• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -4 °C

AKP, Hüda-Par’la nereye?

Muzaffer Ayata

1990’larda yaşananlar hala hafizalarda tazeliğini korumaktadır. Yeni nesil fazla bilmeyebilir ama politika ve mücadelenin içinde olanlar çok iyi bilirler. O dönem Türkiye’nin en karanlik yıllarıydı. Devlet tümüyle çeteleşmişti. Kendi anayasasını ve yasalarını da uygulayamaz hale gelmiş ve hepsini bir tarafa atmıştı.

Binlerce köy yakılmış ve boşaltılmıştı. Binlerce insan gözaltında kaybedilmiş ve ağır işkencelerden geçirilmişti. Kontr-gerilla, Jitem ve itirafçılardan olusan kelle avcıları insanları kaçırıyor, iskencelere alıyor ve sokaklarda infaz ediyorlardı. Bu çarkın bir parçası olarak Hizbullah da devreye sokulmuş, tam bir cinayet şebekesi olarak kullanılmıştı.

Sözde Hizbullah bir örgüt olarak kurulmuştu. Normalinde devlete, Türk sömürgeciliğine karşı mücadele etmesi gerekirdi. Nitekim aynı ismi taşıyan Lübnan Hizbullah’ı İsrail’e karşı mücadele ediyordu. Türkiye’de kurulan Hizbullah devlete ne el kaldırmış ne de bir fiske vurmuştu. Varlığı Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kirli ve karanlık cinayetlerle fark edilir oldu. JİTEM ile devletin karanlık odakları tarafindan eğitildiği ve halka saldırtıldığı devletin yetkili çevreleri tarafından da kabul edildi, dile getirildi. Halk bu karanlık cinayet şebekesine Hizbul-kontra adını taktı. Devlet kırsalda gerilla karşısında zorlanıyordu. Şehirlerin ellerinden çıkmaması, serhildanların bastırılması ve kitle eylemlerinin etkisizleştirilmesi, legal yapılanmaların dağıtılması için yedek bir güç olarak Hizbul-kontrayı devreye soktu. Toplumun her kesiminden, silahsız ve normal yaşamını sürdüren insanları hedeflediler. Binlerce suçsuz insan bu vahşi, yargısız infazlara kurban gitti. Faili meçhul cinayetler dönemiydi o yıllar. Ama halk bilgece bu cinayetleri faili belli cinayetler olarak tanımladı. Devleti yeniden toparlamaya çalıştıklarında ve bu kirletilmis imaji biraz düzeltmeye ihtiyaç duyduklarında Hizbul-kontraya tekmeyi bastılar. Hizbullah’ın evlerinin altından cesetler fışkırmaya başladı. Bu cinayetleri devlet bilmiyor değildi. Devlet ne zaman ki ihtiyaç duydu, Hizbullah’ın işlediği cinayetlerin bir kısmını deşifre etti, yöneticilerinin bir kısmını öldürdü, bir kısmını da tutukladılar.

AKP hükümeti faili meçhul cinayetlere başvurmayacağını, Kürt inkarı ve asimilasyonunu terk ettigini Erdoğan’ın ağzından defalarca kamuoyuna açıkladı. Ancak aynı AKP, bugün daha önceki kirli ve karanlık oyun ve tertiplerin peşinde olmayı sürdürüyor. AKP bunu neden yapıyor veya neden buna ihtiyaç duydu? Her şeyden önce AKP demokratik gelenekten gelmeyen bir parti. Türk-İslam sentezci bir yapılanma. Devletçi ve iktidarci karakteri çok güçlü. Devleti ele geçirmeyi ve iktidarda kalmayı varlık gerekçesi olarak görüyor.

Böyle olunca Kürt sorununda köklü bir çözüm ve demokratik bir Türkiye projesi ana desturu olmuyor. Rojava’da Kürtler bir özerklik firsatı yakaladıklarında hemen onu kırmızı çizgileri olduğunu, Türkiye için tehlike olarak gördüklerini ilan ettiler. Halbuki oradaki yapılanmaya sevinmeleri gerekiyordu. Demokratik bir Suriye ve özerk Kürt bölgeleri Türkiye için neden tehdit olsun ki?

