• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 3 °C

AKP 'Kürt bataklığı'na saplandı: 1925'lere savruluyor

Celal Başlangıç

AKP 'Kürt bataklığı'na saplandı: değil 1990'lara, 38'lere, 25'lere savruluyor

AKP "Kürt sorunu"nu çözmüş ama Kürtler'in haberi yok!

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından çıkardığım en net sonuç bu!

Ne diyordu önceki gün "18. Geleneksel Muhtarlar Toplantısı"ndaki tarihi konuşmasında:

"Buradan bir kez daha ifade ediyorum, Türkiye'de Kürt sorunu değil, terör sorunu vardır. Bunu böyle bilmemiz lazım. Kimse, bize bunu yutturmaya kalkmasın. (...) Biz bunu 2005'te Diyarbakır konuşmamda kapattık. Dedik, artık Türkiye'de böyle bir sorun yok."

İşte Kürtler Erdoğan'ın "mesele"yi 2005'teki Diyarbakır konuşmasında kapattığından habersizdi.

Cumhurbaşkanının ifadesiyle "yatıp kalkıp 'Kürt sorunu da Kürt sorunu, Kürt sorunu da Kürt sorunu" diye tutturmuşlardı ama "yutturamıyorlardı".

Gerçekten 2005'teki Diyarbakır konuşmasında "meseleyi" kapatmış mıydı Erdoğan yoksa yeni mi açmıştı?

O konuşmadaki sözleri aynen şöyle:

"İlla her soruna bir ad koymak da gerekmez. Çünkü sorunlar hepimizindir. Ama illa 'Ad koyalım' diyorsanız Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur."

Şimdi siz bu konuşmadan "Cumhurbaşkanı 2005'teki Diyarbakır konuşmasında zaten meseleyi kapatmış" sonucunu çıkartabiliyor musunuz?

Belli ki kendisi de böyle bir sonuç çıkartamamış ya da 2005'te "Kürt sorunu"nu çözdüğünü unutup 2 Haziran 2011'de yine Diyarbakır'da bir daha "Kürt sorunu da Kürt sorunu" demiş:

"Sevgili Kürt kardeşim. Bu meseleyi evvelallah biz çözeriz. 2005 yılında, burada, Diyarbakır’da ne dediysem, bugün de onu söylüyorum, bugün de o sözün arkasındayım. Bu ülkede Kürt sorunu vardır, adına Güneydoğu sorunu deyin, ne derseniz deyin. Ölene kadar Kürt sorunuyla ya da Güneydoğu sorunuyla mı yatıp kalkacağız? Helalleşme sürecini 2005 Ağustos ayında başlattık, 2009 yılında Demokratik Açılımı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni biz başlattık. Çözüm sürecinin zeminini olgunlaştırdık."

Doğal olarak bu üç konuşmadan bile Kürtler, Erdoğan'ın Kürt sorununu çözdüğünü anlayamamış, sorup duruyorlardı:

"Erdoğan, önceki gün söylediği gibi 'meseleyi' 2005'te kapattı mı?... Yoksa 2011'de söylediği gibi 'Helalleşme sürecini 2005'te Diyarbakır'da başlattı mı?... Bu da değilse acaba 2005'te 'Kürt sorunu benim de sorunum" dememiş miydi?"

İşte "söyleyen bir kişi, söylenenler çeşitli" olduğu için sorunlarının çözüldüğünün bir türlü farkına varamamıştı Kürtler.

Erdoğan önceki günkü konuşmasında  "Kürt sorunu yok terör sorunu vardır" diyordu.

Bu tesbiti doğru kabul edip içinde bulunduğumuz durumu bir düşünelim.

Ne yapıyor AKP iktidarı sözünü ettiği bu "terör sorunu"nu çözmek için?

Nüfusu 1,5 milyona varan yedi kentte 19 ilçeyi askerle, polisle kuşatıyor.

Sokağa çıkma yasakları ilan ediyor. Hem de bir defa, üç defa, yetmedi altı defa...

