “Maviler”den ibaret bir dünyada mı yaşıyoruz? Bir kutupta hayal kırıklığına uğradığımızda öbür kutba kayarak –teveccüh ederek– mi geçireceğiz hayatımızı? Oysa bu iki kutup böyle kaldıkça ve bizler aralarından gidip geldikçe, hayal kırıklığının sonu yoktur. Hayal kırıklığı bu yapının zorunlu, şaşmaz sonucudur. Çünkü zaten bu iki kutup, farkında olmadan, birbirlerini beslemektedirler. Biri kendi üslûbunca hegemonya kurup sürdükçe, öbürünü bilemekte, onun ekmeğine yağ sürmektedir. Böylece, biri gelir, öbürü gider, sonra giden gelir, gelen gider, ama biz bütün dertlerimizle, hiçbir sorunumuzu gerçekten çözemeden, böyle yaşar gideriz. Partilerin adları değişir, önderler değişir,güncel konular değişmiş gibi görünür, ama yapı kendini korur, kendini yeniden-üretir.

AKP’nin son seçiminden sonra iktidarının “mutlak” olması tehlikesi doğdu. Neden “mutlak”? Padişahlık filan ilân etmediler, edecekleri de yok. AKP’nin iktidarına bir “mutlak” boyası karışacaksa, bunun başlıca nedeni, “ana muhalefet” adıyla andığımız partinin Cumhuriyet Halk Partisi olmasıdır. Yani, “mutlaklık” kendi becerisinin değil, rakibinin aczinin sonucudur.

Bu Baykal ya da Kılıçdaroğlu sorunu falan değil. Bu, CHP sorunu. Çünkü CHP, gözümüzün önünde özellikle entelektüel düzeyde gitgide yolunuyor, çünkü CHP kaybeden “vesayet”in, “düzme-aydınlanma”nın, “muhafazakâr Jakobenizm”in öz örgütü. Bugünkü yapısıyla, düştüğü bu kapandan çıkmasına fazla bir imkân görmüyorum. Ama bunu görmeyenler ve hâlâ ondan bir şeyler bekleyenler var. Bu böyle sürdükçe, “iki tarz-ı siyaset” de yaşama gücü bulacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89