Kobanê’nin düşmesi için açıktan ISİD’e destek sundular, ondan medet umdular. Kürt halkının buna tepkisi sert olduğunda, 6-7 Ekim protestoları büyük bir kitlesel kalkışmaya dönüşünce AKP, eskiye rücu etti. Devletin eski kirli ve karanlık alışkanlıklarına basvurmaya başladı. Diyarbakir sokaklarında adı Hüda-Par olan ama esasında Hizbullah’ın kendisi olan güçler yine devreye sokuldu. Bu kesimden bir grup ellerinde kalaşnikoflarla polisle birlikte kitleye ates açtı .

6-7 Ekim’de onlarca Kürt katledildi. AKP yetkilileri Hüda-Par’lı olarak bilinen birkaç kişinin öldürülmesini öne çıkardı. Onların faillerinin bulunduğunu açıkladı. Diğerleri de bu ülkenin vatandaşları değil miydi? Neden onların failleri bulunmadı?

Son Cizre’deki olaylar bir daha gösterdi ki, ne Hizbullah ne de AKP geçmişten yeterince ders çıkarmamış. Bülent Arınç hemen Hüda-Par’ı sahiplendi. Onlar mazlum ve mağdur ilan etti. Doğal olanı hükümet ve devlet yetkililerinin olayları araştırarak, suçu ortaya çıkarması ve sözü yargıya bırakmasıdır. Ama öyle olmadı. Hükümet tüm yandaş medyasıyla Kürt tarafını suçladı ve kötülüğün kaynağı olarak sundu. Hüda-Par olarak bilinen kesim ise Şengal ve Kobanê’de Kürt halkı etnik temizliğe tabi tutulurken, kadınları ganimet olarak alınıp pazarlarda satılırken hiç rahatsız olmadı. ISİD karşısında bir tutum almadı. Basın yayın organlarında AKP dahil devletin partileri ve organlarının kullanmadığı zehirli ve kindar, düşmanlığı içeren bir dil kullandı. Kırk yıldır Kürdistan için mücadele eden, Kürtlerin bir kimlik sahibi olmasini sağlayan PKK’yi çete olarak adlandırdı, cenaze başlarında ‘PKK’ye lanet ola’ sloganları attırdılar.

Hüda-Par yıllardır kurulmuş ve istediği gibi örgütlenerek çalışmaktadır. Kürt örgütleri tarafından herhangi bir engel çıkarılmadı. Tüm bunlar dikkate alındığında Şengal’de, Kobanê’de Hüda-Par’ın Kürt Özgürlük Hareketi’yle yan yana olması gerekirdi. Ama tam tersi oldu, Hüda-Par yine Kürt karşıtlığı temelinde AKP yanında ve devletin sıkıştığında basvurduğu kirli bir silahi oldu.

Mücadele yoğunlaşktığında ve çatışma keskinleştiğinde saflar daha belirgin bir hal alıyor. Bu açıdan AKP de aklını başına almalıdır. Yllarca Fethullah ve paralel yapı hakkında AKP’yi uyardık, eleştirdik. Dikkate almadılar. Bugün kendileri yaygara yapıyor. Aynı şeyi Hüda-Par ve diğer karanlık güçler şahsında tekrarlamasınlar. Kürt tarafına zarar verebilirler ama bunun Türkiye ve demokrasiye hayrı olmaz. Hüda-Par’lılar da geçmişten ders çıkarmalılar. Devletin desteğine ve yönlendirmelerine fazla güvenmemelidirler. Bundan özgürlük ve gelişme çıkmaz. Karanlık ilişki sahipleri tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolup giderler. Kürt halkı bilinçli ve deneyimlidir. Direnecektir ve kendisini savunacaktır. Yanliş hesaplar sahiplerine de zarar verir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89