• BIST 89.931
  • Altın 145,423
  • Dolar 3,5968
  • Euro 3,9078
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 12 °C

AKP süreci ilerletmiyor

Muzaffer Ayata

Suriye, kimyasal silahların kullanılması üzerine farklı bir boyutta dünya kamuoyunun gündemine oturdu. İki yıldır Suriye deyim yerindeyse yerle bir edildi. Yüz binden fazla insan yaşamını yitirdi. Milyonlarca insan da yerlerini terk etti. Yaşam, halk için her yönüyle zorlaştı. Yaşadıkları ülke büyük bir belirsizliğin ve kaosun egemen olduğu bir ülke haline geldi.

Dünya Suriye’yi tartıştı ama tartışmalar müdahale üzerine bu kadar yoğunlaşmamıştı. Son kimyasal silah kullanımı ve sivillerin hedef alınmasıyla Türkiye basını da dahil dünya basını birden bire Suriye’ye askeri müdahaleyi işlemeye başladı. Artık müdahalenin ne zaman, nereden ve hangi boyutlarda olacağı konuşuluyor. İlginç olan kimyasal silahlarla yapılan katliamı kimin yaptığı konusunda da net bir bilgi yok. Esad yönetimi iddiaları reddediyor. BM denetçileri de daha raporlarını sunmadılar.

Ancak Esad’ın kolay devrilmeyeceği ve dağınık muhalefet karşısında giderek etkinlik kurduğu görülüyor. El Kaide uzantılarının Kürtlere saldırılarına ve sivillere dönük katliam ve kaçırma olaylarına Türkiye destek verdi. Batılı ülkeler de seyretti. Bazı bölgelerden Kürtler sürülmeye ve etnik temizliğe tabi tutuluyorlar. En güvenlikli ve halkın kendisini rahat hissettiği Kürtlerin denetimindeki bölgeyi karıştırmak için en çok Türkiye uğraştı. “Oldu bitti kabul etmeyiz. Kürtler özerklik kuramaz” temelinde sürekli açıklama yaptılar. Kürt karşıtlığı bu kanlı girdapta bile hızından bir şey kaybetmedi. Halbuki Esad rejimine karşı olduklarını söylüyor, muhalefet dedikleri kesimleri destekliyor ve silahlandırıyorlardı. Sınırlarını onlara açmışlardı. Kürt bölgelerinden de Esad güçleri çıkarılmış ve halkın kendisini yönetebileceği örnek demokratik bir yönetim modeli de yürürlüğe girmişti. Tüm eksiklik ve acemiliklerine rağmen Suriye’nin en güvenlikli ve sakin bölgesi Kürtlerin ellerindeki bölgelerdi.

Türkiye bu güvenlikli Kürt bölgelerini tanıma, destekleme ve dostluk ilişkisi kurma yerine hep dışlamaya ve ezmeye çalıştı. Kürtleri ne olduğu bilinmeyen Arap muhalefetinin kuyruğuna takmaya çalıştı. Kürtler ne Esad ne de muhalefetin yanında yer almadı. Çünkü demokratik bir program üzerinde anlaşmış ve kendi içinde bir birlik kurabilmiş bir muhalefet ortada yoktu. Türkiye’nin ve batının desteğine rağmen bugüne kadar böyle bir irade oluşamadı. Suriye halkı büyük oranda şaşkın ve bir çıkmaz içinde. Özellikle El Kaide uzantısı örgütler hiç bir kural tanımıyor. Halka karşı da acımasız cinayetler işliyorlar. Saldırılar ve talan sınır tanımıyor. Halk da şiddete teslim olmuş durumda. Kim silahlıysa ve nereye hakimse halk boyun eğme durumunda kalmış.

Böyle bir muhalefetin halka güven vermeyeceği açıktır. Bu yüzden de Esad rejimi hala ayakta kalmaya ve direnmeye çalışmaktadır. Demokratik bir muhalefet ve güven veren bir önderliği olsaydı Esad’ın bu kadar ayakta kalma şansı olmazdı.

Şu anda da Suriye’de çıkmaz devam etmektedir. Batı olası bir saldırı ve müdahale karşısında ciddi kaygılara da sahiptir. Bu defa El Kaide uzantısı örgütler daha güçlenirse korkuları var. Bu grupların kuracağı bir yönetimin Esad’ı aratacağı da bilinmeyen bir durum değil. Bu durum Batı için hafife alınacak bir sorun değil. Ancak aynı batı bu grupların Suriye’ye taşınmasına ve Kürtlere saldırmalarına da fazla ses çıkarmadı.

Suriye’ye müdahale ve bölgenin daha fazla karışması gündemdeyken AKP hükümeti Kürt sorunu konusunda hala bir adım atmış değil. Kendi içindeki savaşı çözemeyen ve demokratikleşmeyi gerçekleştirmeyen Türkiye, Suriye için her gün atılan nutuklara sahne olmaktadır. Başbakan Erdoğan hergün Suriye ve Esad’ın halkına yaptıkları zulüm üzerine açıklamalar yapmaktadır.

KCK yetkilileri sürecin iyi gitmediğini, hükümetin sorumluluklarına sahip çıkmadığını ve oyalama yolunun tercih edildiğini açıkladıklarında da hükümet ve yandaş basını yaygara yapmaya ve Kürt tarafını suçlamaya çalışmaktadırlar. Bu üslup ve yaklaşımların barış ve çözüm yaklaşımı olmadığı açıktır. Aylardır çatışmalar durmuş, gerilla güçleri sınırdışına çekilmeyi sürdürüyorlar. Buna karşı hükümetin attığı somut bir tek adım yok. Hala hapishaneler dolu. KCK adı altında hapishanelere doldurulanlar doğru dürüst bir yargılanmaya bile tabi tutulmuyorlar. Yıllardır tutuklu ve çoğu alacağı cezayı fazlasıyla yatmış durumda. Buradan da anlaşılıyor ki hükümet hala Kürtleri mağdur etmeyi ve zayıflatmayı düşünüyor. Savaşa son vermek ve dağları boşaltmak isteyen bir hükümet sivil politikacıları ne diye içeride tutar?

Savaşı durdurma ve Kürt tarafını temsil etmede en etkili isim olan Sayın Öcalan hala avukatlarıyla görüştürülmüyor. Adaya giden BDP’lileri de hükümet istediği zaman götürüyor. Sayın Öcalan’la herhangi bir basın munsubunun görüşmesine bile razı olmadılar. İmralı hala büyük bir izolasyon altında. Kamuoyuna ulaşmasına, heyetlerle, basınla buluşmasına izin verilmiyor. Bu durumda barışı da Türkiye’de Erdoğan tek başına getirecek. Herhalde demokratikleşmeyi de devlet eliyle gayet merkezi ve otoriter bir yöntemle başbakan halledecek!

Suriye yeni ve hızlı gelişmelerin arifesindeyken AKP’nin hala Kürt sorununda oyalama ve kendi gündemine, seçimlere göre kendisini ayarlamasına Kürt hareketleri seyirci kalamaz. Sürecin barış ve demokrasi temelinde gelişmesini isteyen güçlerin daha aktif tutum almalarına ihtiyaç var.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89