Üç gün, beş gün, 10 gün, 15 gün, 25 gün derken 35 güne varıyor her bir sokağa çıkma yasağı.

Mahalleler, sokaklar, evler tank ve top atışına tutuluyor, evler ağır makinalı tüfeklerle taranıyor, keskin nişancılar hareket eden her canlıyı vuruyor, yetmezse havadan helikopterler saldırıyor kent merkezlerine.

200'den fazla sivil ölüyor; üç aylık bebekten, 80 yaşındaki dedeye kadar çocuklar, kadınlar, yaşlılar...

Devlet; Başbakanıyla, İçişleri Bakanıyla, Valisiyle, Kaymakamıyla tek bir sivil ölümüyle ilgili bir satır açıklama yapmıyor, adını bile anmıyor.

Sokaklar, cami avluları, okul bahçeleri, hastane morgları, hatta gümrük kapılarındaki soğuk hava depoları bile cenazelerle dolup taşıyor.

Düne kadar PKK gerillalarının mezarlıklarını bombalayan devlet bugün 50'den fazla insanın cenazesinin toprakla buluşmasına izin vermiyor.

Öldürülenlerin cenazelerini almaya gidenler, hastalarını ellerinde beyaz bayrakla hastaneye yetiştirmek isteyenler keskin nişancıların hedefi oluyorlar. Sokaklarda bedenleri çürüyen cenazelerin sayısı her geçen gün artıyor.

Hastaneler, okullar karargaha çevrildi, binlerce öğretmen uyduruk bir "meslek içi eğitim" bahanesiyle Kürtlerin yaşadığı kentlerden geri çekilip evlerine gönderildi neredeyse bir ay önce.

Bu da yetmiyor, "terörle mücadele" çıtasını, toplumun her kesimine büyük bir "ayıklama"ya yükseltiyor Cumhurbaşkanı:

"Üniversiteler, hastaneler, okullar başta olmak üzere kamuda görev yapanlardan terör örgütünün yanında yer alanların süratle ayıklanmasına ihtiyaç vardır."

Bu da yetmiyor, HDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için yargıyı, TBMM'yi göreve çağırıyor.

Şu anda bölgedeki Kürt kentlerinde 20'ye yakın belediye başkanı görevden alınmış, hatta tutuklanmış durumda. Öyle bir boyuta varmış ki bu uygulama, tutuklananlar arasında "Özyönetim ilan etme ihtimali" olan belediye başkanları bile var.

Bu da yetmiyor.

Kürtler kendi valilerini seçme talebini dillendirirken, AKP iktidarı Kürtlerin seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma, hatta yerine "cemaatçi holdinglere" yaptığı gibi kayyum atama hazırlığı yapıyor.

Binlerce asker, binlerce polis, Türkiye'nin dört bir yanından Kürtlerin yaşadığı kentlere sevk ediliyor.

Ama bu da yetmiyor.

Bingöl'den, Kulp'tan, Bismil'den, Çınar'dan, Eğil'den "Geçiçi Köy Korucuları", kuşatılmış kentlerdeki operasyonlara katılmaları için göreve çağırılıyor.

Kimi kabul ediyor, kimi istifa ediyor, kimi zorla götürülüyor. Kulaktan kulağa bir fısıltı yayılıyor Diyarbakır'da; "Sur'u TOKİ yeniden yapınca operasyona katılan koruculara tapu verilecek" diye.

Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu "Diyarbakır Sur’da 1400 korucunun, güvenlik güçlerine destek verdiğini, Cizre, Silopi ve Dargeçit’te de çok sayıda korucunun operasyonlara katıldığını" açıklıyordu.

Yani devletin Özel Harekat Timi'yle polisi, Jandarma Özel Harekatı'yla askeri mi yetmiyor da korucular haftalardır, aylardır operasyon yapılan kentlere "mayın eşeği" olarak sürülüyor?

Yoksa "Sadece Türk Ordusu ve Türk Polisi Kürtlerle çatışmıyor, yanımızda vatansever korucu Kürtler de var" mı demek isteniyor?

