• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 11 °C

AKP hükümeti Suriye Kürtlerine düşmanlık yapıyor

Muzaffer Ayata

İmralı süreci şu haliyle Erdoğan’ın keyfine kalmış gibi görünüyor. Sayın Öcalan’la kim görüşecek, ne zaman görüşecek herşeyi Erdoğan belirlemek istiyor. Bu haliyle bir müzakere karşılıklı bir tartışma ve görüş alış verişi yapılmıyor. Tek yanlı bir monolog ve dayatma hali görünüyor.

BDP ve Kürtler adına kimin temsil yetkisi var, doğal olarak bu kurumlar kendi aralarında uygun isimleri belirler. Ayrıca hükümetin bir kaygısı ve önerisi varsa bunu Erdoğan’ın yaptığı gibi basının önünde çok kaba bir biçimde yapmaz. Su olmaz bu olmaz yerine partinin yetkililerine varsa bir öneri veya görüş iletebilirler. Ama BDP’liler Erdoğan’ın memurları veya AKP’nin Kürtleriymiş gibi davranıyorlar.

İmralı görüşmelerinden bu haliyle bir şey çıkmaz. Ayrıca hükümet biz bu işin içinde yokuz, diyor. Neymiş, devletin bir kurumu, istihbaratı bu işte görevlendirilmiş! Bu işler sadece istihbaratlık işler olmadığına ve hükümetin onayı olmadan istihbarat başkanının İmralı’ya gitme yetkisi ve şansı olmadığına göre sorumluluğu tam üstlenmemek hayra alamet değil.

Oslo süreci bunun en iyi örneğidir. Hükümet görüşmeleri yürüttü. Ancak bir çözüm projesi olmadığı için süreci sonlandırdı. Bağlayıcı bir sorumlulukla süreci üstlenmedi. MİT görüştü ve devletin bu kurumu ne için var, bu işlerde kullanılır, diye işin içinden çıkmaya çalıştılar. İşler ters gider veya bir taktik olarak görüşmelere yaklaşıyorlarsa yarın biz görüşmedik, bu işte istihbaratı kullandık diyeceklerdir.

Görüşmeleri hükümet açıkladı ama süreç pek ilerlemiyor. Bu da Kürtlerden kaynaklı değil. Tamamen hükümetin tasarrufu ve niyetiyle ilgilidir. Bir ay boşuna harcandı. Hala şu kişiler adaya gidemezlerle Erdoğan zamanı heba ediyor. İlk dönemler de ise acayip bir psikolojik savaş yürüttüler. Kandil, BDP, Avrupa v.b. İmralı’yı dinler mi, dinlemez mi tartışmaları ortalığı kapladı. Bu işten öncelikle Kürt güçleri arasında bir çelişki ve ayrılık yaratmaya çalıştılar. Bu fos çıkınca bu defa daha kaba ve buyurgan bir tutuma kaydılar. Bu tarzla ne barış ne de müzakere yapılabilir.

Çok önemli bir noktayı daha gündeme getirmek gerek. AKP hükümeti açıkça Suriye’deki Kürtlere düşmanlık yapıyor. Suriye’de Kürtlere açık düşmanlık yapan ve Kürtlerin kanını döken bir hükümet Türkiye’deki Kürtlerle nasıl bir barış yapacak? Suriye’deki Kürtlere düşmanlığın asıl nedeni de Suriye’deki Kürtlerin Türkiye’deki Kürtlerle olan siyasi akrabalıklarıdır.

Suriye’de muhalefeti destekleyen ve silahlandıran Türk hükümeti, orada kendi bölgelerinde kendilerini yönetmeye kalkan Kürtlere ise düşmanlık yapıyor. Yönetim Arap muhalefetin eline geçince sevinen Türk hükümeti, Kürtlerin eline geçince neden bu kadar rahatsız oluyor? Yoksul Kürtlerin çıkan siyasi fırsatlardan yararlanmasından neden bu kadar öfkeli? Bununla da yetinmeyip silahlı grupları Serêkaniyê’den sokup Kürtlerin kanını dökmek herhalde iyi niyetin bir göstergesi değildir.

İki gün önce Suriye’deki Kürtlerin kanlı saldırılara hedef olmasını Erdoğan açıktan savunmuş ve üstlenmiştir. Çünkü şimdiye kadar Arap muhalifleri ve Kürtler arasında herhangi bir çatışma olmamıştı. Çatışma direkt Türkiye tarafından başlatıldı. Saldırganlar da Türkiye’den hazırlanarak Ceylanpınar üzerinden Serêkaniyê’ye gönderildi. Bu çok açık ve netti.

Bunu Erdoğan da iki gün önce gazetecilere şu şekilde anlattı: “PYD olayına gelince, PYD rahatsız. Niye? Çünkü muhalif güçler PYD’yi sıkıştırmaya başladı. Burada özellikle Qamişlo ve Haseke’ye doğru PYD’nin çok ciddi bir sıkıntısı var. PYD öyle çok çok rahat değil. O süreci de muhalif güçler gayet iyi sürdürüyorlar...”

Bu anlatılanlar öldürülen Kürtlerin kimin eliyle olduğunu açıkça dile getiriyor. PYD’ye karşı muhalifler neyi gayet iyi yürütüyorlar? Şu anda Serêkaniyê dışında muhaliflerin Kürtlere karşı gayet iyi bir şey yürüttüklerini görmedik, duymadık. Kürtlerin böyle katliama maruz kalmasına Erdoğan gayet rahat ve sakin bir şekilde sahip çıkıyor. Türk basınında hiç kimse buna en ufak bir eleştiri ve itiraz getirmiyor. Bu durumda Türkiye’deki Kürtlere karşı iyi niyet beslendiğini ve gerçekten bir barış arayışı olduğunu kim nasıl iddia edebilecek?

Burada bir olguya tekrar değinmek gerek. Türk basını savaşın bir tarafı oldukça ve resmi görüşün uzantısı olarak kaldıkça Türkiye’ye barış ve huzur gelmez. Barış ve huzur ancak adaletin gerçekleşmesi üzerinde hayat bulabilir. Kürtleri oyalayarak, zayıf düşürerek, zayıf yanlarını kullanarak barış ve adalet yaşam bulmaz.

Suriye Kürtleri uzun yıllar tüm haklarından mahrumdular. Şimdi kısmi de olsa kimliklerini yaşama ve kendilerini yönetme şansına kavuştular. Türkiye niye buna düşmanlık yapıyor? Bu düşmanlık normal karşılanabilir mi? Diğer parçalarda Kürtlere düşmanlık yapan bir Türkiye kendi içinde Kürtlerin kimliğini ve siyasi haklarını tanır mı?

Bu sorular hayatıdır. Biz isterdik ki, barış süreci sağlıklı yürüsün. Suriye’de Kürtlerin kanı dökülmesin. Türk ve Kürt ilişkilerinde silahlar aradan çıkarılsın. Çağdaş ve demokratik temellerde Türkiye Kürtlerin ve Türklerin ortak evi olsun. Ama Erdoğan’lar zihniyetlerini değiştirmeden bu mümkün görünmüyor. Kürt halkı bir daha teslimiyeti ve kimliksizliği kabul etmeyecektir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89