• BIST 90.146
  • Altın 146,456
  • Dolar 3,6253
  • Euro 3,9342
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 18 °C

AKP süreci sulandırmaya çalışıyor

Muzaffer Ayata

Türkiye’nin normalleşmesi ve Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi zor ve sancılı ilerliyor. Erdoğan’ın mevcut tutumuyla sürecin ne kadar ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu. Erdoğan’a ve sürece dair soru işaretleri ve kuşkular da azalmıyor, artıyor.

Erdoğan süreçte kararlı olduklarını ve devam edeceklerini açıklıyor. Ancak sürecin gereklerine uyma ve güven artırıcı önlemler konusunda oldukça geri ve tahrip edici tutum ve üslubunu da terk etmiyor. Son Lice olayı bunun en iyi örneği.

Erdoğan, Akil İnsanlar heyetiyle bir toplantı yaptı. Toplantı sonrası herkes Erdoğan’dan raporlar doğrultusunda ortamı yumuşatıcı ve etkili bir açıklama bekliyordu. O ise tam tersini yaptı. Deyim yerinde ise süreci sabote edici bir açıklamada bulundu. Seçim barajının düşürülmeyeceğini ve karakol yapımlarının devam edeceğini vb. söyledi.

Seçim barajı bilindiği gibi 12 Eylül’de faşist generallerin belirlediği bir orandı. Demokratik bir ülkede böyle bir baraj yoktu. Bunu kaldırmak zaten olması gerekendi ve çoktan kalkmalıydı. Ama Erdoğan demokrasi ve ilkeler yerine iktidar odaklı siyaset yapmayı esas alıyor. Ayrıca sanki Türkiye’nin ihtiyacı barış ve demokrasi değil de karakolmuş gibi böyle bir toplantı sonrası karakol yapımlarına devam diyor. Herkes bilir ki, hiç bir karakol barış kadar güvenliğe katkı sunamaz.

Bunların üstüne Lice olayı geldi. Deyim yerinde ise üzerine tuz biber ekmiş oldu. Tüm ahlaki ve etik değerleri çiğneyerek açıktan yalana ve psikolojik savaşa dayalı bir dil kullandı. Kürt halkı bu ırkçı ve aşağılayıcı, gerçekleri gizleyici ve zulmü meşrulaştırıcı dile yabancı değildir. Lice’de açıktan sivil ve silahsız protesto yapan insanlara ateş açıldı. Bir kişi hayatını yitirdi, bir grup insan da yaralandı. Yaralananların tümü de sırtından vurulmuştu. Açıktan kitlenin üzerine ateş açıldığı ortadayken bir başbakanın kalkıp katliam girişimini savunması ve Kürt tarafını suçlaması bilinen klasik bir Türk sömürgeci yönetici tavrıydı.

Erdoğan bununla da sınırlı kalmadı. Askeri amaçlı yapılan karakolları savundu. Bununla da yetinmedi, freni patlamış araba gibi dengesiz ve iftiraya dayalı suçlamalarını sürdürdü. Güya bu karakol yapılmasına karşı çıkanların arkasında esrardan kazanç sağlayanlar varmış. Bunlar da Kürt siyasal hareketleriymiş. Bu kadar çirkin ve asılsız suçlamayı bir başbakan nasıl yapabilir, diye bazı insanlar şaşırabilir. Ama şaşılacak birşey yok. Erdoğan da dahil Türk siyasal eliti şimdiye kadar Kürt halkından ne korktu ne de utandı. Bu tipik sömürgeci ırkçı bir ruh halinin yansımasıydı.

Ardından danışmanı olacak kişi tam bir ırçkı edasıyla PKK niye karakol istemiyor, gelip asker vurma niyetinde değilse karakol yapımından rahatsız olmaması gerekiyor, diye yazıyor. Kürt tarafının esrar ekimi ve bundan elde ettiği çıkarlara vurgu yaparak Lice’de yapılan katliam girişimlerine kılıf uydurmaya ve tepki göstermeyin demeye getiriyor. Bu danışman ve milletvekili de olmuş kişi sırtını devlete ve Erdoğan’a dayayarak, istihbarat ağızlı bilgilerle sürekli Kürtleri aşağılamaya ve akıl vermeye devam ediyor.

Kürtlere akıl vermeyle zaman geçireceklerine devletin yapması gerekenlerle, kendi işleriyle meşgul olsalar Türkiye için daha hayırlı bir iş yapmış olacaklar. Bu 12 Eylül anayasası nasıl değişecek, Türkiye nasıl demokratikleşecek, hapishaneler nasıl boşalacak konularıyla kafa yorsalar ne karakola ihtiyaç kalır, ne de yaptıkları katliamlara kılıf uydurmalarına gerek kalır.

Bu uyuşturucu demagojilerine de bir vurgu yapmamız gerekiyor. Bugün resmi olarak yapılan açıklamalara göre Avrupa’ya giren uyuşturucunun yüzde yetmişi Türkiye üzerinden giriyor. Türkiye en büyük polis ve asker ordusu besleyen bir ülke. Tüm sınır kontrolleri de Türk birimlerinde. Buna rağmen bu uyuşturucu trafiği nasıl mümkün olabiliyor?

PKK ve taraftarları uzun yıllardır ağır işkencelere maruz kaldılar. Olmadık nedenlerle tutuklandılar, idam dahil en ağır cezalara hedef oldular. Cezaevleri Kürtlerle hep doluydu. Şimdi de binlerce Kürt hapiste. Ancak bugüne kadar hiç bir PKK’li ne Türkiye’de ne de Avrupa’da bir uyuşturucu davasından yargılanmış ve ceza almış değildir. Türk basını polisin ve istihbaratın elinde basit bir yem olarak kullanıldı. Birçok defa PKK bağlantılı uyuşturucu yakalandı haberleri yaptılar. Ancak bu haberlerin hiç birsinin takibini yapıp sonucunu halka açıklamadılar. Hepsi basit bir polisiye propaganda haberiydi. Türk basını bu basit kullanılma pozisyonundan ne utandı ne de rahatsız oldu. Hala da buna alet oluyorlar. Nitekim hükümet yandaşı gazeteler Lice’deki kitle taranması haberini verme yerine Lice’nin ardındaki esrar gibi manşetler atarak resmen katliamları örtbas etmeye ve cinayetlere ortak olmaya çalıştılar. Bu haberlerin kaynağı da tamamen hükümet emrindeki psikolojik savaş mekanizmalarıydı.

Barış sürecinin sağlıklı yürümediği ortada. Süreci kontrol eden herhangi bir uluslararası organ veya birim yok. Hükümet istediğinde İmralı’ya birilerini yolluyor, istemedi mi dünyaya kapatıyor. Son noktada da herşey Erdoğan’ın iki dudağı arasında çıkacak lafa bağlı. Yok dedi mi, hiç birşeyin pratikleşme imkanı yok. Bu kadar keyfi ve tek taraflı bir barış süreci yürümez.

Kürt tarafının iyi niyetli ve barıştan yana iradesini kullanması tek başına barışı garantiye almaz. Bu açıdan Kürdistanlı tüm güçler ve Türkiye’de demokrasiden yana olanlar daha fazla harekete geçmelidirler. Barış ve demokrasi sadece hükümete bırakılacak olgular değildirler.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89