Bunlar da değilse, kuşatılan kentlerin gelecekte nüfus yapısını değiştirmek için hazırlık mı yapılıyor?

Bütün bunlar "Kürt sorunu" için değil, "Terör sorunu" için yaşanıyor öyle mi?

Bu mantığın varacağı sonuç belli:

'Kürt sorunu' yoktur, 'terör sorunu' vardır. Olaylar bu boyuta geldiğine göre yaşanan terör "Kürt terörü"dür. Öyleyse statü isteyen bütün Kürtler teröristtir. Her öldürülen de sivil değil, terörist Kürttür.

Yoksa Kürt sorunu çözülmüştür de Kürtlerin haberi yoktur!

Şimdi tek bir sorun kaldı ortada. Bu öldürülen "Kürt teröristlerin" cenazesini ne yapacağız? Sokaklar, cami avluları, okul bahçeleri, hastane morgları, hatta gümrük kapısındaki soğutucular bile "terörist Kürtlerin" ölüsüyle doldu.

Kürt sorunu çözülmüştü ya, sonunda "öldürülmüş terörist Kürt" sorunu da çözüldü! Dün Adli Tıp Kurumu Yönetmeliği'nde yapılan bir değişiklik Resmi Gazete'de yayınlandı. Bu değişikliğe göre üç gün içinde alınmayan cenazeler mülki amirler tarafından alınıp defnedilebilecek.

Gördüğünüz gibi devletimiz sadece 100 yıllık Kürt sorununu çözmekle kalmadı, "teröristlerin ölüsü"yle ilgili sorunu da çözdü. Ama bir tek "terör sorunu"nu çözemedi!

Elbette bu çözüm de Kürtlerin ister "genetik" deyin, ister "toplumsal" deyin, ister "tarihsel" deyin, isterseniz hepsini birden kullanın, "hafızası"nı canlandırdı:

"Bu devlet şimdi de cenazelerimizi kaçırıp gömecek; aynen 1925'te Şeyh Sait, 1938'de Seyit Rıza ve arkadaşlarına yaptıkları, Saidi Kurdi'nin cenazesini gaspettikleri gibi..."

Eğer bunlar da yetmezse "terör sorunu"nu çözmeye, kolayı var; 1925'te yaptığın gibi çıkartırsın Takrir-i Sükun Kanunu'nu... Kapatırsın muhalif siyasi partileri, atarsın içeri bütün muhalif gazeteci ve yazarları, istediğin gibi kesip biçersin "teröristleri".

O da olmazsa çıkartırsın 1930'lu yıllardaki gibi İskan Kanunu, "terörist olan nüfusu" sürersin "terörist olmayan nüfus" içersine...

Türkiye Cumhuriyet'in kurucuları o yıllarda İskan Kanunu için parlak cümleler kuruyorlardı:

"Biz açıkça milliyetçiyiz ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbir nüfuzu yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türklüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız."

1930'larda "milliyetçiliğini" ilan eden iktidar "Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemehal Türk yapmaktır" anlayışındaydı.

Neyse ki bugünkü iktidar "milliyetçiliği ayaklar altına aldığı" için, 100 yıldır çözülemeyen "Kürt sorunu"nu daha göreve gelişinin üçüncü yılında, 2005'te çözmüş de, Kürtlerin bundan haberi olmamış.

Neyse ki bugün ülke yönetiminde Kürtleri Türkleştirmek isteyen bir iktidar yok. Zaten onca zaman içerisinde Kürtler "Türk" olacaklarına, "terörist" olmuşlar!

Benim Cumhurbaşkanının konuşmalarından anladığım bunlar da yalnız ortada "küçük" bir sorun var.

AKP devleti gırtlağına kadar 'Kürt bataklığı'na saplanmış, değil 1990'lara, 1938'lere, 1925'lere savruluyor.

Bu "terör sorunun" çözümü 1915'lere de varır mı? (Haberdar)

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89